Sabah ajanslara bir haber düştü, Konya’da sağlık merkezinde hizmetli olarak çalışan bir baba, 20 yaşındaki kızı Neslihan’ın tedavisi için kendisine Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’ndan verilen 2 bin liralık yardım parasını, evladını kaybedince kuruma iade etti. (Allah (CC) gani gani rahmet eylesin)
Hepimiz, “kamu hizmeti-özel iş” ayrımına pür dikkat eden, “dağda bir kırmızı koyun, beyaz koyunu kapıp götürse Rabbim bunun hesabını bana sorar” diyerek yaşayan, şüpheli şeylerden hep uzak kaçarak teslimiyetini aynı tazeliğinde muhafaza etmek için akla karayı seçen Ömer’i biliriz, hâşâ, yaşarken Cennet’le müjdelenen, yine de şımarmayarak edebinden zerre taviz vermeyen, kendisine her sabah “unutma, ölüm var ey Ömer!” diye hatırlatması için adam tutan, bir gün aynada ilk beyaz saç telini görünce “artık sana gerek kalmadı, bana ölümü hatırlatan bu beyaz telim var” diyerek adamı azat eden “Hazreti” Ömer’i.
Dünyanın tersine döndüğü bir zamanda, böylesi örnekler Ömer’i hatırlatıyor, Ömer gibi, dedirtiyor. Her birimiz Ömer gibi olmaya çalıştıkça, “adaletin üzerine titrediğimiz sürece” üzerinde yaşadığımız bu toprakların daha bir huzur dolduğunu görecek, daha bir nefes alabileceğiz.
Yetmez. Bu baba bize başka şeyleri de hatırlattı. Hani yabancı diyarlardan gelip ‘Osmanlı’ toplumuyla ilgili yazılar kaleme alan gezginlerin kitaplarından okuduğumuz şu “diğergâmlık’ hikâyelerini. “Kuyu ağzına kadar sadaka akçelerle, belki altınlarla dolu, gece yarısı oraya gelen maddi durumu yetersiz olanlar, karanlıkta sadece ihtiyacı kadarını alıp giderdi, geri kalanına dokunmazdı bile”… Böyle bir toplum yaşamış mı gerçekten, yaşamasaydı 600 küsur yıl ayakta kalabilir miydi, Fatih’in alışveriş yaptığı dükkan sahibi, ‘kalanını yandaki komşumdan al, bugün hiç siftah yapmadı” dememiş, tebdil-i kıyafetteki padişah Sultan Mehmed’i duygulandırmamış mıydı? “Bu halk böyle kaldığı sürece, evvel Allah, bir şey olmaz” dememiş miydi Fatih, dediği de çıkmamış mıydı?
Tebrik etmek yetmez bu babayı, teşekkür etmek boynumuzun borcu, milyonlara rağmen kalbini korumayı başardığı, başkaları için yaşadığı, teslimiyetine halel getirmediği, böylesi kirli bir dünyada bu kadar ‘temiz’ kalabildiği için. Sen ne onurlu, ne namuslu, ne dürüst bir “adam”- sın. Gençlerin tabiriyle -eğer caizse- “adamın dibisin” arkadaş! Hep böyle kal! İmanınla… Toplum, tek başına her bir bireyden oluşur çünkü. Herkes kendini güllere, karanfillere, menekşe lalelere çevirse toplum bahçesinden de mis gibi güzel kokular yayılır. ALLAH (CC) RAZI OLSUN...
Hepimiz, “kamu hizmeti-özel iş” ayrımına pür dikkat eden, “dağda bir kırmızı koyun, beyaz koyunu kapıp götürse Rabbim bunun hesabını bana sorar” diyerek yaşayan, şüpheli şeylerden hep uzak kaçarak teslimiyetini aynı tazeliğinde muhafaza etmek için akla karayı seçen Ömer’i biliriz, hâşâ, yaşarken Cennet’le müjdelenen, yine de şımarmayarak edebinden zerre taviz vermeyen, kendisine her sabah “unutma, ölüm var ey Ömer!” diye hatırlatması için adam tutan, bir gün aynada ilk beyaz saç telini görünce “artık sana gerek kalmadı, bana ölümü hatırlatan bu beyaz telim var” diyerek adamı azat eden “Hazreti” Ömer’i.
Dünyanın tersine döndüğü bir zamanda, böylesi örnekler Ömer’i hatırlatıyor, Ömer gibi, dedirtiyor. Her birimiz Ömer gibi olmaya çalıştıkça, “adaletin üzerine titrediğimiz sürece” üzerinde yaşadığımız bu toprakların daha bir huzur dolduğunu görecek, daha bir nefes alabileceğiz.
Yetmez. Bu baba bize başka şeyleri de hatırlattı. Hani yabancı diyarlardan gelip ‘Osmanlı’ toplumuyla ilgili yazılar kaleme alan gezginlerin kitaplarından okuduğumuz şu “diğergâmlık’ hikâyelerini. “Kuyu ağzına kadar sadaka akçelerle, belki altınlarla dolu, gece yarısı oraya gelen maddi durumu yetersiz olanlar, karanlıkta sadece ihtiyacı kadarını alıp giderdi, geri kalanına dokunmazdı bile”… Böyle bir toplum yaşamış mı gerçekten, yaşamasaydı 600 küsur yıl ayakta kalabilir miydi, Fatih’in alışveriş yaptığı dükkan sahibi, ‘kalanını yandaki komşumdan al, bugün hiç siftah yapmadı” dememiş, tebdil-i kıyafetteki padişah Sultan Mehmed’i duygulandırmamış mıydı? “Bu halk böyle kaldığı sürece, evvel Allah, bir şey olmaz” dememiş miydi Fatih, dediği de çıkmamış mıydı?
Tebrik etmek yetmez bu babayı, teşekkür etmek boynumuzun borcu, milyonlara rağmen kalbini korumayı başardığı, başkaları için yaşadığı, teslimiyetine halel getirmediği, böylesi kirli bir dünyada bu kadar ‘temiz’ kalabildiği için. Sen ne onurlu, ne namuslu, ne dürüst bir “adam”- sın. Gençlerin tabiriyle -eğer caizse- “adamın dibisin” arkadaş! Hep böyle kal! İmanınla… Toplum, tek başına her bir bireyden oluşur çünkü. Herkes kendini güllere, karanfillere, menekşe lalelere çevirse toplum bahçesinden de mis gibi güzel kokular yayılır. ALLAH (CC) RAZI OLSUN...
Tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyan ‘vatandaş’
Reviewed by Habersizim
on
14:02:00
Rating:

Hiç yorum yok: