Medeniyet denilen değerler manzumesi birtakım ezberleri barındırır içinde. Bu ezberler alamet-i farikasıdır o medeniyetin. Bu ezberlerle yaşar ve bu ezberleri satar o medeniyet.
Medeniyetlerin görücüye çıkıp kendilerini pazarladıkları, hem açık hem de örtük görüntü sanattır. Açıktır çünkü: göze, dolayısıyla gönle hitap eder. Örtüktür çünkü: masumdur ve sinsice ele geçirir insanı. Fark ettirmeden verir zehrini. En büyük iddiası insani olmasıdır. İnsanı içerden yakalamasıdır. Gerçekten de öyledir. Sizi damarlarınızdan yakalar sanat. Kana karışır ve bütün vücudunuzda seyreder. Zihin akslarınızda yansıması olduğu gibi parmak uçlarınızda da karşılığı vardır. Bu özelliğiyle propagandist yönteme ve ideolojik çağrışımlara en uygunudur. Bunu bilen medeniyetler sanatı bir güç, bir silah olarak kullanmışlardır tarihte. İktidarlar hakimiyetlerini pekiştirmek ya da bir mesajı tebasına indirmek için sanatı kullanmışlardır. Silahla yapamadıklarını sanatla yapmışlardır. Bu, bugün de devam ediyor. Ve sanat, sanat olduğu sürece de devam edecek.
Malumunuz üzere, geçtiğimiz günlerde Amerika’da Oscar töreni vardı. Bu tören, öncesi ve sonrasıyla sanatın pazarlama, mesaj verme ve hakimiyetini kabul ettirme noktasında doktora tezi konusudur. Hem törene katılanlar hem de töreni merakla bekleyip televizyondan izleyen insanlar dahası, hiç alakası olmadığı halde sosyal medya ortamında törene maruz kalanları içine alan bu büyük operasyon üzerinde dikkatle durulması gereken bir durumdur. Çünkü nefret ettiğiniz halde maruz kaldığınız bu törendeki her şey, insanı etkileme üzerine kurgulanmış atraksiyonlar bütünüdür. Törene katılan kişilerin o geceye hazırlanmak için harcadıkları yaklaşık 75 bin dolar ve gecenin reklam gelirlerinin TV kanalına kazandırdığı milyonlarca dolar, şaşalı gösteriler, her sene bir tema üzerinden parmak basılan sosyal gerçekliklerin hepsi, insanı tesir altına almak ve onlara fikir ekmek için vardır. Seçilen temalar bellidir. Amerikan toplumunun kendi açmazları olan ama bütün insanlığın sorunuymuş gibi verilen bu konuların aslında birçok toplumda karşılığı yoktur. Sadece Amerikan sinemasının yıllık ödül töreniyken beynelmilel bir kimlik kazandırılmış törenle bu sorunlar hepimizin sorunu hale gelir ve gündemimize bomba gibi düşer. Diyelim ki sorunlar ilgimizi çekmedi, o zaman mutlaka ilgimizi çeken bir konu bulunur. Artistlerin kırmızı halıdaki kıyafetleri ve bir başka sanatçının sahne şovu ya da 6 adaylık sonrası ilk defa Oscar alan bir sanatçının halleri gündemimize sokulur ve çarşaf çarşaf pazarlanır.
Öyle ya da böyle gündem işgal eden bu konularla insanlar adeta aptallaştırılır. Zaten amaç da budur. Ve bunu siz sadece sanatın gücüyle yapabilirsiniz. Çünkü sanat, yukarıda da ifade ettiğim üzere tabiatı itibariyle masumdur. Yani insanların hizasına inerek onları kıskıvrak yakalayabilme özelliğine sahiptir. Bir kötülük görmezsiniz sanata yaklaşırken. Art niyetin olacağını da düşünmezsiniz. Neticede sanattır ortada olan. Ne kadar kötü olabilir ki diye düşünürsünüz. Hatta bu tür düşünceleri komplo teorisi olarak görmeye meyillisinizdir. İnsanların başka işi gücü yoktur ve komplo teorisi üretmektedir zira.
Burada şunu sormak lazım geliyor bana:
Hiçbir çıkarı olmayan insanların komplo teorisi üretip insanları bir şeylerden sakındırmaya çalışması anormalken, insana hükmedip tabiatı dize getirme hedefleri olan Bigboss’ların insanlar üzerine operasyonel hamleler yapması normal midir?
Eğer normal diyorsanız size başka sorum yok. Ama bu pek de normal gelmiyor bana. Eğer bugün, müzik denilince Itri yerine Michael Jackson ilk geliyorsa hatırımıza, ya da resim denilince Picasso ismi canlanırken zihnimizde Matrakçı Nasuh’u ve minyatürü hiç hatırlamıyorsak, ev denilince sıcak bir ahşap konak yerine soğuk bir apartman dairesi geliyorsa aklımıza, o zaman hiç normal değil bu işler arkadaş. Bu sanat denilen şey hiç masum değil, sanatla ezen ve sanatla uyutan zalimlerin elinde.
Tabiatıyla masum ve ilahi olan sanat, hiç de suçsuz değil modern ya da post modern denilen gezegende.
Medeniyetlerin görücüye çıkıp kendilerini pazarladıkları, hem açık hem de örtük görüntü sanattır. Açıktır çünkü: göze, dolayısıyla gönle hitap eder. Örtüktür çünkü: masumdur ve sinsice ele geçirir insanı. Fark ettirmeden verir zehrini. En büyük iddiası insani olmasıdır. İnsanı içerden yakalamasıdır. Gerçekten de öyledir. Sizi damarlarınızdan yakalar sanat. Kana karışır ve bütün vücudunuzda seyreder. Zihin akslarınızda yansıması olduğu gibi parmak uçlarınızda da karşılığı vardır. Bu özelliğiyle propagandist yönteme ve ideolojik çağrışımlara en uygunudur. Bunu bilen medeniyetler sanatı bir güç, bir silah olarak kullanmışlardır tarihte. İktidarlar hakimiyetlerini pekiştirmek ya da bir mesajı tebasına indirmek için sanatı kullanmışlardır. Silahla yapamadıklarını sanatla yapmışlardır. Bu, bugün de devam ediyor. Ve sanat, sanat olduğu sürece de devam edecek.
Malumunuz üzere, geçtiğimiz günlerde Amerika’da Oscar töreni vardı. Bu tören, öncesi ve sonrasıyla sanatın pazarlama, mesaj verme ve hakimiyetini kabul ettirme noktasında doktora tezi konusudur. Hem törene katılanlar hem de töreni merakla bekleyip televizyondan izleyen insanlar dahası, hiç alakası olmadığı halde sosyal medya ortamında törene maruz kalanları içine alan bu büyük operasyon üzerinde dikkatle durulması gereken bir durumdur. Çünkü nefret ettiğiniz halde maruz kaldığınız bu törendeki her şey, insanı etkileme üzerine kurgulanmış atraksiyonlar bütünüdür. Törene katılan kişilerin o geceye hazırlanmak için harcadıkları yaklaşık 75 bin dolar ve gecenin reklam gelirlerinin TV kanalına kazandırdığı milyonlarca dolar, şaşalı gösteriler, her sene bir tema üzerinden parmak basılan sosyal gerçekliklerin hepsi, insanı tesir altına almak ve onlara fikir ekmek için vardır. Seçilen temalar bellidir. Amerikan toplumunun kendi açmazları olan ama bütün insanlığın sorunuymuş gibi verilen bu konuların aslında birçok toplumda karşılığı yoktur. Sadece Amerikan sinemasının yıllık ödül töreniyken beynelmilel bir kimlik kazandırılmış törenle bu sorunlar hepimizin sorunu hale gelir ve gündemimize bomba gibi düşer. Diyelim ki sorunlar ilgimizi çekmedi, o zaman mutlaka ilgimizi çeken bir konu bulunur. Artistlerin kırmızı halıdaki kıyafetleri ve bir başka sanatçının sahne şovu ya da 6 adaylık sonrası ilk defa Oscar alan bir sanatçının halleri gündemimize sokulur ve çarşaf çarşaf pazarlanır.
Öyle ya da böyle gündem işgal eden bu konularla insanlar adeta aptallaştırılır. Zaten amaç da budur. Ve bunu siz sadece sanatın gücüyle yapabilirsiniz. Çünkü sanat, yukarıda da ifade ettiğim üzere tabiatı itibariyle masumdur. Yani insanların hizasına inerek onları kıskıvrak yakalayabilme özelliğine sahiptir. Bir kötülük görmezsiniz sanata yaklaşırken. Art niyetin olacağını da düşünmezsiniz. Neticede sanattır ortada olan. Ne kadar kötü olabilir ki diye düşünürsünüz. Hatta bu tür düşünceleri komplo teorisi olarak görmeye meyillisinizdir. İnsanların başka işi gücü yoktur ve komplo teorisi üretmektedir zira.
Burada şunu sormak lazım geliyor bana:
Hiçbir çıkarı olmayan insanların komplo teorisi üretip insanları bir şeylerden sakındırmaya çalışması anormalken, insana hükmedip tabiatı dize getirme hedefleri olan Bigboss’ların insanlar üzerine operasyonel hamleler yapması normal midir?
Eğer normal diyorsanız size başka sorum yok. Ama bu pek de normal gelmiyor bana. Eğer bugün, müzik denilince Itri yerine Michael Jackson ilk geliyorsa hatırımıza, ya da resim denilince Picasso ismi canlanırken zihnimizde Matrakçı Nasuh’u ve minyatürü hiç hatırlamıyorsak, ev denilince sıcak bir ahşap konak yerine soğuk bir apartman dairesi geliyorsa aklımıza, o zaman hiç normal değil bu işler arkadaş. Bu sanat denilen şey hiç masum değil, sanatla ezen ve sanatla uyutan zalimlerin elinde.
Tabiatıyla masum ve ilahi olan sanat, hiç de suçsuz değil modern ya da post modern denilen gezegende.
Sanat manat işleri ve propaganda
Reviewed by Habersizim
on
13:45:00
Rating:

Hiç yorum yok: