Geçen gün (26 Ocak) Yusuf Armağan’ın bir yazısı yayınlandı gazetemizde. Lütfen okuyun. Çoluğunuza çocuğunuza okutun. Anlamadığınız yerlerin altını çizin bir daha okuyun. Diriliş Postası’nda başladığım ve şimdi Müstakil’de devam ettirdiğim bir şey var: Gâvurca-Türkçe sözlük. Ona da arada sırada bakın lütfen. Bir de Cins dergisinin Ocak sayısını edinin. İsmail Kılıçarslan’ın yazısı başta olmak üzere kapağa taşınmış “Müslümanları öldürün” temalı yazılara da bakın.
Gâvurun kavramları, gâvurun algı operasyonları, gâvurun şekilleri, renkleri, belgeselleri, görüntüleri; sattığı ürünlerden daha tehlikelidir. Sattığı ürünlere yaptığımızı zannettiğimiz boykotun çeyreğini zihinlerimizde gâvurun kavramlarına karşı yapmıyoruz. Bir kaç örnek vereyim. Halep’i, Şam’ı, İdlip’i, Dera’yı konuşmak için Cenevre’de toplaşılıyor. Sonucun önemi yok. Hiç bir müslüman topluluk meselesine sahip çıkmayı göze alamadığı için, gâvurun ara buluculuğuna fit oluyoruz. Bütün meseleyi “PYD bu toplantıya katılacak mı” eksenine döndürenler de onlar. Büyük oranda “Esed gitsin” tartışmasının önüne geçti bu mesele. Daha görüşme yapılmadan “PYD katılmıyor, Türkiye’nin isteği oldu” demeye başladık. Gâvur gelip burada bizimle “PYD” pazarlığı yapıyor. “Yahu bir dakika bizim ‘asıl’ sorunumuz PYD miydi, bizim asıl derdimiz ‘Esed’, ‘PYD’ tali mesele” deme gücümüz kalmamış. Çünkü bizim kapılarımızın önünde tabutlar, hendekler var.
Çünkü her gün birer ikişer ölen biziz. Gâvurun tuzu kuru olduğu için topla oynar gibi oynuyor algılarımızla. Tuzağa düşüyoruz yani. Tüm haber kaynakları (Anadolu Ajans ı da dahil) sürekli Irak’ın, Suriye’nin renkli “bölünmüş” haritalarını yayınlıyorlar. Şuralarda şu hakim, buralarda bu hakim, PYD Suriye’nin kuzeyinde, “ÖSO” Azez’de, “IŞİD” bilmem nerede. “Rejim” Şam’da…
Biz de evimizden maç izler gibi izliyoruz önümüze konulan bu “şey”i. Zihinlerimize sadece “istihbaratçıların” bilmesi gereken haritaları sokuşturuyorlar. Kabul ettiriyorlar, olması gereken budur diyorlar. Olacak olan budur diyorlar. Bir tek Allah’ın kulu İngiltere’yi renklerle boyayıp şurası Lancashire kontluğunun yönetiminde, burası Metropolitan Kontluklara bağlı, burası İskoçya bağımsızlık hareketinin kontrolünde ama Kraliçenin güçleri şurada yönetime hakim diye haritalar yayınlamıyor. Al Almanya haritasını, boya renklere Suriye’den daha bölük pörçük değilse bir şey bilmiyorum. İspanya hakeza. Ama biz hep Irak ve Suriye haritaları görüyoruz. Neden? Çünkü tuzağa düşüyoruz. Yusuf Armağan’ın yazısında belirttiği gibi (haşa) “Allahsız bir dünya kurmak” istiyorlar. İktisatı öyle tanımlıyorlar, insanı, hayat ın kendisini öyle tanımlıyorlar. Gâvur bunlar kardeşim. Gâvur.
“Bizim” medyamız da dahil tüm basın yayın organlarının en önemli haberi her zaman “mültecilerin istisnai zararları” üzerine inşa edildi özellikle bir yıldır. İsveç’te bir öğretmene tekme atan 17 yaşındaki bir Suriyeli. Manşet bu. Bayırbucak’ta, Halep’te, Humus’ta saniyede 10 bebek ölüyor. Biz gâvurun kıçındaki tekmeyi okuyoruz. Tuzağa düşüyoruz. Yılbaşı gecesi mini etekli kızları taciz eden “mülteciler”, “sığınmacı krizinin” ana ekseni oluveriyor birden. Yunanistan’ın mültecileri Avrupa’ya “salması” dolayısıyla “Schengen’in bozulma riski” tartışılıyor. Rahatça Avusturya’dan geçip Almanya’da çay içemeyecekler artık. Danimarka’dan çıkıp İsveç’e kolayca geçemeyecekler. Hep Yunanlılar yüzünden. Gördünüz mü bağlam nasıl kaydırılıyormuş. Çoluk çocuk bir zalimin zulmünden kaçıyormuş, teknelere biniyormuş, arada ölüyormuş, aç sefil... Hayatları kararıyormuş o dert değil. Dert Yunanlıların bunları “salması”. Anlıyorsunuz değil mi?
Hep aynı yerden örnek vermeyelim tamam. Bir virüs çıkmış Brezilya’da. Hamile kadınları tehdit ediyormuş. Virüs çıkalı 5 ay olmuş. Ama biz bu haberi “Avrupa’ya sıçrayınca” duyuyoruz. Çünkü ölmeleri değil, ölme ihtimalleri bile haberdir bu gâvurların. Hakan Albayrak’ın “Amerika bölünebilir” temalı yazı dizisine “burun kıvıranlar” olmuştur. “Ne bu şimdi ya, kızılderili mi kaldı, güneyli diye bir şey mi kaldı” diyenleriniz olabilir. Bambaşka bir bakış açısına, bir ufka, bir heyecana, bir ihtimal tutkusuna ihtiyacımız var. O yazı dizisi o.
Önümüze konan her “Ortadoğu” haritasına balıklama dalmayın. Reaksiyonla geçti ömrümüz. Aksiyona ihtiyacımız var.
Gâvurun kavramları, gâvurun algı operasyonları, gâvurun şekilleri, renkleri, belgeselleri, görüntüleri; sattığı ürünlerden daha tehlikelidir. Sattığı ürünlere yaptığımızı zannettiğimiz boykotun çeyreğini zihinlerimizde gâvurun kavramlarına karşı yapmıyoruz. Bir kaç örnek vereyim. Halep’i, Şam’ı, İdlip’i, Dera’yı konuşmak için Cenevre’de toplaşılıyor. Sonucun önemi yok. Hiç bir müslüman topluluk meselesine sahip çıkmayı göze alamadığı için, gâvurun ara buluculuğuna fit oluyoruz. Bütün meseleyi “PYD bu toplantıya katılacak mı” eksenine döndürenler de onlar. Büyük oranda “Esed gitsin” tartışmasının önüne geçti bu mesele. Daha görüşme yapılmadan “PYD katılmıyor, Türkiye’nin isteği oldu” demeye başladık. Gâvur gelip burada bizimle “PYD” pazarlığı yapıyor. “Yahu bir dakika bizim ‘asıl’ sorunumuz PYD miydi, bizim asıl derdimiz ‘Esed’, ‘PYD’ tali mesele” deme gücümüz kalmamış. Çünkü bizim kapılarımızın önünde tabutlar, hendekler var.
Çünkü her gün birer ikişer ölen biziz. Gâvurun tuzu kuru olduğu için topla oynar gibi oynuyor algılarımızla. Tuzağa düşüyoruz yani. Tüm haber kaynakları (Anadolu Ajans ı da dahil) sürekli Irak’ın, Suriye’nin renkli “bölünmüş” haritalarını yayınlıyorlar. Şuralarda şu hakim, buralarda bu hakim, PYD Suriye’nin kuzeyinde, “ÖSO” Azez’de, “IŞİD” bilmem nerede. “Rejim” Şam’da…
Biz de evimizden maç izler gibi izliyoruz önümüze konulan bu “şey”i. Zihinlerimize sadece “istihbaratçıların” bilmesi gereken haritaları sokuşturuyorlar. Kabul ettiriyorlar, olması gereken budur diyorlar. Olacak olan budur diyorlar. Bir tek Allah’ın kulu İngiltere’yi renklerle boyayıp şurası Lancashire kontluğunun yönetiminde, burası Metropolitan Kontluklara bağlı, burası İskoçya bağımsızlık hareketinin kontrolünde ama Kraliçenin güçleri şurada yönetime hakim diye haritalar yayınlamıyor. Al Almanya haritasını, boya renklere Suriye’den daha bölük pörçük değilse bir şey bilmiyorum. İspanya hakeza. Ama biz hep Irak ve Suriye haritaları görüyoruz. Neden? Çünkü tuzağa düşüyoruz. Yusuf Armağan’ın yazısında belirttiği gibi (haşa) “Allahsız bir dünya kurmak” istiyorlar. İktisatı öyle tanımlıyorlar, insanı, hayat ın kendisini öyle tanımlıyorlar. Gâvur bunlar kardeşim. Gâvur.
“Bizim” medyamız da dahil tüm basın yayın organlarının en önemli haberi her zaman “mültecilerin istisnai zararları” üzerine inşa edildi özellikle bir yıldır. İsveç’te bir öğretmene tekme atan 17 yaşındaki bir Suriyeli. Manşet bu. Bayırbucak’ta, Halep’te, Humus’ta saniyede 10 bebek ölüyor. Biz gâvurun kıçındaki tekmeyi okuyoruz. Tuzağa düşüyoruz. Yılbaşı gecesi mini etekli kızları taciz eden “mülteciler”, “sığınmacı krizinin” ana ekseni oluveriyor birden. Yunanistan’ın mültecileri Avrupa’ya “salması” dolayısıyla “Schengen’in bozulma riski” tartışılıyor. Rahatça Avusturya’dan geçip Almanya’da çay içemeyecekler artık. Danimarka’dan çıkıp İsveç’e kolayca geçemeyecekler. Hep Yunanlılar yüzünden. Gördünüz mü bağlam nasıl kaydırılıyormuş. Çoluk çocuk bir zalimin zulmünden kaçıyormuş, teknelere biniyormuş, arada ölüyormuş, aç sefil... Hayatları kararıyormuş o dert değil. Dert Yunanlıların bunları “salması”. Anlıyorsunuz değil mi?
Hep aynı yerden örnek vermeyelim tamam. Bir virüs çıkmış Brezilya’da. Hamile kadınları tehdit ediyormuş. Virüs çıkalı 5 ay olmuş. Ama biz bu haberi “Avrupa’ya sıçrayınca” duyuyoruz. Çünkü ölmeleri değil, ölme ihtimalleri bile haberdir bu gâvurların. Hakan Albayrak’ın “Amerika bölünebilir” temalı yazı dizisine “burun kıvıranlar” olmuştur. “Ne bu şimdi ya, kızılderili mi kaldı, güneyli diye bir şey mi kaldı” diyenleriniz olabilir. Bambaşka bir bakış açısına, bir ufka, bir heyecana, bir ihtimal tutkusuna ihtiyacımız var. O yazı dizisi o.
Önümüze konan her “Ortadoğu” haritasına balıklama dalmayın. Reaksiyonla geçti ömrümüz. Aksiyona ihtiyacımız var.
Cenevre yazılır, gâvur diye okunur
Reviewed by Habersizim
on
06:37:00
Rating:

Hiç yorum yok: