Futbolla aramın iyi olmadığını söylemiştim. En son kazara Galatasaray maçına gitmiştim de gol yollarında çoğalamayan her iki takımın oyuncularının orta sahada anlamsız paslaşmalarından sıkılıp ilk yarısında stadı terk etmiştim. Madem gol atmayacaktınız o kadar adamı oraya niye topladınız? Bir maçın ilk yarısının 0-0 bitmesi kadar saçma bir şey var mı şu dünyada? 1-1 bitse en azından oyuncunun biri gol atmış olur, hanesine gol yazılır; maç sonucu 0-0 olsa takımlara 1 puan verilir. İlk yarının 0-0 bitmesi nedir abicim, nasıl büyük bir ızdıraptır. 45 dakika koş koş, hiçbir şey olmamış gibi git soyunma odasına. Çekilir dert değil.
Maçın ilk yarısında çıkmak da filmin arasında sinemadan çıkmak gibi bir şey oldu, herkese hava bastım. Zaten maça da “nasıl olsa başında reklamlar olur” dediğim için beş dakika geç girmiştim. Öyle olmuyormuş.
Meseleyi nereye getireceğimi herhalde anlamışsınızdır. Mesele Beşiktaş’ın yeni stadı, bu stadın açılışı, bu açılış vesilesiyle top çeviren devlet erkanı. Şunu hemen belirteyim, Ahmet Hoca topla gereksiz oynuyor, pas vermiyor, verdiği paslar yerini bulmuyor.
Hemen herkesin de Messi’ye topu ulaştırmak için gayret eden Barcelonalılar gibi ayaklarına gelen her topu Tayyip Bey’e atmaları doğru değil. Sonuçta futbol bir takım oyunu. Tayyip Bey, atılan her pasa şık bilek hamleleriyle karşılık verse de, arada defansın arkasına sarkan diğer oyuncuları da topla buluşturmak lazım. Abdullah Gül mesela. Top ayağına geldiğinde topu ayağında hiç tutmuyor, hemen ayağından çıkarıyor. Özellikle defansın önünde, orta sahaya yakın bir pozisyonda rakip takımın hücumlarını kesmede faydalı olabilir. Beşiktaş Başkanı Fikret Orman daha ziyade yedek soyunması gerekiyordu kanımca. Formunda ciddi düşüklük gördük netekim. Kanatlardan yapılan ataklarda takımın dinamosu olabilir ama henüz hazır değil. Bir de bu takımın ortasında -reklam olmasınadını anmak istemediğim bir şirketin CEO bayanı, topuklu ayakkabısına gelen topları fırsata dönüştürmekle meşguldü. Beni en çok düşündüren şey ise, ortada rakip yoktu. Rakipleri koymayı unutmuşlar, kaleyi koymayı da unutmuşlar. Dolayısıyla “hiç gollü” bir maç izledik o gün sahada. ‘Bir gol ihtimali’ bile yoktu.
Bayan dedim diye beni tefe koyarlar şimdi. CEO bayan. CEO kadın da olmuyor be kardeşim. Ben ne yapayım. Reklam yapmak gibi olmasın “Ören Bayan” diye bir marka vardı eskiden; belki hâlâ vardır ve ben burada adını andığım için şimdi hepiniz koşarak bu markanın ürünlerini alacaksınızdır kesin! Ben ondan esinlenerek CEO Bayan dedim o ablaya. Pek neşeliydi. Pek bir pozitifti. Yeşil sahalarda görmek istediğimiz türden bir hareketti. Bir Türk takımının stadına bir İngiliz sponsor olmuş ve adını stadın göbeğine yazdırmışsa o şirketin CEO’su da neşeli olur, kimse kusura bakmasın. Stad için akıllı diyorlar, değil. Akıllı olan, o şirket. Karaköy’den Beşiktaş’a giden herkes bu şirketin adını okuyacak.
Duygulanacak. Hatta sırf bu yüzden herkes bir gün Beşiktaşlı bile olabilir. Akıllı bir şey görmeye bu günlerde çok ihtiyacımız olduğu için, stadı akıllı diye, Beşiktaş’ı tutmayı bile düşündüm bi ara. Fakat neme lazım. Adımız ‘Çarşı’cıya pazarcıya çıkar diye korktum tutmadım Beşiktaş’ı.
Ha Fikret Orman arar “Şahsi Bey, sizin için özel loca hazırladım, buyurun bi maçımızı izleyin” der; o zaman düşünürüm. Biz islamcıların bildiği tek loca mason locası. Ona da masonların giydikleri komik entariler yüzünden mesafeliyim. Efsaneye göre stadların localarında maçı kanepeden ve televizyondan izliyormuşsun. Yani aynı zamanda televizyondan. Çoluğunu çocuğunu da götürebiliyormuşsun hatta. Ben yeğenimi locaya götürsem, maçtan sıkılır, ‘Seksenler’ açtırır bana. Loca’da oturup pastaneci Sami’yi izleriz. Olmaz. Loca da bana göre değil. Bu arada Fikret Orman’ın eski bir yedek parçacı olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Aydın Doğan da öyle, hatta biraz zorlasanız Ferit Şahenk’i de yedek parçayla ilişkilendirebilirsiniz. Bizim Fındık patronun geleceğini parlak görüyorum açıkçası.
Bu arada devlet erkanımızın bir de ‘Curling’ tesisi açmasını istiyorum. Kaygan zeminde açılış yapmak bize daha çok yakışır. Bir de bildiğin gariban sporu, curling. Facebook sayfasını bile 125 kişi beğenmiş.
Yerleri Vileda ile silme hususunda uzman olan halkımızın Curling’e futboldan daha yakın olduğunu hissediyorum.
Evet. Buldum. Ben, eski bir İskoç adeti olan ve bütünüyle saçma sapan bir şey olduğu halde “satranç”a benzetilen Curling’e gönül vermek istiyorum. Hatta bir Curling takımı varsa, ne bileyim Uşakspor Curling filan ve onun aynı futbol takımları gibi iki tane rengi olursa o renklere de gönül verebilirim. Gideyim de bizim Fındık Efendi’yi işin kıyısından şu işlere sokayım. Gitsin gazete mazete uğraşacağına bi Curling takımına başkan olsun. Ben de “Curling’e gönül verenler” diye bir Facebook grubu kurayım. Bakarsınız üç beş adam toplarım etrafıma. Olur ya bu üç beş kişiyle ‘mesele ağaç değil sen hâlâ anlamadın mı’ diyerek ‘devrim’ yapmaya çalışırım. Belki o zaman devlet bi el atar da görkemli bir Curling tesisini memlekete kazandırmış oluruz.
Ağlamayana meme yok hacı. Yapacak bir şey yok.
Maçın ilk yarısında çıkmak da filmin arasında sinemadan çıkmak gibi bir şey oldu, herkese hava bastım. Zaten maça da “nasıl olsa başında reklamlar olur” dediğim için beş dakika geç girmiştim. Öyle olmuyormuş.
Meseleyi nereye getireceğimi herhalde anlamışsınızdır. Mesele Beşiktaş’ın yeni stadı, bu stadın açılışı, bu açılış vesilesiyle top çeviren devlet erkanı. Şunu hemen belirteyim, Ahmet Hoca topla gereksiz oynuyor, pas vermiyor, verdiği paslar yerini bulmuyor.
Hemen herkesin de Messi’ye topu ulaştırmak için gayret eden Barcelonalılar gibi ayaklarına gelen her topu Tayyip Bey’e atmaları doğru değil. Sonuçta futbol bir takım oyunu. Tayyip Bey, atılan her pasa şık bilek hamleleriyle karşılık verse de, arada defansın arkasına sarkan diğer oyuncuları da topla buluşturmak lazım. Abdullah Gül mesela. Top ayağına geldiğinde topu ayağında hiç tutmuyor, hemen ayağından çıkarıyor. Özellikle defansın önünde, orta sahaya yakın bir pozisyonda rakip takımın hücumlarını kesmede faydalı olabilir. Beşiktaş Başkanı Fikret Orman daha ziyade yedek soyunması gerekiyordu kanımca. Formunda ciddi düşüklük gördük netekim. Kanatlardan yapılan ataklarda takımın dinamosu olabilir ama henüz hazır değil. Bir de bu takımın ortasında -reklam olmasınadını anmak istemediğim bir şirketin CEO bayanı, topuklu ayakkabısına gelen topları fırsata dönüştürmekle meşguldü. Beni en çok düşündüren şey ise, ortada rakip yoktu. Rakipleri koymayı unutmuşlar, kaleyi koymayı da unutmuşlar. Dolayısıyla “hiç gollü” bir maç izledik o gün sahada. ‘Bir gol ihtimali’ bile yoktu.
Bayan dedim diye beni tefe koyarlar şimdi. CEO bayan. CEO kadın da olmuyor be kardeşim. Ben ne yapayım. Reklam yapmak gibi olmasın “Ören Bayan” diye bir marka vardı eskiden; belki hâlâ vardır ve ben burada adını andığım için şimdi hepiniz koşarak bu markanın ürünlerini alacaksınızdır kesin! Ben ondan esinlenerek CEO Bayan dedim o ablaya. Pek neşeliydi. Pek bir pozitifti. Yeşil sahalarda görmek istediğimiz türden bir hareketti. Bir Türk takımının stadına bir İngiliz sponsor olmuş ve adını stadın göbeğine yazdırmışsa o şirketin CEO’su da neşeli olur, kimse kusura bakmasın. Stad için akıllı diyorlar, değil. Akıllı olan, o şirket. Karaköy’den Beşiktaş’a giden herkes bu şirketin adını okuyacak.
Duygulanacak. Hatta sırf bu yüzden herkes bir gün Beşiktaşlı bile olabilir. Akıllı bir şey görmeye bu günlerde çok ihtiyacımız olduğu için, stadı akıllı diye, Beşiktaş’ı tutmayı bile düşündüm bi ara. Fakat neme lazım. Adımız ‘Çarşı’cıya pazarcıya çıkar diye korktum tutmadım Beşiktaş’ı.
Ha Fikret Orman arar “Şahsi Bey, sizin için özel loca hazırladım, buyurun bi maçımızı izleyin” der; o zaman düşünürüm. Biz islamcıların bildiği tek loca mason locası. Ona da masonların giydikleri komik entariler yüzünden mesafeliyim. Efsaneye göre stadların localarında maçı kanepeden ve televizyondan izliyormuşsun. Yani aynı zamanda televizyondan. Çoluğunu çocuğunu da götürebiliyormuşsun hatta. Ben yeğenimi locaya götürsem, maçtan sıkılır, ‘Seksenler’ açtırır bana. Loca’da oturup pastaneci Sami’yi izleriz. Olmaz. Loca da bana göre değil. Bu arada Fikret Orman’ın eski bir yedek parçacı olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Aydın Doğan da öyle, hatta biraz zorlasanız Ferit Şahenk’i de yedek parçayla ilişkilendirebilirsiniz. Bizim Fındık patronun geleceğini parlak görüyorum açıkçası.
Bu arada devlet erkanımızın bir de ‘Curling’ tesisi açmasını istiyorum. Kaygan zeminde açılış yapmak bize daha çok yakışır. Bir de bildiğin gariban sporu, curling. Facebook sayfasını bile 125 kişi beğenmiş.
Yerleri Vileda ile silme hususunda uzman olan halkımızın Curling’e futboldan daha yakın olduğunu hissediyorum.
Evet. Buldum. Ben, eski bir İskoç adeti olan ve bütünüyle saçma sapan bir şey olduğu halde “satranç”a benzetilen Curling’e gönül vermek istiyorum. Hatta bir Curling takımı varsa, ne bileyim Uşakspor Curling filan ve onun aynı futbol takımları gibi iki tane rengi olursa o renklere de gönül verebilirim. Gideyim de bizim Fındık Efendi’yi işin kıyısından şu işlere sokayım. Gitsin gazete mazete uğraşacağına bi Curling takımına başkan olsun. Ben de “Curling’e gönül verenler” diye bir Facebook grubu kurayım. Bakarsınız üç beş adam toplarım etrafıma. Olur ya bu üç beş kişiyle ‘mesele ağaç değil sen hâlâ anlamadın mı’ diyerek ‘devrim’ yapmaya çalışırım. Belki o zaman devlet bi el atar da görkemli bir Curling tesisini memlekete kazandırmış oluruz.
Ağlamayana meme yok hacı. Yapacak bir şey yok.
Curling, Ören Bayan ve Pastaneci Sami
Reviewed by Habersizim
on
10:35:00
Rating:

Ören Bayan :)
YanıtlaSil