Dünyanın yeniden yapılanması ve bu kapsamda Anayasa değişikliği


Anayasa değişikliği süreci ve sonraki süreç ile ilgili teoriler var. Evet çıkarsa kaos olur, hayır çıkarsa hükümet içerisinde kaos olur.

Bu kaos teorileri genellikle sosyolojiden bağımsız olarak üretilen teorilerdir ve algı operasyonları ile pompalanırlar.

Seçilmiş CB Recep Tayyip Erdoğan’ın meşruiyetini uzun süredir baltalamaya çalışmaları da bunun bir parçası.  

Amaç Türkiye’nin kendi demokratik siyasi rekabeti içerisinde karar vermesi gereken konuyu Türkiye’nin iç meselesi olmaktan çıkarmaktır.

Neden Türkiye için iç mesele olmaktan çıkarıyorlar? Çünkü Türkiye bu reformu başarırsa çok farklı bir sürece girecek. Sadece Türkiye mi?

Dünya şu anda rutin dışı bir döneme girdi. Hiçbir devlet ya da uluslararası topluluğun evrensel olarak kabul görülen bir normu kalmadı.

Ne hukuksal normlar ne insani normlar evrensel olarak herkesin ittifak ettiği bir konu değil yaşadığımız şu zamanda.
  
Bunun birçok örneğini görebilirsiniz. ABD seçimlerinin Trump ile sonuçlanması, İngiltere’nin AB’den ayrılması, Avrupa’daki ırkçılık/yabancı düşmanlığı, evrensel hukukun enstrümanlaştırılması, siyasi güç savaşlarının aracı haline gelmesi.

Bütün bunlar şunu gösteriyor: Dünya bir yeniden yapılanma sürecinde, bu süreçte Türkiye’nin rolü her zaman olduğu gibi kritik.

Dünya güç adına çok kutuplu bir dünyaya evriliyor. Yani soğuk savaşın bitiminden sonra ortaya çıkan kısmen liberalleşme bağlamındaki normalleşme eğilimleri ortadan kalktı.

Dünya 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan uluslararası yapılarla artık devam edemez. Örn., BM reform yapmadan bu haliyle etkili olamaz. 

Ulusal üstü hukukta yeni yaklaşımlar geliştirilmek zorunda. Gördüğümüz, dünyada yer değiştirme, hareketlilik, mobilizasyon çok arttı.

Bunun birçok sebebi var;mültecilik artık 20.yy’daki gibi değil.Yurt edinme hakkı gibi bir hakkın dünya genelinde tartışılması gerekiyor.
 
Dolayısıyla, dünyanın bu yeniden yapılanma süreci içerisinde Türkiye de kendini yeniden yapılandırıyor.

Politik güç savaşlarının yaşandığı bu süreç içerisinde Türkiye ile ilişkili olan ya da Türkiye ile ilişkiyi sürdürmek isteyen, gelecekte işbirliği yapmak isteyen güçler de Türkiye’yi mümkün olduğunca daha “ikincil/yan aktör” konumunda tutabilmek için bir takım politik operasyonlara giriyor.

Alman Bild’in kapağındaki Atatürk göndermesi, Avrupa’da Avrupa’lı yöneticilerin eşlik ettiği terör örgütlerine ait “hayır” kampanyaları… 


Dünyanın neredeyse her yerinde ülkelerin yeniden yapılanma süreçleri o ülkenin iç süreci olmaktan çıkıyor ya da çıkarılmaya çalışılıyor.

Çünkü iç süreçlerde ortaya çıkan gelişmeler dünyanın yeniden yapılanmasında o ülkelere küresel olarak bir pozisyon sağlayacak. 

Dolayısıyla dünyada bir içe dönme, yerelleşme, aşırı sağ ırkçılık eğilimleri var ancak bu içe kapanma anlamında değil.

Bu refleks kendi içini güçlendirmeye, kendini tahkim etmeye dönük bir içe dönüştür, dolayısıyla bir pozisyon elde etme çabasıdır. 


Türkiye şu an kendi içinde bir reform yaparak avantajlı pozisyona geçme şansına sahip.

Türkiye bu reformu yapabilirse ve çok eleştirdiğiniz uluslararası ilişkileri de yeniden oluşturduğunda artık “ikinci aktör” olmayacak! 


Zaten CB Erdoğan’la gelişen süreç, Dünya 5’ten büyüktür yaklaşımı, Müslüman dünya ve mazlum milletler için umut olan pozisyonu dünyanın yeniden yapılanmasında Türkiye’yi öne çıkan ülkelerden biri haline getiriyor.

Diyorsunuz ki öte yandan ilişkiler geriliyor, neden Erdoğan kendisine “diktatör” benzetmesine karşılık “Nazi” benzetmesi yaptı? 


Soru zaten kendi içinde çelişiyor. Acaba yıllardır Erdoğan’a tiran ve diktatör benzetmesi yapan ülkelerin halkları da bunu soruyor mu?

Özellikle Avrupa ile gerilen ilişkiler mevcut. Rutin dışı döneme girildiğinde güç savaşları gerilim üzerinden yürür. 

Güç savaşları mutabakat üzerinden yürümez. Eğer ortada politik ve ekonomik bir güç savaşı varsa orada mutabakat arayışı olmaz.

Orada güçlerin kendine alan açmasına yönelik bir siyaset güdülür. Bunun adı gerilim siyasetidir ki bu sadece ülkemiz için geçerli değil. 

Ne kadar sürer bu? Dünyanın yeniden yapılanma süreci bitene, taşlar yerine oturana kadar bu sürecek.

Dikkat edilmesi gereken konu şu: Her ülke bu süreçte kendine pozisyon yaratmak için kendi iç süreçlerinde adımlar atmaya çalışıyor. 

İşte şu an Türkiye’de yapılmaya çalışılan anayasal değişiklik bunun bir tezahürüdür.

Türkiye'nin içi meselelerini bu derece dış politika aracı haline getiren ülkeler Türkiye'ye bir yan rol biçme peşinde. 

Bu ikincil/yan aktör pozisyonunda tutma meselesi 20. yy’ın başında başımıza örülmüş bir çoraptır! Ama 21. yy’da biz artık ikincil aktör değiliz, olmamalıyız! Potansiyelimizle değiliz, nüfus gücümüzle değiliz, ekonomimizle değiliz.

Cumhuriyeti kurduğumuzda dezavantajlı pozisyondaydık, koşullar aleyhimizeydi. Osmanlı bakiyesi bir coğrafyadan bir ülke çıkardık. 

Dünyanın içinde bulunduğu koşullar da farklıydı. Ama bugün dünyanın yeniden kuruluş sürecinde biz artık güçlü bir potansiyele sahibiz.

Diyeceksiniz ki ensemizde ekonomik sarmal varken neden koşullar neden lehimize? Çünkü Batı demokrasisi, ABD demokrasileri gibi klasik demokrasilerin krize girdiği bir dönemde, biz bir avantaj elde ettik.

Onlar şu dönemde sorunların çözümü için arayış içerisindeyken, biz tam tersine bir reform teziyle hamle yaptık. 

Başarılarımızdan biri de 15 Temmuz darbe girişimine karşı bu ülkenin millet iradesiyle yaptığı devrimdir. DEVRİM BUDUR!

 DEVRİM, Türkiye’nin bütün çeşitliliğine rağmen ortak birliğini sahada göstermiş olmasıdır.

Mesele ülkeyi korumak, millet iradesine sahip çıkmak olunca diğer ülkelerin teorik olarak tartıştıklarını biz pratikte gerçekleştirdik. 

Ülkeye sahip çıktık, lidere sahip çıktık ve bunun siyasal sonucu olarak da bir reformun eşiğine geldik.

Bu anayasa tasarısı çok eksik diyenleriniz oldu. İşte tam da bu nedenle bu yeni anayasa tasarısına reform başlangıcı deniyor. 

Bu reform yürürlüğe girse bile bu bir sürecin başlangıcı olacaktır ve bugünün siyasi koşulları çerçevesinde yapılabilen bir başlangıçtır.

Siyasette değişim olgunlaşan siyaseti hayata geçirmekle olur. Siyasette değişimi mühendislikle ya da öznel iradelerle yapamazsınız.

Bu değişiklik 15 Temmuz devriminden sonra ortaya çıkan olgunlaşmış koşullara bağlı olarak halkın önüne sunulan bir değişiklik.

Neden Anayasayı baştan aşağı değiştiremiyoruz? Gönlümüzden geçen bu olabilir, ancak bu değişiklikleri taşıyacak siyasi aktörler gerek. 

15 Temmuz bize neyi gösterdi? Aslında devletin içinde yuvalanmış faşist, anti demokratik yapıların nasıl bir tehlike olduğunu gösterdi.

Şu anda bu yapılar tasfiye edildi/ediliyor. Bu tasfiyeler sonucunda ortaya boşluklar çıktı. Ancak devlet boşluk tanımaz. 

Eğer siz devlet yapısını tamamlamazsanız, başka kadrocu, illegal hareketler, faşist güçler orayı bir işgal alanı olarak görebilirler.

Dolayısıyla devletin öncelikli hedefi, 15 Temmuzun da getirdiği bir siyasal sorumluluk olarak o boşluğu tamamlamaktır. 

İkincisi, siyasi imkanlar ortaya çıkabilir ancak bu imkanları değerlendirecek olan siyasi aktörlerdir.

15 Temmuzdan sonra ne oldu hatırlayalım, önce 3 siyasi parti bir araya geldi, CHP, AK Parti ve MHP. 
https://t.co/TcTbalh90t

İlk etapta bir anayasa değişikliği yapma girişimi bu üçlü ile yapılmaya çalışıldı. Ancak görüşmeler 7 maddede tıkanıp kaldı.

Ayrıca Bahçeli bir açıklama yaptı ve anayasal sistemdeki bir anomaliye dikkat çekti. Neydi bu anomali?

Bahçeli, bunun CBnını seçme hakkının halka verilmesi ile ortaya çıktığını belirtti ve kriz üretmeye elverişli olduğuna dikkat çekti.  

Bazıları bu açıklamayı siyasi tuzak olarak değerlendirirken Başbakan bunun siyasi bir imkan olduğunu belirtti. https://t.co/Jj7PtpjODJ

Binali Yıldırım, Bahçeli nin çağrısına pozitif yanıt verirken CHPye de çağrıda bulundu. Ancak CHP bu sürece girmedi.

Dolayısıyla bu reformun geniş bir revizyon değil, öncelikli revizyon olması yönündeki taşıyıcılığını iki siyasi aktör yapmaya başladı. 

Hatta Bahçeli ve Yıldırım bu reformu merdiven teorisi olarak açıkladı. https://t.co/ICMjDiCdWf

Bu anayasa değişikliği öncelikli fakat çok önemli ve öncelikli bir reformdur. Çünkü, dar da olsa hükümet modelini değiştirmektedir.

Şimdiye Anayasada 18 değişiklik yapılmış ama yapılan değişikliklerin tamamı 1982 anayasasının kurguladığı yapının revizyonuna yönelik. 

Bir anlamda eski arabayı parça değişimi yaparak, yenileyerek yürütmeye çalışmışız. Bu 19. Anayasa değişikliği ise sistem içi bir revizyon değil tam bir “sistem revizyonudur”. Dar da olsa bir reform adımı atılmıştır.

Bu değişikliğin özünde ise gerçekten de “uyum/istikrar/tahkim” arayışı yatıyor. 

Şimdi sizi Alev Alatlı’nın muhteşem konuşması ile baş başa bırakıyorum. “Dünyanın iyiliği için TÜRKİYE!”.
Dünyanın yeniden yapılanması ve bu kapsamda Anayasa değişikliği Dünyanın yeniden yapılanması ve bu kapsamda Anayasa değişikliği Reviewed by Habersizim on 16:15:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: