Ebubekir Kurban'ın çocuklarıyla oynadığı bir oyun vardı. Değer mi değmez mi oyunu. Değere değmez, değmeze değer. Çiçeğe değmez, yaprağa değer. Önce manasız gelen bu oyunun mantığını kavrayınca çocuklar da meseleye dahil olur ve keyifli vakit geçirirlerdi. Ben en son, yıllar öncesinde Bilge ile oynadıklarını hatırlıyorum. 'Sünnet bizi bağlar mı' sorusu en hafif ifade ile edepsizce bir soru. Ama Kurban'ın oyununu buraya uyarlayarak şöyle söyleyebiliriz; Müslüman'ı bağlar; münafığı, zındığı, bidat ehlini bağlamaz.
Bir muallimin nezareti olmaksızın tahsil edilen ilimden endişe etmişimdir. Edebi ve şirazesi olmayan münafık karakterlilerin din hakkında söz söylemesinden de. Bir Müslüman'ın; Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünneti ve ashabının (radıyAllahu anhum) ahlakı, sıdkı ve dindeki yerini; yani Kuran'ı fıkıh etmedeki esasın ta kendisi olan kıymetlerini bir tarafa bırakarak Kuran'dan söz etmesini nasıl karşılamalıyız?
Meseleyi eğip bükmeden anlamaya çalışalım. Diyorlar ki; Allah Resulü de (sallallahu aleyhi ve sellem) bizim gibi bir insandır. Vahye muhataplık bakımından aynı durumdayız. Emredilene itaat noktasında aynı yerde duruyoruz. Kuran'ı Resulullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) dinlemekle mushaftan okumak arasında fark yoktur. Sahabe (radıyAllahu anhum) denilen insanlarla bizim aramızda Kuran'ı anlamak bakımından nasıl bir fark olabilir? Kuranı sanki ilk kez bize indirilmiş gibi okuduk mu her şeyi anlaşılmaya müsait bir şekilde önümüzde hazır bulacağız. Siz, peygamberi Allah'a (Azze ve Celle) haşa ortak mı koşuyorsunuz? Gerçekten iman edenlerden olmak istiyorsanız, peygamberinizi de sahabeyi (radıyAllahu anhum) de yaşadıkları zamanda bırakmak zorundasınız. Vahyin tamamı Kuran'da toplanmış olandır. Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) Kuran dışında vahiy olarak gelen hiç bir şey yoktur. Hadis olarak bize ulaşan bilginin geliş yolu problemlidir. Ne hani bu kadar hadis içerisinde yalan söz olmadığına mı inanıyorsunuz? Hepsi doğru olsa bile -değil yao günün şartlarında bu günü yaşamak tarihin çöplüğünde oyalanmaktır. Evet, aşağı yukarı böyle söylüyorlar. Eksiği var fazlası yok. Peki, bunu niye yapıyorlar?
Benim etrafımda bunlardan bulunmuyor. Müslüman olduğunu söyleyip de Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabından (radıyAllahu anhum) bahsederken edepsizlik yapanlarla ikinci kere bir arada bulunmamak hususunda dikkat sahibiyim. Mükellef olmaya yetecek düzeyde akıl sahibi olan birinin nefsinin ve şeytanının adımlarına uymaktan başka bir sebeple bu işe yönelmiş olacaklarını düşünmüyorum. Cehalet mazereti veya halisane niyetlerin olduğu bir yerde değiliz.
İlim erbabının bu densizlere delilleriyle cevap verdiklerini elbet biliyoruz. Ama onların güzel ahlaklı olmaları sebebiyle kullandıkları dilde riayet ettikleri nezaket kuralları sadece iddialarını mesnetsiz kılıyor, ağızlarının payını vermeye yetmiyor. Bu ağızları pabuç kadar açık olan insan müsveddeleri, kendilerine ifade edilen delilleri bilmemekten kaynaklanan bir cehalet içerisinde değiller zaten. Hayatlarını batıl teviller ve kalp/kafa karıştırıcı ifsat etmeler üzerine bina ettikleri ve istikamette olmaktan yana bir dertleri olmadığı için kulaklarına değil kursaklarına girene itibar ediyorlar.
Normalde 'bize Kuran yeter' diyen geri zekâlıların yapmaları gereken tek şeyin 'hadi Müslümanlar Kuran okuyun' demekten ibaret olmaları gerekirken; Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabını (radıyAllahu anhum) aradan çıkartıp kendileri konuşuyor. Kuran yetiyorsa siz niye konuşuyorsunuz? Biz geri zekâlıyız da siz uzaylı Zekiye'nin torunları mısınız? Size yetiyor da bize niye yetmiyor? Kuran yetiyor deyip bizi Kitapla baş başa bıraksalar, kendilerinin zırvaladıklarını göreceğiz ya onu da istemiyorlar. Yok, eğer mutlaka Kuran hakkında ilim sahibi olanların konuşması gerekiyorsa sizi Resullullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabından (radıyAllahu anhum) daha fazla tercihe şayan kılan hususiyetiniz ne? Elin bil umum gâvurundan bir şey iktibas ederken ağzınızın suyu akıyor da iş ashabın (radıyAllahu anhum) rivayetine geldiğinde niye yolunuz şaşıyor? Siz hadis rivayetinin yoldan gelip geçene 'falana selam söyle' tarzında bir söz olduğuna inanmamızı mı istiyorsunuz? İsnad, senet, cerh, ta'dil, mevzu, münker, munkati, hasen, mürsel, zayıf, zabt, illet, hıfz, adalet, kıraat gibi onlarca kavramın hangi ilme ait olduğundan habersiz olduğumuzu mu zannediyorsunuz? Bu millet yataktan kalkıp çorabını istiaze ile giyerken; size, yani iblisin çocuklarına mı kanacak?
Sahih hadise tavır alanları, uydurma hadislerle din kurmaya çalışan teşekküllere karşı bir tavır içerisinde de görmüyoruz üstelik. Asıl dertleri uydurma hadisler değil, sahih olan din hakkında şüphe oluşturup oradan hareketle dünyalık bir din ihdas etmek. Kuran'ı Müslümanların nezdinde bir kıraat ve haşa cedel kitabına dönüştürmek için gayret gösteriyorlar. Bunun için sünnetle Kuran'ın arasını açmaya gayret ediyorlar. Resulullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) Selef-i Salihin (radıyAllahu anhum) vasıtasıyla gelen usulü, ilmi, itikadı yani kalplerimizdeki imanı yok etme peşindeler.
Hindistan, Mısır ve İran üzerinden dini kıyafetlere bürünerek gelen kavramlara dikkat edin Müslümanlar. İsmailiyye ve Batıni itikatlara karşı dikkat kesilin. Kuraniyyun akiminin menşei ve imalat yerine bakın. Uyanık olun. Bizi dinimizden etmeye çalışıyorlar. Sadece şuna dikkat etmek yeterli: bu insanlar kâfir, münafık ve müşrik olanlar hakkında ne diyor? Dini bugüne göre anlatmaya çalışıyorlar ama kâfir, münafık ve müşrik söz konusu olduğunda sanki bu zamanımızda onlardan hiç bulunmazmış gibi 1400 sene önceki münafık, kâfir ve müşrikten misal veriyorlar. Bu zevat tarafından haram/helal, batıl, bidat ve şirk olandan bir konu başlığı açılması AB'nin Türkiye için fasıl açmasından daha uzun sürüyor.
Bütün kurgu şunun için: Müslüman'ın zihninde ve hayatında İslam'ı, kâfir ve müşriklerin rahatsızlık duymayacakları şekilde bir medeniyete, sadece dünya ile irtibatlı ahlaka ve dua dinine dönüştürmek. Kâfir, münafık, müşrik yok, cihat, tevhit, Müslüman'la kardeşlik yok. Allah (Azze ve Celle) ve Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanlarına düşmanlık etmeyeceksiniz, müstekbirlerin rızasını kazanacaksınız. Herkese güler yüz göstereceksiniz. Pıtırcık dinli olacaksınız. Bütün düşmanlığınız ve şiddetiniz Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kendilerine Müslüman olmayı öğrettiği, dua ettiği, Allah'ın kendilerinden razı olduğunu bildirdiği, cennetle müjdelediği, evvela onları kast ederek müminlerin yoluna uymayı emrettiği, kendilerini ayet ve mucize ile destekleyip yardım ettiği Selefi Salihin'in (radıyAllahu anhum) yolu ve usulü üzereyiz diyen Müslümanlara olacak.
Tarih boyunca bidat ehlini sultanın delillerinden başkası yola getirememiştir. Bizim yapacağımız şey, bu hal üzerinde bulundukları sürece onlara düşmanlığımızı bildirmek ve arkamızı dönmek. Diyeceksiniz ki Müslüman olduğunu söyleyenlere böyle davranılır mı? Ben köy ile olan zihni bağını koparmamış biriyim. Size kafamın bastığı şeyi söyleyeyim. Müslüman'a karşı kâfirle bir olup iş tutan olursa onu sevmiyoruz. Buradan çıkan diğer sonuç ne, münafık ve kâfiri de sevmiyoruz.
Bir muallimin nezareti olmaksızın tahsil edilen ilimden endişe etmişimdir. Edebi ve şirazesi olmayan münafık karakterlilerin din hakkında söz söylemesinden de. Bir Müslüman'ın; Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünneti ve ashabının (radıyAllahu anhum) ahlakı, sıdkı ve dindeki yerini; yani Kuran'ı fıkıh etmedeki esasın ta kendisi olan kıymetlerini bir tarafa bırakarak Kuran'dan söz etmesini nasıl karşılamalıyız?
Meseleyi eğip bükmeden anlamaya çalışalım. Diyorlar ki; Allah Resulü de (sallallahu aleyhi ve sellem) bizim gibi bir insandır. Vahye muhataplık bakımından aynı durumdayız. Emredilene itaat noktasında aynı yerde duruyoruz. Kuran'ı Resulullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) dinlemekle mushaftan okumak arasında fark yoktur. Sahabe (radıyAllahu anhum) denilen insanlarla bizim aramızda Kuran'ı anlamak bakımından nasıl bir fark olabilir? Kuranı sanki ilk kez bize indirilmiş gibi okuduk mu her şeyi anlaşılmaya müsait bir şekilde önümüzde hazır bulacağız. Siz, peygamberi Allah'a (Azze ve Celle) haşa ortak mı koşuyorsunuz? Gerçekten iman edenlerden olmak istiyorsanız, peygamberinizi de sahabeyi (radıyAllahu anhum) de yaşadıkları zamanda bırakmak zorundasınız. Vahyin tamamı Kuran'da toplanmış olandır. Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) Kuran dışında vahiy olarak gelen hiç bir şey yoktur. Hadis olarak bize ulaşan bilginin geliş yolu problemlidir. Ne hani bu kadar hadis içerisinde yalan söz olmadığına mı inanıyorsunuz? Hepsi doğru olsa bile -değil yao günün şartlarında bu günü yaşamak tarihin çöplüğünde oyalanmaktır. Evet, aşağı yukarı böyle söylüyorlar. Eksiği var fazlası yok. Peki, bunu niye yapıyorlar?
Benim etrafımda bunlardan bulunmuyor. Müslüman olduğunu söyleyip de Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabından (radıyAllahu anhum) bahsederken edepsizlik yapanlarla ikinci kere bir arada bulunmamak hususunda dikkat sahibiyim. Mükellef olmaya yetecek düzeyde akıl sahibi olan birinin nefsinin ve şeytanının adımlarına uymaktan başka bir sebeple bu işe yönelmiş olacaklarını düşünmüyorum. Cehalet mazereti veya halisane niyetlerin olduğu bir yerde değiliz.
İlim erbabının bu densizlere delilleriyle cevap verdiklerini elbet biliyoruz. Ama onların güzel ahlaklı olmaları sebebiyle kullandıkları dilde riayet ettikleri nezaket kuralları sadece iddialarını mesnetsiz kılıyor, ağızlarının payını vermeye yetmiyor. Bu ağızları pabuç kadar açık olan insan müsveddeleri, kendilerine ifade edilen delilleri bilmemekten kaynaklanan bir cehalet içerisinde değiller zaten. Hayatlarını batıl teviller ve kalp/kafa karıştırıcı ifsat etmeler üzerine bina ettikleri ve istikamette olmaktan yana bir dertleri olmadığı için kulaklarına değil kursaklarına girene itibar ediyorlar.
Normalde 'bize Kuran yeter' diyen geri zekâlıların yapmaları gereken tek şeyin 'hadi Müslümanlar Kuran okuyun' demekten ibaret olmaları gerekirken; Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabını (radıyAllahu anhum) aradan çıkartıp kendileri konuşuyor. Kuran yetiyorsa siz niye konuşuyorsunuz? Biz geri zekâlıyız da siz uzaylı Zekiye'nin torunları mısınız? Size yetiyor da bize niye yetmiyor? Kuran yetiyor deyip bizi Kitapla baş başa bıraksalar, kendilerinin zırvaladıklarını göreceğiz ya onu da istemiyorlar. Yok, eğer mutlaka Kuran hakkında ilim sahibi olanların konuşması gerekiyorsa sizi Resullullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabından (radıyAllahu anhum) daha fazla tercihe şayan kılan hususiyetiniz ne? Elin bil umum gâvurundan bir şey iktibas ederken ağzınızın suyu akıyor da iş ashabın (radıyAllahu anhum) rivayetine geldiğinde niye yolunuz şaşıyor? Siz hadis rivayetinin yoldan gelip geçene 'falana selam söyle' tarzında bir söz olduğuna inanmamızı mı istiyorsunuz? İsnad, senet, cerh, ta'dil, mevzu, münker, munkati, hasen, mürsel, zayıf, zabt, illet, hıfz, adalet, kıraat gibi onlarca kavramın hangi ilme ait olduğundan habersiz olduğumuzu mu zannediyorsunuz? Bu millet yataktan kalkıp çorabını istiaze ile giyerken; size, yani iblisin çocuklarına mı kanacak?
Sahih hadise tavır alanları, uydurma hadislerle din kurmaya çalışan teşekküllere karşı bir tavır içerisinde de görmüyoruz üstelik. Asıl dertleri uydurma hadisler değil, sahih olan din hakkında şüphe oluşturup oradan hareketle dünyalık bir din ihdas etmek. Kuran'ı Müslümanların nezdinde bir kıraat ve haşa cedel kitabına dönüştürmek için gayret gösteriyorlar. Bunun için sünnetle Kuran'ın arasını açmaya gayret ediyorlar. Resulullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) Selef-i Salihin (radıyAllahu anhum) vasıtasıyla gelen usulü, ilmi, itikadı yani kalplerimizdeki imanı yok etme peşindeler.
Hindistan, Mısır ve İran üzerinden dini kıyafetlere bürünerek gelen kavramlara dikkat edin Müslümanlar. İsmailiyye ve Batıni itikatlara karşı dikkat kesilin. Kuraniyyun akiminin menşei ve imalat yerine bakın. Uyanık olun. Bizi dinimizden etmeye çalışıyorlar. Sadece şuna dikkat etmek yeterli: bu insanlar kâfir, münafık ve müşrik olanlar hakkında ne diyor? Dini bugüne göre anlatmaya çalışıyorlar ama kâfir, münafık ve müşrik söz konusu olduğunda sanki bu zamanımızda onlardan hiç bulunmazmış gibi 1400 sene önceki münafık, kâfir ve müşrikten misal veriyorlar. Bu zevat tarafından haram/helal, batıl, bidat ve şirk olandan bir konu başlığı açılması AB'nin Türkiye için fasıl açmasından daha uzun sürüyor.
Bütün kurgu şunun için: Müslüman'ın zihninde ve hayatında İslam'ı, kâfir ve müşriklerin rahatsızlık duymayacakları şekilde bir medeniyete, sadece dünya ile irtibatlı ahlaka ve dua dinine dönüştürmek. Kâfir, münafık, müşrik yok, cihat, tevhit, Müslüman'la kardeşlik yok. Allah (Azze ve Celle) ve Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanlarına düşmanlık etmeyeceksiniz, müstekbirlerin rızasını kazanacaksınız. Herkese güler yüz göstereceksiniz. Pıtırcık dinli olacaksınız. Bütün düşmanlığınız ve şiddetiniz Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kendilerine Müslüman olmayı öğrettiği, dua ettiği, Allah'ın kendilerinden razı olduğunu bildirdiği, cennetle müjdelediği, evvela onları kast ederek müminlerin yoluna uymayı emrettiği, kendilerini ayet ve mucize ile destekleyip yardım ettiği Selefi Salihin'in (radıyAllahu anhum) yolu ve usulü üzereyiz diyen Müslümanlara olacak.
Tarih boyunca bidat ehlini sultanın delillerinden başkası yola getirememiştir. Bizim yapacağımız şey, bu hal üzerinde bulundukları sürece onlara düşmanlığımızı bildirmek ve arkamızı dönmek. Diyeceksiniz ki Müslüman olduğunu söyleyenlere böyle davranılır mı? Ben köy ile olan zihni bağını koparmamış biriyim. Size kafamın bastığı şeyi söyleyeyim. Müslüman'a karşı kâfirle bir olup iş tutan olursa onu sevmiyoruz. Buradan çıkan diğer sonuç ne, münafık ve kâfiri de sevmiyoruz.
Sünnet Müslüman’ı bağlar mı?
Reviewed by Habersizim
on
18:12:00
Rating:
Reviewed by Habersizim
on
18:12:00
Rating:


Hiç yorum yok: