Dünyanın en endişeli beyitine, ünlü İtalyan heykeltıraş Gogol’un ‘Yüzyıllık yalnızlık’ kitabında rastlamıştım. Şöyle diyordu Gogol: “Korkuyorum senden, korkuyorum seni akşam üstü pencereye yönelten şeylerden” Gogol’un çağdaşı Rimbuad’un ‘Oliver Twist’ isimli lirik romanının konusu da işte bu kahredici endişeydi. Hatta sonradan Jack Kerouack tarafından “Eternal sunshine of the spotless mind” adıyla sinemaya da aktarıldı bu roman.
Bizim tarafımızdan bakınca; endişe, Jön Türkler’in en önemli esin kaynağıydı. Ankara merkezli yayın yapan Serveti Fünun FM’de defalarca bu konu masaya yatırılmış, hatta sonra-
dan Peyami Safa tarafından ‘Huzur’ isimli makale kitabında bu konuya geniş yer ayrılmıştı.
Konudan uzaklaşmayalım. Endişeli modern-
ler, kendilerine her zaman Amerikan edebiyatının usta kalemlerini örnek aldılar. Bi Daniken olsun (a’nın üstünde iki nokta var) bi Hamsun olsun efendime söyleyeyim bi Montaigne olsun. Bu ana damarı temsil etme hususunda Avrupalı yazar ve şairlere hep ışık tuttular.
Siz Borges’in (Borges diye okunur, borcs değil) Avusturya’nın göbeğinden çıkıp nasıl ‘Kalpazanlar’ gibi bir romanı yazabildiğini hiç düşünmediniz mi? Düşünmüyorsunuz işte.
Hatta İsveç asıllı Belçika yahudisi şair Wiliam Faulkner’ın ismindeki diğer ‘l’ harfini arkadaşlarıyla girdiği bir bahiste kaybettiğini de bilmezsiniz. Onun tüm şiirlerini topladığı ‘Savaş ve Barış’ kitabına adını veren şiirin içinde hiç ‘ve’ kelimesinin geçmediğini de bilmezsiniz. Okumadığınız için bilmiyorsunuz. Varsa yoksa Twitter. Kıçınızı kaldırıp Çamlıca eteklerindeki Aşiyan müzesine gidip Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun kabrini ziyaret edin desem gitmezsiniz. Siz anca İbrahim Tenekeci’nin Mona Roza şiirini .jpg yapıp DM atmayı bilirsiniz. Sorsam şimdi kaçınız Orhan Veli’nin ‘Huzursuz Bacak’ romanını okudunuz diye, cevap veren olmaz. Ama sorsam size Simyacı’yı kim yazdı diye; pat diye cevabı yapıştırırsınız.
Neyse konudan uzaklaşmayalım.
Şimdi yanlış olmasın galiba Kurt Vonnegut’tu. Hani şu çölde uçağıyla kaza yapıp ‘Küçük kara balık’ diye bir roman yazan. Yazdığı sayfa başına yayıncısından para alıyormuş da o yüzden betimleme doldurmuştu kitabı. Kafam kadar kitaplar yazmıştı. Vonnegut’tu o değil mi? Benim de bilmediğim şeyler var, bunu anlayışla karşılamalısınız. Bir de tabi ‘Yabancı’ kitabının kadın yazarı Rainer Maria var. Eski sevgilisi ‘Milena’ya mektuplar yazmış milyon tane. Endişe dediğin böyle olur.
Bizde de lirik ve epik şiirleriyle ünlenmiş Hüseyin Rahmi Gürpınar var. Zamanında sefalet içinde Narmanlı Han’da hayatını geçirirken ölümünden çok sonra kıymeti anlaşıldı. Şimdi onun Kürk gocuklu Madonna kitabının yeşil kapağını kızlar kahve ile birlikte paylaşıp duruyorlar. Zamanında kıymet bileceksin, öldükten sonra ınstagrama koymuşsun ne fayda.
Biz zaten böyleyiz. Yaşayan değerlerimizi görmezden geliriz, elalemin Sylvia Plath’i nobel aldı diye onu best seller yaparız. Vay efendim Arthur Miller’in ilk eşiymişmiş de vay efendim okumaktan gözleri kör olmuş Umberto Eco’ya yıllarca dadılık yapmışmış da. Sizin derdiniz nedir? İyi edebiyat peşinde değil misiniz siz? O halde ‘zamanın ruhunu’ yansıtan genç şair Ahmet Hamdi Tanpınar’a kulak vereceksiniz. Sanırım İzdiham’ın son sayısında çıkmıştı şiiri. ‘Futbol oynayan çocuklar’ başlıklı şiir şöyle başlıyordu: West ındies diyordu şiirin başında, kızıl elma, itaki, maçin! Hatta Tanpınar’ın bu şiiri üzerine “şiir geldi” diye bir yazı yazdı Orhan Kemal. Orhan Kemal’in kendisi gibi usta bir eleştirmen olan ancak genç yaşında kaybettiğimiz amcaoğlu Yahya Kemal’in Yozgat üzerine yazdığı şiirleri de enfestir. Pek bilinmez ama enfestir.
Konu çok dağıldı. Ne diyorduk? Evet. Endişe. Ünlü
Fransız yahudi ressam Heidegger’in yakın dostu Martin Eden’e söylediği gibi: “Bana neye ihtiyacın olduğunu söyle sana hemen bir Nietzsche özdeyişi söyleyeyim”
O halde biz de bu yazının asla bitmeyeceği endişesini İsmet Özel’in bir mısrasıyla noktalamış olalım: “biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız”
Esen kalın ikinci yeninin sevgili üçüncü kuşak tutkunları. Şiirle kalın.
Şu ağzını burnunu kırdığım kitapları sadece satın almayın, okuyun da.
Bizim tarafımızdan bakınca; endişe, Jön Türkler’in en önemli esin kaynağıydı. Ankara merkezli yayın yapan Serveti Fünun FM’de defalarca bu konu masaya yatırılmış, hatta sonra-
dan Peyami Safa tarafından ‘Huzur’ isimli makale kitabında bu konuya geniş yer ayrılmıştı.
Konudan uzaklaşmayalım. Endişeli modern-
ler, kendilerine her zaman Amerikan edebiyatının usta kalemlerini örnek aldılar. Bi Daniken olsun (a’nın üstünde iki nokta var) bi Hamsun olsun efendime söyleyeyim bi Montaigne olsun. Bu ana damarı temsil etme hususunda Avrupalı yazar ve şairlere hep ışık tuttular.
Siz Borges’in (Borges diye okunur, borcs değil) Avusturya’nın göbeğinden çıkıp nasıl ‘Kalpazanlar’ gibi bir romanı yazabildiğini hiç düşünmediniz mi? Düşünmüyorsunuz işte.
Hatta İsveç asıllı Belçika yahudisi şair Wiliam Faulkner’ın ismindeki diğer ‘l’ harfini arkadaşlarıyla girdiği bir bahiste kaybettiğini de bilmezsiniz. Onun tüm şiirlerini topladığı ‘Savaş ve Barış’ kitabına adını veren şiirin içinde hiç ‘ve’ kelimesinin geçmediğini de bilmezsiniz. Okumadığınız için bilmiyorsunuz. Varsa yoksa Twitter. Kıçınızı kaldırıp Çamlıca eteklerindeki Aşiyan müzesine gidip Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun kabrini ziyaret edin desem gitmezsiniz. Siz anca İbrahim Tenekeci’nin Mona Roza şiirini .jpg yapıp DM atmayı bilirsiniz. Sorsam şimdi kaçınız Orhan Veli’nin ‘Huzursuz Bacak’ romanını okudunuz diye, cevap veren olmaz. Ama sorsam size Simyacı’yı kim yazdı diye; pat diye cevabı yapıştırırsınız.
Neyse konudan uzaklaşmayalım.
Şimdi yanlış olmasın galiba Kurt Vonnegut’tu. Hani şu çölde uçağıyla kaza yapıp ‘Küçük kara balık’ diye bir roman yazan. Yazdığı sayfa başına yayıncısından para alıyormuş da o yüzden betimleme doldurmuştu kitabı. Kafam kadar kitaplar yazmıştı. Vonnegut’tu o değil mi? Benim de bilmediğim şeyler var, bunu anlayışla karşılamalısınız. Bir de tabi ‘Yabancı’ kitabının kadın yazarı Rainer Maria var. Eski sevgilisi ‘Milena’ya mektuplar yazmış milyon tane. Endişe dediğin böyle olur.
Bizde de lirik ve epik şiirleriyle ünlenmiş Hüseyin Rahmi Gürpınar var. Zamanında sefalet içinde Narmanlı Han’da hayatını geçirirken ölümünden çok sonra kıymeti anlaşıldı. Şimdi onun Kürk gocuklu Madonna kitabının yeşil kapağını kızlar kahve ile birlikte paylaşıp duruyorlar. Zamanında kıymet bileceksin, öldükten sonra ınstagrama koymuşsun ne fayda.
Biz zaten böyleyiz. Yaşayan değerlerimizi görmezden geliriz, elalemin Sylvia Plath’i nobel aldı diye onu best seller yaparız. Vay efendim Arthur Miller’in ilk eşiymişmiş de vay efendim okumaktan gözleri kör olmuş Umberto Eco’ya yıllarca dadılık yapmışmış da. Sizin derdiniz nedir? İyi edebiyat peşinde değil misiniz siz? O halde ‘zamanın ruhunu’ yansıtan genç şair Ahmet Hamdi Tanpınar’a kulak vereceksiniz. Sanırım İzdiham’ın son sayısında çıkmıştı şiiri. ‘Futbol oynayan çocuklar’ başlıklı şiir şöyle başlıyordu: West ındies diyordu şiirin başında, kızıl elma, itaki, maçin! Hatta Tanpınar’ın bu şiiri üzerine “şiir geldi” diye bir yazı yazdı Orhan Kemal. Orhan Kemal’in kendisi gibi usta bir eleştirmen olan ancak genç yaşında kaybettiğimiz amcaoğlu Yahya Kemal’in Yozgat üzerine yazdığı şiirleri de enfestir. Pek bilinmez ama enfestir.
Konu çok dağıldı. Ne diyorduk? Evet. Endişe. Ünlü
Fransız yahudi ressam Heidegger’in yakın dostu Martin Eden’e söylediği gibi: “Bana neye ihtiyacın olduğunu söyle sana hemen bir Nietzsche özdeyişi söyleyeyim”
O halde biz de bu yazının asla bitmeyeceği endişesini İsmet Özel’in bir mısrasıyla noktalamış olalım: “biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız”
Esen kalın ikinci yeninin sevgili üçüncü kuşak tutkunları. Şiirle kalın.
Şu ağzını burnunu kırdığım kitapları sadece satın almayın, okuyun da.
Martin Eden’den Derrida’ya edebiyat dersi - 1
Reviewed by Habersizim
on
09:13:00
Rating:

Hiç yorum yok: