Bak bu benim son Almanya vizem, ona göre.

Olacak şey değil. O kadar anti-almanyacılık yaptım. Çikolatasına laf attım. Soğuk adamlar dedim. Gıcık olduğum tüm hasletleri Almanlara giydirdim. Hatta işler o kadar ileri gitti ki yılların Werner Hugo’su bile dayanamadı, çıktı geldi gizlendiği köşeden, sağlı sollu girişti bana. Sonra ne oldu? Ne olacak. Almanya’da bi firmayı ziyaret etmem gerekti ve ben sanki şaka gibi kendimi Almanların kapısında bana vize verin diye yalvarırken buldum.

Önce şu Muhiddin Efendi’ye (ME) bir cevap vereyim. Müstakil’e gelir gelmez kendini Muhiddin diye tanıtan Werner Hugo’ya. Bizim gazete alışıktır. Herkesin bildiğini söylemez. Kafa karıştırır. Mesela bak! Hakan Albayrak tutturdu şu cani terör sürüsüne IŞİD demeyeceğiz, IŞAİD diyeceğiz diye. Yok DEAŞ demeyeceğiz DAEŞ diyeceğiz. Yok onu da demeyeceğiz şimdi de “Bağdadi Grubu” demeye başladı. Suyundandır mıdır nedir yılların Werner Hugo’su da bu gazeteye gelir gelmez tuttu kendini Muhittin diye tanıtmaya başladı. Yaşına hürmetim var. Ağız burun dalamıyorum, büyüğümdür ama kusura bakmasın biz sadece İlesam’ın çaycısı Muhittin’i tanırız Muhittin olarak. Ötesi İbn-i Arabi’ye kadar gider ki orası benim harcım değil.

Yoksa ben de biliyorum kendisinden Werner Hugo veya Sayın Hugo diye bilinen Muhiddin Efendi (ME) diye bahsetmeyi. Ama yapmayacağım.

Sayın Hugo’nun yazısını dikkatle okudum. Bilmediğim en az sekiz tane Almanca kelimeye rast geldim. Şimdi bunu bizim kıvırcık patrona söylesem şu Almanca tabirleri senin Gavurca - Türkçe sözlüğünde bi açıkla, nedir ne değildir diye; kesin havalara girer; ya biz öyle bir şey mi yapıyoruz biz başka bişey yapıyoruz der. Etimolojik Ahmet Erdem’e söylesem bu kelimeleri bana açıkla diye kesin o da atalarımızdan girer çıkışı ben bile bulamam. Müstakil’i Alman gazetelerine benzetmek için varını yoğunu ortaya koyan sayın Albayrak az buçuk Almanca bilir. Ona sorsam, günde 45 saat çalıştığı için attığım hiçbir e-postama cevap vermediği gibi buna da cevap vermez kesin. Adamın “gelen kutusu”nda 14 bin okunmamış mail var, küsuratı da var. Dolayısıyla bu en az sekiz Almanca sözcüğü bana fırlatarak kendince beni çaresiz bıraktı Sayın Hugo. Ama yemezler. Tek çırpıda “Frankfurteralgemaynezaytungfürdoyçland” diyebilen birine bunu yapması büyük hata. Almanların mülteci krizine bakışını filan yazsın, hatta uzun yazsın biraz da, o da Ali Von Rodenbach gibi arka sayfan ın tamamını kapsın, benimle uğraşmasın. Olmadı ısrarla renksiz basılan yedinci sayfaya koyar sayın Albayrak onu. Albayrak da az Almancı değildir. Kayırır adamını. Kayırsın.

Ne diyorduk?

Vize için Almanların kapısında yalvarırken buldum kendimi. Yok SGK’dan kağıt, yok üstüme tapulu üç tane ev. Geçen gün buraya gelip Dolmabahçe’den İstanbul’u seyredip hayran kalan Merkel hanımefendinin şu vizelere de bi şey yapmasını istiyoruz artık yeter. Sayın başvekil Davutoğlu’na da sesleniyorum. Bu benim aldığım son vizedir daha da almam vize mize. Altın gibi mal üretmişim. Onu satmak için gidiyorum ben ağzını burnunu kırdığımın Almanya’sına. Bu kadar evrak-kürek toplamaktan bitap düştüm. Kızım olursa adını “Şengen” koyacağım o derece.

Sayın Werner Hugo da, adının etimolojisiyle bizi kasacağına bi lobi yapsın, olmadı antetli kağıtla bir davetiye göndersin, o da olmadı Berlin metrosuna yakın bir hostel ayarlasın da görelim. Eninde sonunda o vizeyi alacağım nasipse.  Almanya’da bi çay ısmarlasın bari sayın Hugo.

Sahi sayın Hugo. Ne diyorlar sizin orada “çay”a? Das tee mi diyorlar, die tee mi diyorlar, ne diyorlar?
Bak bu benim son Almanya vizem, ona göre. Bak bu benim son Almanya vizem, ona göre. Reviewed by Habersizim on 09:55:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: