Hülya Avşar’dan kaçan adam - 13. Bölüm

-Necla?
-Hülya abla?
-Merhaba.
-Merhaba  ablacığım.
-Kız, senin herif nerede? Ne zamandır yazısı çıkmıyor. Telefonu da kapalı. Nereye kayboldu bu oğlan?
-Bilmiyorum ki abla.
-Kızım manyak mısın! Nasıl bilmiyorsun?
-Bir gece sarhoş sarhoş telefon açtı, manyak manyak konuştu. O zamandan beri yok.
-Ne zaman oldu bu?
-İki haftayı geçti.
-Eee?
-Ee'si bu işte.
-Adam iki haftadır kayıp ve senin umurunda değil, öyle mi?
-Abla, hakaret etti bana. Sana da hakaret etti. "Sizin yüzünüzden Sodom ve Gomore gibi batacağız" dedi.
-Allah Allah. Eee?
-"Sizi İran İslam Cumhuriyeti'ne götürüp çarşafa sokacağım" dedi. Saçma sapan konuştu işte.
-Sonra?
-Kapattım telefonu.
-Eee?
-Başka bir şey yok.
-Nasıl yok? Tekrar aramadı mı?
-Aramadı.
-Sen aramadın mı?
-Niye arayayım abla? Aramadım tabii.
-Allah belanı vermesin! Nasıl karısın sen? Adam bunalıma girmiş, ilgilensene insan gibi!
-Amaaan, ne ilgileneceğim abla? İşim var, gücüm var. Beni beğenmiyorsa kendisi bilir.
-Necla, sana bir şey söyleyeyim mi? İyi ki yanımda değilsin şu an. Yanımda olsaydın ağzını yırtardım.
-Abla niye öyle konuşuyorsun?
-Daha bir şey demedim ki, geri zekâlı! Kocan bunalıma girip ortadan kaybolmuş, iki haftadır ortalıkta yok ve sen böyle laylaylom... Bu nasıl bir adiliktir? Allah'tan kork!
-Hakaret etti diyorum abla. Çok gücüme gitti. Sana da hakaret etti diyorum.
-Dedikodu etme! Adam bunalıma girmiş işte.
-Ben ne yapayım abla? Benim ne suçum var?
-Ne suçun olacak kızım senin? Geri zekâlının cezai ehliyeti mi olur?
-Abla, kalbimi kırıyorsun.
-Ay kalbini sevsinler! Tükürürüm lan senin kalbine! Kocan iki haftadır kayıp, öldü mü kaldı mı belli değil, sen "Bir elimde cımbız, bir elimde ayna, umurumda mı dünya" modundasın. Bu nasıl bir vicdansızlıktır! Belki intihar etti adam.
-Ay abla, şimdi sen söyleyince... Ben de merak ettim vallahi.
-Sen bundan sonraki klip işini merak etmişsindir. Yemezler yavrum! Sana klip filan yok, vokal mokal de yok bundan sonra. İnsan değilsin çünkü. Tuncay'ı sağ salim bulalım, seni boşattırmazsam bana da Hülya Avşar demesinler!
-Elini ayağını öpeyim, yapma böyle Hülya abla, bırakma beni, yalvarırım!
-Kocana yalvar! "Yalvarsam, ağlasam, kapansam dizine, döner miyiz yine eski günlere?" diye sor, "evet" derse bakarız. Bu saatten sonra senden Tuncay'a karı marı olmaz ya neyse... Yazlığınız, tekneniz, dağ eviniz filan var mı sizin? Kafası bozlunca nereye kaçar Tuncay?
-Yazlığımız var ama orada değil. Annemgil kalıyor şimdi yazlıkta. Ama dağ evi deyince aklıma geldi; "Köyüme gidip bir daha da geri gelmeyeceğim" demişti.
-Benim salak kızım! Baştan söyleseydin ya şunu.
***
Köy evinde toplanan köylülerin ağızları kulaklarındaydı. Hülya isimli bebeğin de keyfine diyecek yoktu. Onun çıkardığı keyif seslerini saymazsak ortam sessizdi. Sessizliği, Kaba Salim Emmi bozdu:
-Niye geldin? Ne zaman gideceksin? Hülya Avşar daha doğru dürüst şaşırmaya fırsat bulamadan muhtar gerekli açıklamayı yaptı: "İçi dışı bir değil... As-
lında şöyle demek istedi..."
Hülya Avşar bir kahkaha patlattı. Hülya isimli bebek iyice keyiflenip bu kahkahaya mukabele etti. Köyün delisi de keyiflendi: "Hihi hihi, zalim kedi Hülya Avşar."
-Sus lan!
Köyün delisine ters ters baktı muhtar. Sonra, yeni bir kahkaha patlatmakta olan Hülya Avşar'a dönüp "Kusura bakmayın Hülya hanım. Deli işte." dedi.
-Ay ne kusuru? Çok hoşuma gitti. Neyse... Bütün köy burada toplandınız benim için. Sağ olun, var olun. Herhalde bir şeyler anlatmamı bekliyorsunuz, ama inanın ki aklım fikrim Tuncay'da, başka bir şey konuşmak gelmiyor içimden.
Muhtar bey, Tuncay'ın köye geldiğini söyledi. "Hülya Avşar'dan kaçıp geldim" demiş. Camide yatıp kalkmış. Kimseyle muhatap olmak istememiş. Beraber namaz kıldığı cemaate de "Hülya Avşar'ın yanından geliyorsunuz, size de saygım yok, namazı kılıp dağılın, benimle konuşmayın" filan demiş. Kafası çok bozukmuş. Başka bir şey bilen var mı? Buradan nereye gitmiş olabilir acaba?
Köyün delisi "Öğretmenim! Öğretmenim!" diye seslenerek parmak kaldırdı.
Hülya Avşar güldü.
-Tamam, sen söyle canım.
-Kavat Tuncay, kitabı okudu gitti. Gene kahkaha tabii.
-"Kavat Tuncay" mı? O ne ya! Ayıp, ayıp.
-Ayıp, ayıp. Hihi.
-Ayıp tabii. Tuncay abin ne kitabı okudu bakim?
-Öğretmenin  kitabını.
-Ne öğretmeni?
-Öğretmen kızdı gitti.
-Nereye gitti?
-Nereye gitti?
-Kitabın konusu ne?
-Öğretmen verdi.
-Tamam da, konu ne?
-Konu ne?
-Kitap diyorum...
-Kitap okudu gitti.
-Anladım da, kitapta ne vardı?
-Kitapta ne vardı?
-Yani ne yazıyordu kitapta? Okuma yazman var mı senin?
-Kavat Tuncay okudu. Ben okumadım. İstanbul yazıyordu. İstanbul'da iskambil.
-İstanbul'da iskambil mi?
-Okudu gitti. Kontak anahtarını vermedi. Pis Tuncay!
Kalabalığın içinden gencecik bir ses yükseldi:
-Hülya abla, ben biliyorum o kitabı. Öğretmen çok seviyordu, derste okuyordu. İstanbul'da iskambil değil, İstanbul'da İki İskandinav Seyyah. Knut Hamsun ve o masalcı adam. İsmi neydi... Iıı... Şey... Unuttum. Masalcı adam için "Boşverin onu" diyordu öğretmen; ama Knut Hamsun derin adammış.
-Ne Hamsun?
-Knut, Knut.
-Knut Hamsun, öyle mi?
-Evet öğretmenim.
-Aferin çocuğum. Bu bir izdir. Takip edelim bakalım.

Ziya Güler'in romanı
Hülya Avşar’dan kaçan adam - 13. Bölüm Hülya Avşar’dan kaçan adam - 13. Bölüm Reviewed by Habersizim on 09:28:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: