Kur’an İslam’ı! - İsmail Erdoğan

Bir müddettir ülkenin gündemini yer yer işgal eden bir konu var. “Kur’an İslam’ı” kavramsallaştırmasıyla vücut bulan bu konunun, “uydurulmuş din ve indirilmiş din” versiyonu da var. Kocaman kocaman adamlar televizyon ekranlarına çıkıp, yüzyıllardır ihtisas sahibi kişiler arasında ve akademik ortamlarda tartışılagelen konuları, mal bulmuş mağripli gibi gündeme getirip tartışıyorlar.
Bir tarafımın ilahiyatçı olması hasebiyle hiç yabancısı olmadığım bu konular ve onları, dünyayı kurtarıyormuş eda ve ‘Kral çıplak’ nidalarıyla tartışan adamlar hiç ilgimi çekmese de bu konuda bir şeyler yazmak vacip oldu. Zira hedefte saf zihinler var.
Prensip olarak dini meselelerin -İster ilmi (sözde) isterse ajite edici üslupla olsun fark etmez- televizyon ekranlarında konuşulması ve tartışılmasını doğru bulmuyorum. Hatta sulandırılmış ve reytingin malzemesi haline gelmiş Ramazan ayı programlarını da. Çünkü televizyon ekranı, sıcak tüketilen ve hiçbir şeyin üretilmediği soğuk bir mecradır. Bu mecrada söylenilen hiçbir şeyin nereye gittiği, kime ve nasıl dokunduğunu bilmek mümkün değildir. Yani sağlaması mümkün olmayan işlemlerin fink attığı bir mecradır televizyon. Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, yaptığınız şeylerin neye tekabül ettiğinden habersiz hareket ettiğiniz bu mecra niyetlerinizden farklı sonuçlar doğurabilir. Doğuruyor da nitekim. “Kur’an İslam’ı” meselesi de bunlardan biri işte.
“Kur’an İslam’ı” meselesinin sokaktaki insanda ya da lise sıralarındaki saf zihinlerdeki karşılığı bunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Sadece satıhla ilgilenip derinlerde ne olduğundan habersiz işgüzarların, “ne güzel işte din insanların gündemine giriyor, bunda ne gibi bir kötülük olabilir” sözleri makul ve masum görünse de, hakikatte hamakattir, safdilliktir. Safdillik diyorum çünkü art niyetli olduklarını düşünmek istemiyorum.
“Kur’an İslam’ı” çerçevesinde dönen tartışmalar, yukarıda da değindiğim gibi yeni değil. Orijinal hiç değil. 1400 yıl sonra hakikatler kendisine malum olmuş gibi ortalıkta dolaşan ve koskoca bir geleneği hiçe sayan zevatın, uydurulmuş din diyerek savaş açtıkları anlayışa karşılık indirilmiş dinden bahsetmeleri en basitiyle komik duruyor. Zira, indirilmiş din adına kendilerince uydurdukları şeylere hakikat kılıfını (hem de bilimsel) giydirmekte pek mahir görünüyorlar. Hatta kendilerinden başka da otorite tanımıyorlar. Bir şey uydurmasalar bile arındırma adına boşalttıkları alanları dolduramamaları, onları da, indirilmiş dinlerini(!) de trajikomik bir duruma sürüklüyor.
Bu bir hastalık!
Benim derdim, onları tahlil etmek değil aslında. Sonuçta herkes neyin ne olduğunu gayet iyi biliyor. Benim meselem, indirilmiş dine inanan güruhun(!) zihinlerde yaptığı tahribat ve oluşturdukları şüpheyle ilgili. Neye karşı? Dine ve Hz. Peygambere karşı. Sorsanız hiçbirinin öyle bir amacı yok. Bilakis dertleri doğru bir peygamber ve doğru bir din algısı. Yani niyetler hayır. Peki akıbetler hayır mı? Bir bakalım derim.
Eğer bugün, din kültürü derslerinde ya da imam hatiplerdeki meslek derslerinde bir Hadis-i Şerif’ten bahsedilince, öğrencilerden biri kalkıp ama hocam, hadisler uydurmaymış ya da hangisinin Peygamberimize ait olduğunu anlamamız zormuş gibi bir cevap veriyorsa akıbet pek hayır değildir.
Ya da tesettürün Kur’an-ı Kerim’de olup olmadığını soran bir öğrenciye hocası, Kur’an’da geçiyor ama ölçüleri hakkında bir şey geçmiyor diye cevap verip sünnetten hiç bahsetmiyorsa akıbet pek hayır değildir.
Veya Kur’an İslamcılarının anlattıklarından yola çıkarak insanlar, “bugüne kadar din hakkında bildiğimiz her şey yanlışmış, uydurma bir dinle karşı karşıya bırakmışlar bizi” gibi bir yargıyla başbaşa kalıyorsa ve bundan çıkış sağlayacak bir entelektüel hareketliliğe sahip değilse, akıbet hayır değildir.
Bilen olarak bildiği ve itibar ettiği bütün otoriteleri yıkmaya yönelik yapılan atraksiyonlar, bazı insanların muhkem zeminlerini sarsıyor ve onları dinle ilgili derin şüphelerin içine çekip, içinden çıkamadığı için de dinden uzaklaştırıyorsa akıbet hayır değildir.
Tabuları yıkacağım derken bütün dünyalarını yıkıyorsanız insanların akıbet hayır değildir.
Yukarıda verdiğim bütün örnekler gerçektir ve bizzat yaşanmıştır. Muhtemel felaketler değil yaşanmışlıklardır. Ve siz Kur’an İslam’ı diye diye insanlara, dinle ve Hz. Muhammed’in (SAV) otoritesiyle ilgili fitne tohumları ektiğiniz (farkında olarak ya da olmayarak) sürece bu yaşanmışlıklar artacak. Ama bilin ki bunun sorumluluğu sizdedir. Mahşer günü bundan sorulacaksınız ve umarım o gün de bugünkü gibi yüksek perdeden, çok bilmiş gibi konuşur ve istihza kokan hallerinizle kâh kâh gülersiniz.
Kur’an İslam’ı! - İsmail Erdoğan Kur’an İslam’ı! - İsmail Erdoğan Reviewed by Habersizim on 10:56:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: