Mustafa Kutlu ağabeyin 'Dergâh'ında, latif iki tevafuka dair...

Yine yıllar öncesine ait bir hatıra... Yıl 2002
Dergâh yayınlarının, Çemberlitaş’taki sinemanın hemen arkasında bulunan yazıhanesindeyim. Bursa’dan İstanbul’a yaptığım mutat seyahatlerden birisi.
Sabahın erken saatleri...
Programımın ilk maddesi, Mustafa Kutlu ağabeyi ziyaret olduğundan yazıhane henüz açılmışken, tabir-i amiyane ile damladım Dergâh yayınlarına. Mustafa abi gelmemişti daha. Çalışanlardan birisi, Mustafa abinin ofis olarak kullandığı bölüme aldı beni ve çay ısmarladı.
Çayımı içerken, raflardaki kitapları ve duvardaki resimleri inceliyordum göz ucuyla. Mustafa abinin masasının hemen üzerinde, çerçeveletilmiş bir Ahmet Hamdi Tanpınar fotoğrafı var. Sütunlardan birinde de Mustafa abinin kendi çizimi olan bir desen. Hani, ‘Mavi Kuş’ ve ‘Kapıları Açmak’ kitaplarının kapaklarındaki desenler var ya, bir benzeri işte...
Arkama denk gelen duvarda ise Mustafa abinin, İsmet Özel, İsmail Kara, Mustafa Özel ve Sinan Çetin’le birlikte çektirdikleri siyah beyaz fotoğraf asılı. Ben böyle sağıma soluma bakınıp incelemeler yaparken geldi ev sahibi.
Sonradan gelen kendisiydi ama çok içten karşıladı bendenizi... Başlangıçtaki ‘hoş beş’ faslını sımsıcak bir sohbet aldı.
Her zamanki neşeli ve nüktedan hali üzreydi. Sohbet ederken, ufak tefek işleri de hallediyordu Mustafa abi. Çalışanlardan birisi Elazığ’lı daha doğru ifadesiyle ‘El Aziz’li bir hemşehrimdi. Hemşehrim diyorum zira Mustafa abi, “Elazığ, Bingöl yan yana, hemşehri sayılırsınız” diye tanıştırmıştı.
İşte o El Aziz’li hemşehrim memleketten tütün getirmiş Mustafa abiye. Eğilip masanın çekmecelerinden tütün kutusunu çıkardı ve “Sen bunu seversin, al sar bir tane” diyerek kutuyu önüme koydu.
28 Şubat sürecinde hazır sigarayı bırakıp uzun süre tütün içmiştim. Neden mi bırakmıştım hazır sigarayı?
28 Şubat’ın dayatmalarından birisi olan 8 yıllık kesintisiz eğitim sistemine geçildiğinde, kaynak oluşturmak maksadıyla neredeyse her şeye “eğitime katkı” adıyla adeta haraç diyebileceğimiz gizli bir vergi koymuşlardı ve ben o dayatmayı protesto için bırakmıştım hazır sigarayı.
Neyse, ben tütünü sararken Mustafa abi de Maltepe cigarasını yaktı. Yakmadan önce de sigaranın katranını süzen, küçük bir ağızlık da diyebileceğimiz filtreden takmıştı.
Klasik bir Anadolu çocuğu olmamızdan mıdır nedir, kolay kolay bir şey isteyemeyiz kimseden. O nedenle Mustafa abi filtreyi taktığında, “bana da bir tane verse ne iyi olurdu” diye geçirdim aklımdan.
Hani, sarma sigara filtresiz olur ya, tütün ister istemez dudaklara bulaşır, o yüzden... Ben tam bunu aklımdan geçirirken Mustafa abi, o filtreden bir tane uzatıp; “bundan ister misin?” diye sordu.
Mütebessim bir çehreyle hemen aldım tabi. İçimden de “tevafukun böylesi” diye geçiriyordum haliyle. Biz yine çay ve sigara eşliğinde sohbet ederken çalışanlardan biri ‘Beyhude Ömrüm’ün ikinci (yahut üçüncü, tam emin değilim), baskısıyla ilgili olarak bir şey sordu.
O hususa dair konuşurlarken ben yine içimden aynı saf Anadolu çocuğu psikolojisiyle; “Şimdi Mustafa abi, kitabı imzalayıp hediye etse, ne harika olurdu” diye geçirdim. Bu düşüncemin üzerinden 3-5 saniye ya geçmiş ya geçmemişti.
Mustafa abi, o arkadaşla olan konuşmasını böldü ve bana dönerek; “Nihat, sana bu kitaptan vermiş miydim?” diye sormasın mı?
Hani, nutkum tutuldu desem abartmış olmam. Ancak, biraz da kekeleyerek “hayır” diyebildim. Hemen raftan bir kitap aldı ve imzalamaya koyuldu.
O imzalarken ben; “Bu kadar tevafuk fazla” diye mırıldandım. Kitabı bana verdiğinde, teşekkürle birlikte şunu söyleyiverdim hiç düşünmeden. Zira üzerinde düşünseydim söyleyemeyebilirdim.
“Vallahi ağabey, şu 5-10 dakika içerisinde iki keramete tanıklık ettim. Ben bunu her yerde anlatırım” “Nasıl yani?” diye sordu merak ve şaşkınlık karışımı bir yüz ifadesiyle. Ben de, olup biteni anlattım bir çırpıda. Bunun üzerine o zarif kahkahalarından birini atıp, “Sakın ha!”, “Biliyorsun, şeyh uçmaz mürit uçurur” diyerek anlatmaya çalıştığım şeyi espriyle geçiştirdi.
Şimdi, ben değil, siz söyleyin!
Böylesine latif bir hadise, anlatılmaz mı?
Kısa bir sürede yaşadığım o iki latif tevafuk, Mustafa abi’ye duyduğum muhabbetin bendeki karşılığı elbette.
Keşke böyle hadiseler, menkıbelerde anlatılan efsanelerden değil de, hayatın içindeki hakikatlerden olmaya devam edebilse...
Keşke...
Mustafa Kutlu ağabeyin 'Dergâh'ında, latif iki tevafuka dair... Mustafa Kutlu ağabeyin 'Dergâh'ında, latif iki tevafuka dair... Reviewed by Habersizim on 18:53:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: