“Dünya tek bir devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu”
General Bonapart
On dokuzuncu yüzyılın başlarında İkinci İttifak’a katılmış bulunan Rusya İmparatoru I. Pavel Avusturyalılara kızarak bu ittifaktan soğumuş, kara ve deniz kuvvetlerini ittifaktan geri çekmişti. Hatta Malta meselesi yüzünden İngilizlerle arası açıldığından, İngiltere aleyhine kuzey devletleriyle bir ittifak oluşturmaya çalışmış ve Bonapart’la anlaşıp, Rus ve Fransız askerlerinden oluşacak bir seferi kuvvetle Hindistan’a müşterek bir taarruz yapma hayalleri kurmuştu. Lakin İngilizler daha seri davranarak, St. Petersburg’da kışkırtmalar yapmışlar ve yarım akıllı olduğu iddia edilen Çar Pavel’i saray ileri gelenleri ve bazı yaverleri vasıtasıyla boğdurtmuşlardı (Mart 1801).Pavel’in öldürülmesi bir süreliğine Osmanlı tarafında geçici bir rahatlama meydana getirdi. Çünkü Pavel, Balkanlarda Sırplar ve Karadağlılar arasında kışkırtmalarda bulunuyor ve Yedi Yunan adasında gelecekte Yunanistan’ın nüvesini teşkil edecek bir devletçik kurdurmaya uğraşıyordu.
Pavel’in yerine geçen oğlu I. Aleksandr İngiliz veya Fransızları tercihte tereddüt göstermiş, sonunda Fansa ile bir barış anlaşması imzalamıştı. Ne var ki bu anlaşma İngilizlerin aleyhinde olmayıp, Fransa ile İngiltere’nin uyuşmasına önayak olacaktı.
1801 yılı Ekim ayında İngiltere ve Fransa Mısır’ın Napolyon tarafından işgal girişimiyle su yüzüne çıkan sorunları çözmek üzere bir ön anlaşma imzaladılar. Bu ön anlaşmadan bir hafta sonra, bu kez Osmanlı Devleti’nin Paris büyükelçisi Seyit Ali Efendi ile Fransa Dışişleri Bakanı Taleyran arasında Mısır sorununun çözümüne yönelik bir ön anlaşma imzalandı (9 Ekim 1801). Bundan altı ay kadar sonra da, İngiltere ve Fransa arasında Amiens Barış Anlaşması imzalandı (25 Mart 1802). Bu anlaşmayla, Fransa’nın Mısır’ı Osmanlı Devleti’ne iade etmesi, Yedi Yunan adasında Osmanlı Sultanı ve Çarın himayesinde müstakil bir devlet kurulması, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün korunması öngörülüyordu.
Öte yandan İngiltere Krallığı, Osmanlı Devletinin Fransa ile ayrı bir anlaşma yapmasını istemiyor, asıl barış anlaşması yapılırken Osmanlı Devleti menfaatlerinin de İngiliz azalar tarafından savunulması gerektiğini ileri sürüyordu. Fakat İngilizlerin bu isteğini kabul etmenin, bir bakıma, Osmanlı Devleti’nin İngiltere’ye tabi olması anlamına gelmesinden dolayı, Babıali bu isteği kabul etmemiştir.
Bunun üzerine İngiltere Osmanlı elçisinin de Amiens barış görüşmelerine katılmasını talep etmiş, bu kez de, Osmanlının kabul etmesine rağmen Fransa buna yanaşmamıştır. Çünkü Bonapart Osmanlı Devleti ile ayrı bir barış anlaşması yapmayı istiyordu.
Fransa ile İngiltere’nin birbirine zıt taleplerde bulunması menfaatlerinin birbirine zıt olmasıyla açıklanabilir. Fakat her ikisinin isteği de Osmanlının menfaatine değildi. İngiltere Osmanlı Devletini arkasına takıp yürütmekle, bir bakıma onun üstünde hami rolü oynamak istiyordu. Fransa ise İngiltere’nin taraf olmadığı bir anlaşmayla Osmanlı Devleti’ne karşı hareket serbestisini korumak istiyordu. Osmanlı Devleti ise ne Fransa ne de İngiltere ile bozuşmak istiyordu. Zira müttefiki olduğu halde İngiltere daha henüz İskenderiye’yi boşaltmamış, Ruslar da Yunan adalarını tahliye etmemişlerdi.
Bu yüzden müttefiklerinin niyetlerinden emin olamayan Osmanlı Devleti Fransa ile barış anlaşması yapmak üzere Amedçi Galip Efendi’yi Paris’e gönderdi. Galip Efendi ile Fransa Dışişleri Bakanı Taleyran arasında imzalanan on maddeden oluşan barış anlaşmasının (29 Haziran 1802) bir de gizli maddesi vardı. Taraflar bir yandan anlaşmanın 5. maddesi gereğince birbirlerinin toprak bütünlüğünü taahhüt ederken; diğer yandan gizli maddede beşinci maddenin uygulaması şöyle açıklanıyordu: “Taraflar birbirlerinin toprak bütünlüğünün korunmasına kefil olsalar da, bu madde Fransa’nın diğer devletlerle savaşlarında Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesini zorlamayıp, bu hususta Osmanlı Devleti’nin kendi vereceği karara göre hareket edeceği” karara bağlanıyordu.
Osmanlı Devleti ile Fransa arasında yapılan bu anlaşmada ne Mısır, ne Yunan adaları, ne de Venedik’ten alınan şehirler ve sahiller konu ediliyordu. Bunlara ilişkin hususlar Amiens Anlaşmasında, yani Osmanlının müzakerelerine bile katılmadığı bir barış anlaşmasında anılıyordu. Ancak, Osmanlı-Fransız Barış Anlaşmasının 4. maddesinde AmiensAntlaşmasının içeriğinin taraflarca kabul ve tasdik edildiği ifade ediliyordu. Bu durum, bir ülkeye ait meselelerin, başka iki yabancı devlet arasındaki bir anlaşma ile halledilmesi gibi bir garipliği yansıtıyordu.
Amiens Barış Anlaşmasıyla Avrupa’da başlayan barış dönemi ancak bir yıl kadar sürdü. 1803 yılı Mayıs ayında İngilizlerle Fransızlar tekrar karada ve denizde savaşmaya başladılar. Bu harbin başlamasından bir yıl sonra Birinci Konsül Bonapart, I. Napolyon unvanıyla Fransa İmparatoru ilan edildi. O günlerde İngilizler Rusya ve Avusturya ile Üçüncü İttifakı topladılar. Osmanlı Devleti bu ittifaka girmedi.
Aslında ülkedeki ıslahat ihtiyacını gören ve Bonapart’a hayran olan III. Selim, İkinci İttifak’a da çaresizlikten girmişti. Napolyon hem Osmanlı ile Fransız elçileri vasıtasıyla hem de III. Selim’e yazdığı mektuplarda Osmanlının toprak bütünlüğünden yana olduğunu, hatta Osmanlının kaybettiği yerleri geri almasını desteklediğini ifade etmekteydi. Lakin Bonapart’ın bu söylemlerinde samimi olmadığı, fırsat buldukça “hissemizi alalım, yani Türkiye’yi taksim edelim” fikrini Rus ve Avusturya İmparatorlarına açmasından anlaşılmaktadır.
Öte yandan Sultan III. Selim’in Napolyon’a samimi muhabbeti vardı. Bonapart’ın askeri gücü ve başarıları, yenilenlerin Avusturya ve Rusya olmasının da etkisiyle, III. Selim’de takdir hisleri uyandırıyordu. Sultan, Bonapart’ın mektuplarında sarf ettiği dostluk sözlerinin sırf siyasi maksatla kullanıldığınıidrak edemiyor, onu cidden Osmanl ı Devleti’nin dostu kabul ediyordu.
Bu arada Rusya’nın Kafkasya ve Tuna istikametindeki faaliyetleri İngiltere’nin hoşuna gitmiyordu. Osmanlının toprak bütünlüğünün korunmasını kendi dış politikasınınmerkezine yerleştirmiş olan İngiltere Başbakanı William Pitt, Rus Çarı I. Aleksandr’ı şarktan döndürerek, Fransa aleyhine çevirmeye çalışıyordu. Rusya’yı ise en çok meşgul eden mesele, Bonapart’ın tekrar şark istilasına başlayıp, Rusya’nın gelecek emellerini engellemesi ihtimaliydi. Fransa’nın şarkı istila ihtimali Rusya kadar Avusturya’yı da endişelendiriyordu. Çünkü Avusturyalıların da Osmanlıların bazı topraklarında gözü vardı.
Bu sırada Osmanlının iktisadi, askeri ve idari zaaflarından en çok istifade etmeye çalışan ülke Rusya idi. Rusya, Sırp ve Karadağlıları isyan ettirmiş, Rum ahali arasında da nifak tohumları ekmeye başlamıştı. Rumeli’de Osmanlının toprak bütünlüğünü parçalayıcı bu eylemleriyle aynı zamanda Güney Kafkasya’da da işgal ve ilhak politikaları güdüyor ve bunu Osmanlı’ya kabul ettirmeye çalışıyordu. Osmanlı Devleti’nin müttefiki(!) olan Rusya, bu sıralarda Gürcistan’a ve Kafkasya’nın Karadeniz sahillerine yerleşmiş bulunuyordu. Osmanlı Devleti de Rusya ile ittifakı bozarak, daha ileri bir düşmanca tutuma yol açmaktan çekiniyordu.
Zamanı dolmakta olan Osmanlı-Rus ittifak anlaşmasının yenilenmesi için 1805 yılında Osmanlı Devleti’ne başvuran Rusya, Osmanlı tebaası Hıristiyanların bundan böyle Rusya’nın himayesinde olacağını ifade eden bir maddenin anlaşmaya eklenmesini talep ettiyse de, Osmanlı’nın İngiltere ve Rusya ile ittifaktan kaçınarak daha fazla Fransa’ya yanaşacağı endişesiyle bu istekten vazgeçti. 24 Eylül 1805’te Osmanlı Devleti ile Rusya arasında dokuz sene geçerli olacak bir tedafüi(savunma) ittifak anlaşması imzalandı. Bu anlaşmada iki tarafın gerektiğinde birbirine yapacağı yardıma kadar birçok husus açıklıkla ifade edilmiştir.
İngiltere’den bile saklanan anlaşmanın gizli maddelerinde, Rus Çarı Fransa ile harbe girerse, Osmanlı Sultanı savaş süresince Rusya İmparatoru’nun Akdeniz istikametinde ihtiyaç olduğunda göndereceği deniz kuvvetlerinin, mühimmat ve ikmal gemilerinin İstanbul Boğazı’ndan geçmesine müsaade edeceğini, Osmanlı ve Rus gemilerinden başka devletlerin gemilerine boğazların kapalı olacağını kabul ediyordu.
Bu anlaşmayla, geçerliği çok kısa da sürse, Osmanlı Devleti başka devletlerle yapabileceği ittifaklar hususunda Rus Çarına bir tür vekâlet veriyor, adeta kendi eliyle vesayet altına giriyordu.Bu anlaşmanın imzalanmasından yirmi gün önce Sadrazam’ın Rusya elçisine verdiği bir resmi senette, bu ittifak anlaşmasından başka, Küçük Kaynarca(1774), Aynalıkavak(1779), Kırım’ın Rusya’ya ilhakını tasdik(1783) ve Yaş(1791) anlaşmaları ile 1800 yılında Eflak ve Boğdan’da Osmanlı Devleti’nce tanınmış yeni durumun, ittifak anlaşmasının açık 12. maddesinde zikredilmiş gibi kabul edildiği beyan ediliyordu.Mezkur anlaşma ve senetlerin hükümleri uyarınca Rusya, Eflak ve Boğdan’ın işlerine bir nevi müdahale hakkı elde etmiş, beylerin seçim ve görevlendirmelerine karışmaya başlamıştı.
1805 yılı Aralık ayının ikinci günü Fransız imparatoru Napolyon, Austerlitz Meydan Muharebesinde, Rusya İmparatoru Aleksandr ile Alman İmparatoru Frants’ı yendi. Bu haber Osmanlı-Rus ittifak anlaşmasının onaylanmış suretlerinin karşılıklı olarak teatisinden bir gün sonra ulaştı (30 Aralık 1805). Doğal meyli Fransa’dan yana olan Osmanlı Hükümetine bu haber eğer bir gün önce ulaşmış olsaydı, ittifak anlaşmasının onayının ertelenmesi ihtimali vardı.
Austerlitz zaferini müteakip Napolyon’un Sultan III. Selime yazdığı mektup gecikmedi. Mektubu getiren subay ile Osmanlı devlet ricalinin konuşmaları bizzat Dışişleri Bakanının boşboğazlığı ve Dışişleri Bakanlığında üst düzey bürokrat kadrolarını işgal eden,o zamanki paralel yapılanma olan Fenerli Rum Beylerinin hainliği yüzünden Rusya ve İngiltere Büyükelçilerine sızdı. Rusya ve İngiltere Büyükelçilerinin baskıları altındaki Babıali, Paris’e olağanüstü yetkilerle donatılmış bir Büyükelçi olarak Muhip Efendi’yi gönderdi. Muhip Efendi Rusya ile Osmanlı devleti arasındaki sorunların Osmanlılar lehine çözümlenmesi hususunda Fransa’nın desteğini sağlamaya çalışacaktı. Fakat Osmanlı’nın bu planından yine, ahlaken düşkün ve geveze bir adam olan Dışişleri Bakanı Vasıf Efendiilehain Dışişleri bürokratları yüzünden Rusya ve İngiltere’nin önceden haberi olmuştu.Haddizatında Napolyon’un İstanbul’dan bir elçi istemesi, Rusya ile müzakerelerde Osmanlı kartını da oynama ve Rusya’yı kendisine daha çok ve çabuk yakınlaştırma maksadına matuftu.
Paris’te Napolyon’la görüşmesi bile oldukça geciktirilen Muhip Efendi, Fransa Dışişleri Bakanı Taleyran’la görüşmelerinde Fransa’nın isteğinin, Osmanlı Devletini Rus ve İngiliz ittifaklarından ayırarak, kendi elinde istediği gibi oynatmak olduğu izlenimini edinmişti. Bu sırada İstanbul’daki Rusya ve İngiltere büyükelçileri Osmanlı Devleti’nin kendileriyle müttefik kalması ve Fransa ile yakınlaşmaması için baskı yapıp duruyorlardı.
Bu sıralarda Kattaro sorunu patlak verdi. Osmanlı Devletiyle beraber Yedi Yunan Adası’nın resmen hamisi ve Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Rusya, haber vermeden, Karadağlıları ayaklandırarak onların da yardımıyla,Osmanlı Devleti’nin himayesi altında bulunan Dubrovnik Cumhuriyeti’ninkomşusu olan Kattaro şehrini ele geçirdi. Bunun üzerine Fransa’nın Dalmaçya’yı işgal eden 25 bin kişilik ordusu da gelip Dubrovnik Cumhuriyeti’nin merkezi olan Raguza’yı işgal etti. Bunun üzerine İngilizler, Ruslar ve Karadağlılar Raguza’yı muhasara ettiler. Çatışma sonucu Karadağlılar ağır zayiat vererek çekildi, fakat Ruslar, Kattaro’da kaldılar.
Bu hadisede, resmen Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Rusya, Osmanlı tebaası olan Karadağlıları ayaklandırıp, Kattaro şehrine taarruz ederek ele geçiriyor, Osmanlı Devleti’yle barış durumunda bulunan ve bir ittifak anlaşması yapmak isteyen Fransa ise Osmanlı himayesindeki Dubrovnik Cumhuriyeti’nin merkezini işgal ediyordu. Osmanlı Devleti ise içinde bulunduğu zaaf ve aczden dolayı bu girişimlere mukabele edemiyordu. Fransa’nın Dubrovnik’i işgal etmek için Osmanlı Devleti’nden izin almadan Hersek Sancağından geçmesi zaten savaş ilanı demekti. Ancak Osmanlı Devleti içinde bulunduğu şartlardan dolayı, İstanbul’daki Rus ve Fransız Elçilikleri nezdinde bu olayı sertçe protesto etmekten başka bir şey yapamadı. Dubrovnik Cumhuriyeti de bir daha geri dönmemek üzere Osmanlı Devleti’nden ayrılmış oldu.
Fransa, Osmanlının egemenlik haklarını ihlal eden davranışlarına rağmen, onu İngiliz ve Ruslardan uzaklaştırarak kendi ittifak sistemine dâhil etme emeli güdüyordu. Napolyon bu maksatla akrabası olan Korsikalı General Sebastiani’yi İstanbul’a elçi olarak göndermişti. Eğer General Sebastiani Osmanlıyla ilişkileri siyasi yollarla geliştirip, onu Fransa’nın müttefiki olmaya ikna edebilirse ne âlâ. Aksi takdirde Adriyatik sahilinde tuttuğu 25 bin kişilik orduyla Sultan’ı tehdit ederek, onu bu ittifaka ikna etmeyi planlıyordu. Napolyon görüntüde bu ordunun Sultan’ın ittifak yapmayı kabul etmesi durumunda, gerektiğinde ona, yardım için göndereceği ordu olduğu propagandasını yaptırıyordu. Napolyon Sebastiani ile Sultan’a gönderdiği mektubunda Lehistan’daki durumun iyileştirilmesi ve Osmanlı Devleti’nin eski devirlerdeki gibi yeniden kuvvetlenmesinden bahsederek, hem tedafüi hem de taarruzi bir ittifak öneriyordu.
Osmanlı’yı gerek iyilikle, gerekse tehdit ederek bir ittifaka zorlayan Napolyon, diğer yandan da Rusya ve İngiltere ile barış yapmaya uğraşıyordu. Rusya’nın Paris elçisi aracılığıyla bir barış anlaşması yapan Fransa, bunu onaylanmak üzere Petersburg’a göndermişken; İngiltere’nin uzlaşmaz tutumu sebebiyle bu anlaşma Petersburg’da onaylanmadı. Hatta birinci ittifaktan beri Fransa ile barış halinde olan Prusya da Fransa’ya harp ilan etti.
Fransa ile Rusya’nın aralarında birçok sorunla beraber, Osmanlı topraklarının paylaşılması ya da, Rusya nüfuzuna girmesi meselesi de vardı. Rusya, Balkan Hristiyanlarını Osmanlı Devletine karşı ayaklandırarak, Osmanlı Devletini Balkanlardan atmayı ve burada yaşayan Hristiyanları kendi nüfuz ve himayesi altına almayı istiyordu. Fransa ise, Rusya’nın tek başına bu bölgeye hâkim olmasını siyasi ve ticari çıkarlarına aykırı buluyordu. İşte böyle bir siyasi ve askeri durumun ortasında Osmanlı Devleti, Rusya- İngiltere ve Fransa kuvvetleri arasında sıkışmış kalmıştı. Bu yüzden Babıali bütün imkânlarıyla tarafsızlığını korumaya çalışıyordu. Ancak böyle bir durumdayken, askeri ve ekonomik açıdan oldukça zayıflamış bulunan Osmanlı Devleti’nin tarafsızlığını koruyabilmesi zordu.
Böyle bir ortamda İstanbul’a gelen Fransa Elçisi General Sebastiani, Osmanlı devlet ricalini Rusya ve İngiltere’den soğutup uzaklaştırmak için her tedbire başvurmaya başladı. Bu elçinin maksadı Osmanlı Devleti ile İngiltere’nin arasını açmak ve Rusya ile Osmanlı Devleti arasında bir harp vesilesi çıkarmaktı. Bunu sağlayabilirse Osmanlı Devleti’nin Fransa’ya yanaşmaktan başka çaresi kalmayacaktı.
Rusya’nın zorlamasıyla yapılan ikinci ittifak anlaşması gereğince, yedi yıllık bir süreyle atanan Eflak ve Boğdan voyvodalarından memnun olmayan Osmanlı Devleti, bu ikisinin de azledilmesi ve yerlerine daha tarafsız birilerinin atanmasını istiyor, fakat Rusya’dan çekiniyordu. Sebastiani Osmanlı Devlet ricalini bunu yapmaları durumunda Rusya’nın bir şey yapamayacağını, çünkü bunun d’Oubril Anlaşmasına(Rusya’nın onaylamadığı) aykırı olacağını, dolayısıyla Napolyon’un duruma müdahale edeceğini söyleyerek cesaretlendirmiş ve teşvik etmiştir. Dışişleri Bakanı(Reis-ül-Küttap) Vasıf Efendi Sebastiani’nin söylediklerine inanmış görünerek diğer Devlet ricalini de buna ikna etti. Dolayısıyla her iki voyvodayı da azleden Babıali, yerlerine yeni voyvodalar atayarak durumu Rusya Elçisine bildirdi.
General Sebastiani voyvodaların değiştirilmesi suretiyle Rusya-Osmanlı Devleti ilişkilerinde meydana gelen gerilimi daha da artırmak için padişahla görüşmek istedi. Bu görüşmenin maksadı Rusya ve İngiltere elçilerini tahrik etmekti. Görüşmeyi haber alan Rusya ve İngiltere elçileri, Fransa elçisinin huzura kabulü ile voyvodaların anlaşma hükümlerine aykırı biçimde değiştirilmesini birlikte değerlendirerek, bunu, Osmanlı Devletinin Fransa’ya meyletmesi olarak yorumladılar.
Bu sıralarda d’Oubril anlaşmasının Rusya tarafından onaylanmadığı haberi de İstanbul’a erişti. Bu haber, Rusya ile Fransa’nın yeniden savaşmaya başlayacağının emaresiydi. Fransa elçisi Sebastiani aracılığıyla, o zaman hem Osmanlı Devleti ile sınır komşusu olan Lehistan üzerinden, hem de Lehistan’ın güneyinde bulunan Buğdan üzerinden Rusya’ya yaklaşmak maksadıyla Osmanlı Devletine hem tedafüi, hem de taarruzi bir gizli ittifak anlaşması yapmayı ve Osmanlı Devleti’ne de Eflak ve Buğdan üstündeki haklarını korumayı teklif ediyordu.
Sebastiani İstanbul’da ortamı karıştırmak için elinden geleni ardına koymuyordu. Bu maksatla önce Osmanlı-Rus ittifak anlaşmasına göre Rusya gemilerinin ve askeri mühimmat ının boğazlar üzerinden Karadeniz’den Akdeniz’e geçmesinin tarafsızlığa aykırı olduğunu iddia etti. Babıali’nin bu iddiayı ciddiye almayarak duymazdan gelmesi üzerine bu kez de, Rusya gemilerinin boğazlardan geçirilmesine karşılık olarak, Dalmaçya’da bekletilen 25 bin kişilik ordularının Osmanlı ülkesinden Tuna Yalısı- Eflak ve Boğdan üzerinden Lehistan’a geçirilmesine izin verilmesi gerektiğini ileri sürdü.
Fransızların bu talebini Rus elçine bildirerek bir orta yol arayan Babıali, Rus elçisinin gazabını üzerine çekti. Rus elçisi doğrudan Rusya’nın istilasına yönelik böyle bir talebi kendilerine bildirme aymazlığında bulunan Babıali’ye karşı küstah bir dille, voyvodaların anlaşmalara aykırı olarak azledilmelerini tanımadıklarını ve tekrar yerlerine iade edilmelerini, aksi takdirde memurlarıyla birlikte ülkeyi terk ederek bütün ilişkileri keseceğini bildirdi.
Bu şekilde iki kuvvet arasında kalarak karar verme bağımsızlığını kaybeden Osmanlı Devleti, bütün şeref ve haysiyetini ayaklar altına alarak tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı ve eski voyvodaları görevlerine iade etti. Bu sırada Prusya ordularını mağlup ederek Berlin’e ulaşan Napolyon,Sebastiani’ye gönderdiği talimatla, Rusya yanlısı olan ve tekrar iade edilen Eflak ve Boğdan Voyvodalarının tekrar azlettirilmelerini istiyordu. Bu talebi yerine getiremeyeceğini bir mektupla bildiren III. Selim’e Napolyon pek bir yumuşak üslupla karşılık vererek, ona cesaret ve umut vermeye çalışmış ve gerekirse Dalmaçya’daki ordusuyla yardımına koşacağını vadetmiştir.
Böylece hem Rusya hem de Fransa ile ilişkilerde yakalanan nispeten mutedil durum, boğazlardan Rus gemilerinin geçişine izin verilmemesi yüzünden yerini kısa sürede yine gerilimli bir ortama bıraktı. İşte böylesine dalgalı bir denge ortamında Osmanlı Devleti İngiltere, Rusya ve Fransa arasında bir tür cambazlık yaparak varlığını korumaya çabalıyordu.
Fransa, Rusya ve İngiltere pençesinde Osmanlı Devleti - I
Reviewed by Habersizim
on
02:52:00
Rating:

Hiç yorum yok: