CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu bir süreden beridir gerginlik üzerine kurduğu bir strateji izliyor.
Öyle böyle değil... Sistematik ve asap bozucu.
Kurumsal olarak da CHP, bu stratejiye teşne bir yaklaşım sergileyerek genel başkanlarının tarzına olduğu gibi uyuyor.
Şüphesiz ki bu durum CHP'nin her geçen gün biraz daha marjinalleşmesini ve uçlarda gezinen bir parti konumuna gelmesini sağlıyor.
Medeniyetimize büyük darbeler vurmuş, 1400 yıllık İslâmi ve kültürel hafızamızı adeta formatlamış bir partinin böyle kötü bir duruma düşmesi, açık söylemek gerekirse hiç umurumda olmadığı gibi; "beter olsunlar" diyebileceğim bir gelişme.
Ama şöyle bir şey de var.
İzlenen gerginlik stratejisi nedeniyle bilerek kavgacı bir görüntü sağlanıyor ve bu, bana göre sadece meselenin görünen kısmı.
Kılıçdaroğlu bu vesile ile parti tabanını konsolide etmeye çalışıyor ve doğrusu hayli başarılı olmuş görünüyor.
Peki görünmeyen kısmında ne var?
Kılıçdaroğlu'nun, paralel çetenin tertiplediği kaset operasyonuyla genel başkanlık koltuğuna oturması ve sonrasında yaşanan gelişmeler, meselenin görünmeyen tarafının en önemli kısmı. Bu süreçte CHP, Türkiye'nin taraf olduğu her konuda tam karşıda mevzilenerek tavır aldı. Hariçte gelişen hadiselerde Esed'in yanında hizalanmaktan geri durmadı sözgelimi. Mısır, İsrail ve Rusya ile yaşanan gerginliklerde de Türkiye aleyhtarı bir tutum izlemekten imtina etmedi.
İçeride de durum farklı değildi.
PKK'nın sözcülüğüne soyunmak, paralel çetenin siyasal uzantısı görüntüsü vermek, casusluk davalarına müdahil olmak vesaire...
Bütün bunlar olurken partinin kendi içi yapısı peyderpey bir mezhebin hakimiyeti altına girdi. Öyle ki, sadece üst yönetimde değil, partinin tüm Türkiye sathındaki teşkilatlarında bu durum gözle görülür bir noktaya ulaştı.
"Bundan bize ne?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Mesele, bir partinin salt kendi iç işleyişi olsa elbette ki bize ne bundan!
Ama durum ne yazık ki öyle değil.
Gezi'den beri Türkiye'yi iç savaşa sürükleme çabasındaki şer güçlerin elindeki son koz, işbu mezhepçi ayrılıkçılıktır.
Yani iyi saatte olsunlar güruhu, bütün uğraşlara rağmen Gezi belasını, 17-25 Aralık kalkışmasını, HDP/PKK üzerinden terörün yakıcı bir şekilde hortlatılması çabalarını boşa çıkaran hükümeti ve doğal olarak Cumhurbaşkanını, vurabilecekleri son silah olarak görüyorlar, bahsini ettiğimiz mezhepçi ayrılığın neden olacağı kaosu...
İşte bu yüzden bu husus salt CHP'nin kendi iç meselesi olmaktan öte, tüm Türkiye'yi ilgilendiren bir konudur. Kılıçdaroğlu, bugüne kadar, yukarıda saydığımız tüm kalkışma hareketlerini dışarıdan destekleyen bir konumda iken, dikkat çekmeye çalıştığımız mezhep üzerinden ayrılıkçı bir kalkışma söz konusu olduğu zaman asıl aktör olmak gibi bir konuma sahiptir ve bu nedenle ciddi anlamda bir tehlikedir.
Bu tespitten hareketle, Kılıçdaroğlu'nun izlediği gerginlik stratejisinin, iyice hesaplanmış bir kaos planının gereği olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Aman dikkat!
Gözünü karartmış bir canlı bomba ile karşı karşıyayız!
Öyle böyle değil... Sistematik ve asap bozucu.
Kurumsal olarak da CHP, bu stratejiye teşne bir yaklaşım sergileyerek genel başkanlarının tarzına olduğu gibi uyuyor.
Şüphesiz ki bu durum CHP'nin her geçen gün biraz daha marjinalleşmesini ve uçlarda gezinen bir parti konumuna gelmesini sağlıyor.
Medeniyetimize büyük darbeler vurmuş, 1400 yıllık İslâmi ve kültürel hafızamızı adeta formatlamış bir partinin böyle kötü bir duruma düşmesi, açık söylemek gerekirse hiç umurumda olmadığı gibi; "beter olsunlar" diyebileceğim bir gelişme.
Ama şöyle bir şey de var.
İzlenen gerginlik stratejisi nedeniyle bilerek kavgacı bir görüntü sağlanıyor ve bu, bana göre sadece meselenin görünen kısmı.
Kılıçdaroğlu bu vesile ile parti tabanını konsolide etmeye çalışıyor ve doğrusu hayli başarılı olmuş görünüyor.
Peki görünmeyen kısmında ne var?
Kılıçdaroğlu'nun, paralel çetenin tertiplediği kaset operasyonuyla genel başkanlık koltuğuna oturması ve sonrasında yaşanan gelişmeler, meselenin görünmeyen tarafının en önemli kısmı. Bu süreçte CHP, Türkiye'nin taraf olduğu her konuda tam karşıda mevzilenerek tavır aldı. Hariçte gelişen hadiselerde Esed'in yanında hizalanmaktan geri durmadı sözgelimi. Mısır, İsrail ve Rusya ile yaşanan gerginliklerde de Türkiye aleyhtarı bir tutum izlemekten imtina etmedi.
İçeride de durum farklı değildi.
PKK'nın sözcülüğüne soyunmak, paralel çetenin siyasal uzantısı görüntüsü vermek, casusluk davalarına müdahil olmak vesaire...
Bütün bunlar olurken partinin kendi içi yapısı peyderpey bir mezhebin hakimiyeti altına girdi. Öyle ki, sadece üst yönetimde değil, partinin tüm Türkiye sathındaki teşkilatlarında bu durum gözle görülür bir noktaya ulaştı.
"Bundan bize ne?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Mesele, bir partinin salt kendi iç işleyişi olsa elbette ki bize ne bundan!
Ama durum ne yazık ki öyle değil.
Gezi'den beri Türkiye'yi iç savaşa sürükleme çabasındaki şer güçlerin elindeki son koz, işbu mezhepçi ayrılıkçılıktır.
Yani iyi saatte olsunlar güruhu, bütün uğraşlara rağmen Gezi belasını, 17-25 Aralık kalkışmasını, HDP/PKK üzerinden terörün yakıcı bir şekilde hortlatılması çabalarını boşa çıkaran hükümeti ve doğal olarak Cumhurbaşkanını, vurabilecekleri son silah olarak görüyorlar, bahsini ettiğimiz mezhepçi ayrılığın neden olacağı kaosu...
İşte bu yüzden bu husus salt CHP'nin kendi iç meselesi olmaktan öte, tüm Türkiye'yi ilgilendiren bir konudur. Kılıçdaroğlu, bugüne kadar, yukarıda saydığımız tüm kalkışma hareketlerini dışarıdan destekleyen bir konumda iken, dikkat çekmeye çalıştığımız mezhep üzerinden ayrılıkçı bir kalkışma söz konusu olduğu zaman asıl aktör olmak gibi bir konuma sahiptir ve bu nedenle ciddi anlamda bir tehlikedir.
Bu tespitten hareketle, Kılıçdaroğlu'nun izlediği gerginlik stratejisinin, iyice hesaplanmış bir kaos planının gereği olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Aman dikkat!
Gözünü karartmış bir canlı bomba ile karşı karşıyayız!
Kılıçdaroğlu, bir canlı bomba kadar tehlikelidir!
Reviewed by Habersizim
on
09:59:00
Rating:

Hiç yorum yok: