Dans salonu yaptırıyordu, Vakıflar Genel Müdürlüğü - İsmail Yurdakök

Ekmek karne ile dağıtılıyordu, ama ne gam? Dört yüze yakın dans salonu açılmış İstanbul’da!

Cumhuriyetin ilanından iki ay önce 18 Ağustos 1923 günlü haberde şöyle deniliyor: “Evkâf Müdüriyet-i Umûmiyesi’nin (Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün) Ankara’da inşa ettirmekte olduğu Asrî Otel’de, asrî (modern) dans salonları yaptıracağını gazetelerde hayretle okuduk. Evkaf Vekâleti (Vakıflar Bakanlığı), medreseler ve camiler inşa etmek yerine, dans salonları yaptırırsa, Allah’ın aklımızı başımızdan aldığına, artık hiç şek ve şüphe kalmamış demektir. Vakıflar idaresine göre demek ki artık, vakıf yapanların vakıfnamelere yazdığı/vasiyet ettiği “vakfedenin şartı”nın da hiç önemi yok, demek ki. Şerîatın hükümleri de artık hükümsüz. Madem o zaman vakıfların yönetimi, artık şeriat ın hükümsüz olduğunu açıklayan bir bildiri açıklasın da, ondan sonra bu salonları inşa ettirsin. Lâ Havle ve lâ kuvvete illâ Billâh.” (5 Muharrem 1342, S. Reşâd)

DÖRT YÜZE YAKIN DANS SALONU AÇILMIŞ, İSTANBUL’DA

“Antalya milletvekili Hoca Râsih Efendi, Antalya Muallimler Derneği’nde geçenlerde verdiği nutukta şöyle demiştir: “İstanbul’da Türk olmayanların bizi yenmek için daima oyun çıkarmakta olduklarını, bunlar ın bu sene kurduklarıtuzağın da, Türk kadınını danslara sokmaya çalışmak olduğunu ve İstanbul’da 370 ile 400 arasında dans salonu açıldığını, bu salonların hemen hepsinin Rumlar ve Ermeniler ile yabancı ülke vatandaşlarının elinde olduğunu, bu dans salonlarını Türklerin doldurduğunu, bunun da ekonomimize zarar verici boyutlara ulaştığını” Antalya gazetesi yazmaktadır.” (18 Ağustos 1923, S. Reşâd, 5 Muharrem 1342)

ARTIK “MADAM” DİYORLARMIŞ, “HANIM” YERİNE. “HAYDİ BAKALIM AZ KALDI, BATILILAŞIYORUZ, AZ DAHA GAYRET”

“Ahmed Rasim Bey “Ha (Bakalım) Garplılaşıyoruz, Ha Gayret” başlığıyla yazdığı bir makalesini, dans rezaletlerine ayırmış: “Dans yani asrî (modern) köçeklik, (iyice) aldı yürüdü. Geçirmekte olduğumuz şu eyyâm-ı bahûrda (Ağustos’un 13’ünden sonraki yedi gün, yılın en sıcak günleri), takat bırakmayan sıcaklar arasında bile kan tere bata bata geceli gündüzlü danslara devam ediyorlar.” Ahmed Rasim Bey, garpçıların (Batıcıların) refîkalarına (eşlerine) “hanım” yerine “madam” dediklerini ve sabahlara kadar, küçük hanımına (evin kızlarıyla beraber) birçok ailelerin dans salonlarına taşındıklarını izah ettikten sonra diyor ki: “Bir bakıma şehir, türlü türlü maçlar, taraf taraf (yer yer) danslarla pür âhenk. Antalya mebusu Râsih Efendi’nin bir konferans esnasında, “İstanbul’da dört yüz dans salonu var. Bunlar Türk iktisadiyatını batıracaklar” demesini şu aralık çok görmemeli. Müennes ve müzekker (dişi ve erkek) bütün gençlik ile bunlara yüzlerindeki çifte çifte kaz ayaklarıyla (gözlerinin altında oluşmuş çizgileriyle), kır düşmüş bıyık ve sakallarıyla katılan orta yaşlı veyahut yaşını başını almış olanların toplamı, gelecek seneye kadar buralara (bu dans salonlarına) sığmayacak, taşacaktır. Benim korktuğum yine karıncalı yeni bir Lâfonten’in çıkarak, gelecek kış ortasında şöyle diyebileceğidir:
İş edip kendine âhenk ile dans etmeyi Yazı beyhûde geçirmişti Ağustos böceği Geldi birden bire belâ zamanı Başladı dehşetli kıtlık ve pahalılık acıtmaya canını” (18 Ağustos 1923, S. Reşâd, 5 Muharrem 1342)

“BULGUR GELMİŞTİR, HİSAR LOKANTASI’NA” 

Ahmed Rasim(1864-1932)’in bu (belâ geleceği) tahmini, ilerleyen yıllarda gerçek olmuş, özellikle 1940’tan itibaren İstanbul’u ve Anadolu’yu kasıp kavuran uyuz, verem gibi hastalıkların yanında, CHP iktidarının beceriksizliği yüzünden, ekmek, şeker, çay başta olmak üzere temel gıdalar ve diğer temel ihtiyaçlar karneye bağlanmıştı. İnsanlar aç kaldılar. Anadolu’dan bir şekilde bulgur getittirebilen İstanbul lokantalar ı, o gün hemen tellallarla caddelerde ilan yaparlar ve “Sirkeci’deki …lokantasına bugün bulgur gelmiştir” ilanını duyan İstanbullular, o lokantanın önünde karınlarını doyurabilmek için, uzun kuyruklar oluştururlardı.

YİYİNCE EŞEK EKMEK KARNESİNİ

Babam anlatırdı (Allah rahmet eylesin): ekmek karnesini alarak fırına gitmiş. Tam evden çıkarken, “eşeği de al da, oduncudan da biraz odun al” demişler. Onun için önce oduncuya gitmiş. Kantarın üstüne, ekmek karnesini bırakıp, kantarın üzerine ince odunları koyarken, arkasını döndüğünde, eşek ağzı ile bir hamle yaparak, ekmek karnesini yutmuş. Böyle olağan üstü durumlar için, kendi tarlalarından gizlice ! ve geceleyin biçerek kaçırdıkları buğdaydan ve sonra da yine bir başka gece, yine gizlice değirmende gizlice öğüttükleri bu buğdaydan elde edilen bir miktar un (yedek olarak) bulunduğundan, muhtemelen o undan acele ekmek veya saat gecikip de akşam da yaklaştıysa, aceleyle bir börek yapılmıştır, herhalde. Veya müsait olan komşuların birinden ödünç ekmek bulunabildiyse bulunacaktır. O yıllarda, bütün buğdayların Toprak Mahsulleri Ofisi’ne götürülmesi ve teslim edilmesi mecburdu. Bu iş için de şehirli, kasabalı veya köylü yani tarla sahipleri, iki gün bazen üç gün Toprak Mahsulleri Ofisi’ne teslim kuyruğunda bekledikten sonra, teslimatı yapabiliyorlardı. Bu işlem yapılmazsa, olağanüstü harp hali kanunları ve jandarma dipçiği/sopası, halkın karşı karşıya geleceği, tek ve kesin ceza idi.

İŞGAL ALTINDA İSTANBUL’DA DANS YARIŞMASI. TÜRKLERDEN KİMLER VAR ?

Batılılaşma veya yozlaşmanın, Cumhuriyet’in ilânıyla başlamadığının bir ispatı da aşağıdaki haberdir: “1922 yılı. İşgal altındaki İstanbul’da Beyoğlu’ndaki Union Française Dans Salonu’nda birazdan ilk Mukavemet Dansı Müsabakası (En fazla süre ile kim dans edecek? Dans yorgunluğuna en fazla kim direnebilecek?) başlamak üzere. Jüride ünlü isimler var. (1938’den 1950’ye kadar CHP milletvekilliği ve CHP’nin resmi yayın organı olan Ulus gazetesinin başyazarı olan) Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Emin Yalman da var. Dört keman, saksafon, kontrbas ve akordiyondan oluşan orkestra, köşesinde yerini almıştı. Pistteki yirmi beş çift, son derece heyecanlı. Kurala göre, üst üste iki defa tempoyu kaçıran çift elenecekti. Dam ve kavalye değiştirmek kesinlikle yasaktı. En uzun süre dans edebilen çift, yarışmayı kazanacaktı. Dans edenler arasında meşhur isimler de vardı. Fenerbahçe’nin meşhur futbolcusu Yedibelâ Fahri (Ayad), yar ışmaya damı Neomi ile katılıyor. Kendisine Yedibelâ denilmesinin sebebi, sahada maç esnasındaki büyük hırsındandı. Fenerbahçeli maratoncu Dr. Nuri eşiyle; yine Fenerbahçeli şampiyon bisikletçilerden Arşod nişanlısıyla; boksör Sarango ve Halide Edib’in oğlu Sait de damlarıyla yarışmanın iddialı isimlerindendi. Yarışmayı denetlemekle görevli üç dans ustasından birinin işaretiyle müsabaka başladı. Başlangıçta her şey yolunda giderken, saatler ilerledikçe, çiftler güçlerini, uyumlarını ve hızlarını kaybettiler. Pistten kendi istekleriyle ayrılanlar görüldü. Yarışmanın başlamasından on dört saat sonra, geride pistte terk edilmiş ayakkabılar ve sadece dört beş çift kalmıştı. Orkestra elemanlarından da, yorgunluktan ötürü, salonu terk edenlerin olduğu görüldü. İki kemancı, birbiri ardına, sırt üstü düşüp bayıldılar.

KÜTAHYA, KONYA’DA KOKAİN ÇEKENLER (1923 YILI)

“Evvelce kokain müptelâsı iken, daha sonra bu iptilâdan kurtulan bir gencin Son Telgraf gazetesinde yayınlanan açıklamalarından: “Kokain İstanbul’a Ruslar taraf ından getirildi. Dilber Rus kadınları, baştan çıkardıkları Türk erkeklerini bu helak edici zehre alıştırmakta gecikmediler. Kokain müptelalığı bugün (1923 yılı) öyle sârî (bulaşıcı) ve umûmî (yaygın) denilecek bir hale geldi ki, neslin akıbetinden gerçekten endişe edilmelidir. Kokain, son zamanlarda Anadolu’nun büyük merkezlerine de sokuldu. Geçenlerde Konya’da bir gencin feci bir surette intiharı, kokain tesiriyle oldu. Kütahya’da bir genç de, kokain tesiriyle ve ustura ile boğazını keserek intihar etmiştir. Beyoğlu’ndaki iki sokaktan birinde, berbat kahvehaneler ve çukur meyhaneler, kokainin toptan ve perakende tevzîatının (dağıtımının) yapıldığı merkezlerdir. Bunların sahipleri Rus ve bazı Kırımlı Müslümanlardır. Sonra eczanelerden önemli bir kısmı, tanıdıklarına kokain vermekten çekinmiyorlar. Birahanelerde dolaşan ve ufak parçalar satan Rus dilberlerinin koyunlarında birer teneke kutu vardır ki, bunlarda sekiz on paket kokain saklıdır. Ve ancak daimi müşterilerine verirler. Sonra sadece kokain kullanmaya özel yerler de vardır. Bunlardan bir tanesi: burası kuştüyü minderlerin yere serili olduğu bir yer ki, ortasında renkli balıkların yüzdüğü bir de havuz var. Hafif kırmızı bir elektrik ışığı, sol tarafta tiyatro perdesindeki resimleri andıran bir deniz tablosu ve üstünde de rengârenk elektriklerden bir mehtap. Burada derin bir sessizlik içinde, kadın erkek yer minderlerine serilerek açık açık kokain çekerler. Beyoğlu’ndaki bu çeşit Rus müesseseleri mahdud değildir (pek çok vardır) (18 Ağustos 1923, S. Reşâd, 5 Muharrem 1342).
Dans salonu yaptırıyordu, Vakıflar Genel Müdürlüğü - İsmail Yurdakök Dans salonu yaptırıyordu, Vakıflar Genel Müdürlüğü - İsmail Yurdakök Reviewed by Habersizim on 09:42:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: