Garip zamanlardan geçiyoruz. İlginç zamanları yaşıyoruz. Muhalif olmakla hain olmanın hercümerç olduğu, at izinin it izine karıştığı, vatan birlikteliğinin hiçbir şey ifade etmediği, ülkemizin çıkarları için bir araya gelmekten ziyade, kendi siyasi görüşümüz için ayrıksı durmanın önemsendiği bir zaman dilimindeyiz.
Peş peşe patlayan bombalar da bizi kendimize getirmiyor artık. Her güne bir şehit vermemiz de bir şey ifade etmiyor. Gün birlik beraberlik günüdür, omuz omuza vermemiz gerekir, sözünün de bir anlamı kalmadı artık. Teröristlerin korunduğu, terör olaylarının kanıksandığı, Erdoğan gidecekse, AK Parti düşecekse ülkenin her yeri yangın yerine dönsün, her yerinde bombalar patlasın diyecek kadar gözü dönmüşlük normal karşılanıyor artık.
Gezi kalkışmasında başladı bu anakronik, hastalıklı durum. Erdoğan nefretinde birleşenler aynı safta yer almanın hiç de garipsenecek bir şey olmadığını ilk o zaman keşfettiler. Ağaçlar kesilmesin diyerek yola çıkanların vardığı nokta; Erdoğan gitsin, AK Parti çekilsin, dev projeler yapılmasın olmuştu. İlk o zaman, Abdullah Öcalan ile Mustafa Kemal’in posterleri yan yana açıldığında bu iş çığırından çıkmıştı. İlk o zaman CHP ile HDP bayraklarının, hatta diğer marjinal sol parti ve terör örgütlerinin flamalarının yan yana, rahatça durması ile işin rengi değişmişti. Kendini Atatürkçü, Kemalist, solcu olarak vasıflandıranların; ayrılıkçı, bölücü, mezhepçi, ırkçı teröristlerle ve marjinal gruplarla el ele vermesinin getirilerini yaşıyoruz bugünlerde. 17/25 Aralık darbe girişimi sonrası bu gruba Gülencilerin de dâhil olması ile ekip tamamlanmış oldu.
İngilizlerin The Times gazetesine konuşan PKK elebaşı Cemil Bayık, hedeflerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ve AK Parti iktidarını devirmek olduğunu söylüyor, kendini muhalif olarak isimlendirenler “hadi inşallah ya…” nidaları eşliğinde avuçları patlarcasına Bayık’ı alkışlıyor. Normal yollardan, demokratik seçim sistemi içerisinde Erdoğan’ı ve AK Parti’yi deviremeyeceklerini anlayanlar çare olarak önce HDP’yi gördüler; “seni başkan yaptırmayacağız!” tekerlemesinin gerçekleşmesi için dualar edip, hiç çekinmeden HDP’ye oy topladılar. HDP’den umduklarını bulamayanlar bu kez soluğu PKK’nın yanında aldı. Erdoğan’ın devrilmesi için son çare olarak PKK’yı görüyorlar artık. Ve bunu hiç saklamadan, çekinmeden, yüzleri kızarmadan yapıyorlar. Şimdilerde yönlerini Anıtkabir’den daha çok Kandil’e dönmüş durumdalar. O yüzden patlayan her bombada üzülmek bir yana, Erdoğan niye devrilmiyor diye çıldırıyorlar. Patlayan her bombada yitip giden canlara ağıt yakmak bir yana, kendini patlatan teröristi aklamak için akla karayı seçiyorlar.
Tarihin hiçbir döneminde ihanet bu kadar alenileşmemişti. PKK kendini hiç bu kadar rahat hissetmemişti. Teröristler hiç bu kadar rahat savunulamamıştı. Kendini bu ülkenin kurucu partisi olarak kodlayan bir parti, teröristlere hiç bu kadar müsamahalı yaklaşmamıştı. Hiçbir seçimden sonra “beraber iyi salladık” diye zafer sarhoşluğu yaşamamışlardı. Terör destekçisinin birisi çıkıyor, arkadaşlarının yaptığı vahşeti perdelemek, dikkatleri başka bir yere çekmek için “yerin dibine batsın iktidarınız” diye çemkiriyor; kendini Atatürkçü olarak, Gülenci olarak konumlayan müzmin muhalifler hemen bu sözü sosyal medyada yayma telaşına düşüyorlar. Erdoğan muhalifliğinden terör destekçiliğine savrulmanın dayanılmaz hainliğini yaşadıklarının farkında bile değiller.
Korkarım bu savrulmanın bir sonraki adımında bu Erdoğan düşmanı müzmin muhalifler, Kandil’in emrine girip, elde silah bu ülkenin askerine, polisine kurşun sıkacaklar, sivillerin içinde kendilerini patlatacaklar. Umarım o günleri görmeyiz…
Peş peşe patlayan bombalar da bizi kendimize getirmiyor artık. Her güne bir şehit vermemiz de bir şey ifade etmiyor. Gün birlik beraberlik günüdür, omuz omuza vermemiz gerekir, sözünün de bir anlamı kalmadı artık. Teröristlerin korunduğu, terör olaylarının kanıksandığı, Erdoğan gidecekse, AK Parti düşecekse ülkenin her yeri yangın yerine dönsün, her yerinde bombalar patlasın diyecek kadar gözü dönmüşlük normal karşılanıyor artık.
Gezi kalkışmasında başladı bu anakronik, hastalıklı durum. Erdoğan nefretinde birleşenler aynı safta yer almanın hiç de garipsenecek bir şey olmadığını ilk o zaman keşfettiler. Ağaçlar kesilmesin diyerek yola çıkanların vardığı nokta; Erdoğan gitsin, AK Parti çekilsin, dev projeler yapılmasın olmuştu. İlk o zaman, Abdullah Öcalan ile Mustafa Kemal’in posterleri yan yana açıldığında bu iş çığırından çıkmıştı. İlk o zaman CHP ile HDP bayraklarının, hatta diğer marjinal sol parti ve terör örgütlerinin flamalarının yan yana, rahatça durması ile işin rengi değişmişti. Kendini Atatürkçü, Kemalist, solcu olarak vasıflandıranların; ayrılıkçı, bölücü, mezhepçi, ırkçı teröristlerle ve marjinal gruplarla el ele vermesinin getirilerini yaşıyoruz bugünlerde. 17/25 Aralık darbe girişimi sonrası bu gruba Gülencilerin de dâhil olması ile ekip tamamlanmış oldu.
İngilizlerin The Times gazetesine konuşan PKK elebaşı Cemil Bayık, hedeflerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ve AK Parti iktidarını devirmek olduğunu söylüyor, kendini muhalif olarak isimlendirenler “hadi inşallah ya…” nidaları eşliğinde avuçları patlarcasına Bayık’ı alkışlıyor. Normal yollardan, demokratik seçim sistemi içerisinde Erdoğan’ı ve AK Parti’yi deviremeyeceklerini anlayanlar çare olarak önce HDP’yi gördüler; “seni başkan yaptırmayacağız!” tekerlemesinin gerçekleşmesi için dualar edip, hiç çekinmeden HDP’ye oy topladılar. HDP’den umduklarını bulamayanlar bu kez soluğu PKK’nın yanında aldı. Erdoğan’ın devrilmesi için son çare olarak PKK’yı görüyorlar artık. Ve bunu hiç saklamadan, çekinmeden, yüzleri kızarmadan yapıyorlar. Şimdilerde yönlerini Anıtkabir’den daha çok Kandil’e dönmüş durumdalar. O yüzden patlayan her bombada üzülmek bir yana, Erdoğan niye devrilmiyor diye çıldırıyorlar. Patlayan her bombada yitip giden canlara ağıt yakmak bir yana, kendini patlatan teröristi aklamak için akla karayı seçiyorlar.
Tarihin hiçbir döneminde ihanet bu kadar alenileşmemişti. PKK kendini hiç bu kadar rahat hissetmemişti. Teröristler hiç bu kadar rahat savunulamamıştı. Kendini bu ülkenin kurucu partisi olarak kodlayan bir parti, teröristlere hiç bu kadar müsamahalı yaklaşmamıştı. Hiçbir seçimden sonra “beraber iyi salladık” diye zafer sarhoşluğu yaşamamışlardı. Terör destekçisinin birisi çıkıyor, arkadaşlarının yaptığı vahşeti perdelemek, dikkatleri başka bir yere çekmek için “yerin dibine batsın iktidarınız” diye çemkiriyor; kendini Atatürkçü olarak, Gülenci olarak konumlayan müzmin muhalifler hemen bu sözü sosyal medyada yayma telaşına düşüyorlar. Erdoğan muhalifliğinden terör destekçiliğine savrulmanın dayanılmaz hainliğini yaşadıklarının farkında bile değiller.
Korkarım bu savrulmanın bir sonraki adımında bu Erdoğan düşmanı müzmin muhalifler, Kandil’in emrine girip, elde silah bu ülkenin askerine, polisine kurşun sıkacaklar, sivillerin içinde kendilerini patlatacaklar. Umarım o günleri görmeyiz…
Teröristlerle aynı tarafta yer almanın dayanılmaz hainliği
Reviewed by Habersizim
on
13:32:00
Rating:

Hiç yorum yok: