Yıllardır çeşitli mecralarda yazarım. Ve gündeme bulaşmamak şiarımdır. Çünkü gündem hem çok hızlıdır hem de çok kirli. Hele de Türkiye’de. Trafiğine yetişemeyecek kadar hızlı ve içine girmeyi istemeyeceğiniz kadar kirli bir gündem var ülkemde.
Bir başka sebep de gündeme dair yazanların sayamayacak kadar çok olması. Bu kadar gündem yazarı yanında, esaslı meseleler üzerine fıkra satırlarınca yazan, yazmaya çalışan kimse ise pek yok. Bu da hızlı tüketim demek. Yazılar bu tüketime nesne demek. Özne olmaktan çok uzak bu yazılar, maalesef özneleri değil nesneleri çoğaltıyor boyuna. Ve biz topluca, sabit değişkenlerimiz olmadan değişenlerin dünyasına ram oluyoruz.
Bu bir eleştiri mi? Elbette.
Yapılan gereksiz mi? Gerekli.
Ama bu kadar değil. Yani hayatını kitaplara vermiş düşünce evreninden düşlerin gezegenine sıçrayıp durmuş kelli felli adamların sadece gündemi yazacak ve gelip geçene odaklanmasını sağlayacak kadar gerekli değil.
Türkiye’de durum bundan ibaret bugün. Bu bize kaybettiriyor, bunu bir kenara yazın. Çünkü kendisinden her gün yeni kavramların öğrenileceği, düşün dünyamızı zenginleştireceği kadar düş dünyamıza da dokunacak adamlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var bugün. Ufukları açacak, her sabah uyandığında dünyayı yeni baştan nizama koyacak ve göklerden köklere ulak olacak bakışlara ihtiyaç var bugün.
Sanatsa sanat, kültürse kültür, medeniyetse medeniyet, fizikse fizik, kimyaysa kimya, ne kadar hakikat kokan gerçek varsa kendilerinden sadır olacağı adamlara ihtiyaç var bugün. Secdeden nasırlaşmış alınlarıyla, düşünmekten erimiş adamların bir olduğu derviş ruhlu devrimcilere ihtiyaç var bugün.
Peki, nerde o adamlar? Gündem peşinde efendim, gündem peşinde. Makosenleri ardında yürüyecek müritleriyle hakikat avına çıkacakları yerde, gündemi belirlemek ya da gündeme dair görüş belirtme peşinde. Bunu yadsıyorum evet. Bu gerçeği inkâr ediyorum. Murat Kapkıner’in emrolunduğu gibi, ben de gördüklerimi inkâr etmekle sınanıyorum ve bu durumu küfrü inkâr eder gibi inkâr ediyorum.
Büyük meselelerin esprisi bile yapılmıyor artık. Her şey günü kurtarmaya yönelik. Dünyayı kurtarmak için yola çıkmış adamlar, Manş Denizi’nin sığ sularında havlu attılar. Çünkü okyanus kadar fikirleri yoktu. En derin çukurdan en yüksek tepeye, bütün dünyayı kuşatacak fikirleri yoktu. Zira yatırım yapmadılar fikre, yatırım yapmadılar kültüre. Medeniyet kelimesine sahiptiler ama medeniyet düşleri görecek tahayyülleri yoktu. Tahayyülleri olmadığı için tasavvurları da yoktu. Fikirsiz ve hayalsiz de derin denizlerin aydınlığına ulaşmak zordu. Ulaşamadılar ve sığ sularda boğuldular.
Bunu görmeden ve anlamadan bu heyulayı, gündeme devam ettiler. Gündeme dair söylemeye ve küçük küçük laflar etmeye devam ettiler. Devam ettiler. Devam ettiler…
Bu vesileyle kafa adamlarımızı biraz sahaya, biraz fildişi kulelerine çokça medreselere davet ediyorum. İlla yazacaklarsa da, kalemşor olmak yerine, büyük meselelerle ilgili büyük düşler kurduracak yazılar yazmalarını istiyorum. Savaştan sonra yeni bir dünya kurmanın koordinatlarına sahip olacak nesillerin, yangında ilk kurtarılacak nesillerin inşasına yönelik yazılar yazmalarını istiyorum. Reelin somut matematiğinden irreelin soyut geometrisine terfi edecek ve fizikle metafiziği birleştirecek gençlerin kalplerine dokunacak yazılar yazmalarını istiyorum. Bunu yapmayacaklarsa sussunlar. Bütün karizmalarıyla zirvelerinde ve kalplerimizde yaşasınlar. Vücut verdikleri efsanelerinde nefes almaya devam etsinler. Gündeme, zelil olana bulaşmasınlar. Gelip geçici olanın çelmesine takılıp kalmasınlar.
Bu çağrı, romantik bir çağrı değildir. Bilakis rasyonel bir çığlıktır. Rasyonel; çünkü aklım gayet başımda. Bir sekerat hali yok üzerimde. Çığlık, çünkü bu durum karşısında delirmek işten bile değil.
Köprüden önce son çıkıştayız efendiler. Biraz medeniyet lütfen!
Bir başka sebep de gündeme dair yazanların sayamayacak kadar çok olması. Bu kadar gündem yazarı yanında, esaslı meseleler üzerine fıkra satırlarınca yazan, yazmaya çalışan kimse ise pek yok. Bu da hızlı tüketim demek. Yazılar bu tüketime nesne demek. Özne olmaktan çok uzak bu yazılar, maalesef özneleri değil nesneleri çoğaltıyor boyuna. Ve biz topluca, sabit değişkenlerimiz olmadan değişenlerin dünyasına ram oluyoruz.
Bu bir eleştiri mi? Elbette.
Yapılan gereksiz mi? Gerekli.
Ama bu kadar değil. Yani hayatını kitaplara vermiş düşünce evreninden düşlerin gezegenine sıçrayıp durmuş kelli felli adamların sadece gündemi yazacak ve gelip geçene odaklanmasını sağlayacak kadar gerekli değil.
Türkiye’de durum bundan ibaret bugün. Bu bize kaybettiriyor, bunu bir kenara yazın. Çünkü kendisinden her gün yeni kavramların öğrenileceği, düşün dünyamızı zenginleştireceği kadar düş dünyamıza da dokunacak adamlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var bugün. Ufukları açacak, her sabah uyandığında dünyayı yeni baştan nizama koyacak ve göklerden köklere ulak olacak bakışlara ihtiyaç var bugün.
Sanatsa sanat, kültürse kültür, medeniyetse medeniyet, fizikse fizik, kimyaysa kimya, ne kadar hakikat kokan gerçek varsa kendilerinden sadır olacağı adamlara ihtiyaç var bugün. Secdeden nasırlaşmış alınlarıyla, düşünmekten erimiş adamların bir olduğu derviş ruhlu devrimcilere ihtiyaç var bugün.
Peki, nerde o adamlar? Gündem peşinde efendim, gündem peşinde. Makosenleri ardında yürüyecek müritleriyle hakikat avına çıkacakları yerde, gündemi belirlemek ya da gündeme dair görüş belirtme peşinde. Bunu yadsıyorum evet. Bu gerçeği inkâr ediyorum. Murat Kapkıner’in emrolunduğu gibi, ben de gördüklerimi inkâr etmekle sınanıyorum ve bu durumu küfrü inkâr eder gibi inkâr ediyorum.
Büyük meselelerin esprisi bile yapılmıyor artık. Her şey günü kurtarmaya yönelik. Dünyayı kurtarmak için yola çıkmış adamlar, Manş Denizi’nin sığ sularında havlu attılar. Çünkü okyanus kadar fikirleri yoktu. En derin çukurdan en yüksek tepeye, bütün dünyayı kuşatacak fikirleri yoktu. Zira yatırım yapmadılar fikre, yatırım yapmadılar kültüre. Medeniyet kelimesine sahiptiler ama medeniyet düşleri görecek tahayyülleri yoktu. Tahayyülleri olmadığı için tasavvurları da yoktu. Fikirsiz ve hayalsiz de derin denizlerin aydınlığına ulaşmak zordu. Ulaşamadılar ve sığ sularda boğuldular.
Bunu görmeden ve anlamadan bu heyulayı, gündeme devam ettiler. Gündeme dair söylemeye ve küçük küçük laflar etmeye devam ettiler. Devam ettiler. Devam ettiler…
Bu vesileyle kafa adamlarımızı biraz sahaya, biraz fildişi kulelerine çokça medreselere davet ediyorum. İlla yazacaklarsa da, kalemşor olmak yerine, büyük meselelerle ilgili büyük düşler kurduracak yazılar yazmalarını istiyorum. Savaştan sonra yeni bir dünya kurmanın koordinatlarına sahip olacak nesillerin, yangında ilk kurtarılacak nesillerin inşasına yönelik yazılar yazmalarını istiyorum. Reelin somut matematiğinden irreelin soyut geometrisine terfi edecek ve fizikle metafiziği birleştirecek gençlerin kalplerine dokunacak yazılar yazmalarını istiyorum. Bunu yapmayacaklarsa sussunlar. Bütün karizmalarıyla zirvelerinde ve kalplerimizde yaşasınlar. Vücut verdikleri efsanelerinde nefes almaya devam etsinler. Gündeme, zelil olana bulaşmasınlar. Gelip geçici olanın çelmesine takılıp kalmasınlar.
Bu çağrı, romantik bir çağrı değildir. Bilakis rasyonel bir çığlıktır. Rasyonel; çünkü aklım gayet başımda. Bir sekerat hali yok üzerimde. Çığlık, çünkü bu durum karşısında delirmek işten bile değil.
Köprüden önce son çıkıştayız efendiler. Biraz medeniyet lütfen!
Sığ sularda boğulmak
Reviewed by Habersizim
on
11:08:00
Rating:

Hiç yorum yok: