Kemal Kılıçdaroğlu aynen şu cümleleri söylemiş: “Suriyelileri geri gönderin deyince vay efendim nasıl dersin? Suriyelilerin daha maliyetlerinin farkında değiliz. Yarın göreceksiniz bu insanlardan yeraltı dünyasının önemli aktörleri çıkacak. Bütün düzenimiz bozulacak. Bana inanmıyorsanız gidin Gaziantep’e validen, emniyet müdüründen dinleyin. (...) Bu insanlık dramının tek sorumlusu biziz, Türkiye’dir. Durup dururken Esad’ı düşman ilan ettik. Neymiş? Demokrasi yok. Sizin ülkenizde var mı? Yarın bir gün biri gelip ‘sizde demokrasi yok’ dediğinde, içimizde savaş başlatırlarsa neden Suriye’ye itiraz etmediniz dediğinde ne diyeceğiz.”
Açıklamaya nereden bakarsan bak tutarsızlık akıyor. Bu ülkenin ana muhalefet lideri konuşuyor, yanlış anlamayın.
Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, mesela Kilis’te -ki Suriyeli nüfusu Türk nüfusunu geçmiş durumda- asayiş olayları önceki dönemlere göre neredeyse hiç artmamış; üstelik bu bölgelerdeki suç oranı, herhangi bir ‘daha az Suriyelinin yaşadığı şehre göre’ çok daha düşük. Yani bu insanların yeraltı dünyasının önemli aktörleri olmasına işaret den bir hareketlilik görmüyoruz.
Çok büyük bir insan kitlesinin kısa sürede yer değiştirmiş olması beraberinde bir takım sıkıntılar getirebilir mi? Elbette getirebilir. Ancak biz Türkiye’yiz. Estonya mıyız biz? Slovakya mıyız? Sayısız ortak noktamız bulunan insanlara ev sahipliği yapıyoruz.
Nasıl bir toplumsal trajedi beklentisidir bu? Devam edelim. Bir zamanlar Erem Şentürk’ün dile getirdiği ‘genetik çeşitlilik’in bereketini anlatsak anlar mı acaba Kılıçdaroğlu?
Amerika, desek mesela, Amerika bu genetik çeşitliliğin ürünüdür. Son kertede Allahu alem faydalı bile olabilir bu göç dalgası. Anlar mı acaba bunları anlatsak Kılıçdaroğlu’na. Daha da devam edelim.
“İnsanlık dramının tek sorumlusu biziz” nasıl bir cümledir. “İnsanlık dramında bizim de payımız var”dan buna mı geldik şimdi. Esed’in, Rusya’nın, PYD’nin, Bağdadi Grubu’nun, katil emperyalist sistemin hiç suçu günahı yok, tek sorumlu biziz yani öyle mi?
Durup dururken Esad’ı düşman ilan etmişiz. Bir gün sabah uyanmışız, her şey güllük gülistanlık. Demişiz ki Esed bizim düşmanımız. Böyle olmuş gerçekten. Buna inanıyor ülkenin ana muhalefet lideri. Analitik düşünce yerlerde sürünüyor. Toplasak Kılıçdaroğlu’nun dünyaya bakışında bir haftalık perspektif ya vardır ya o bile yoktur.
Kılıçdaroğlu’nun perspektifi yok anladık da akıl sahibi bir tek danışmanı da mı yok? Suriye meselesinin hülasasını, beş yıllık süreci tek tek anlatsın. Yok demek ki.
Zaten boşa uğraş. Kılıçdaroğlu hakikat peşinde değil ki. “Elalem ne der” derdinde. Yarın biri gelse şöyle şöyle dese ne diyeceğiz, derdinde. Bizim ülkemizde demokrasi olmadığı imasında bulunan insan seçimlerde ikinci parti olarak meclise girmiş bir partinin genel başkanı. Hapisteki bir ‘gerilla lideri’ filan değil yani.
Her seferinde Kılıçdaroğlu’nu fazla ciddiye aldığımız izlenimine kapılıyorum. Sırf bu bile bizim ülkemizde demokrasinin varlığını ispat ediyor.
Açıklamaya nereden bakarsan bak tutarsızlık akıyor. Bu ülkenin ana muhalefet lideri konuşuyor, yanlış anlamayın.
Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, mesela Kilis’te -ki Suriyeli nüfusu Türk nüfusunu geçmiş durumda- asayiş olayları önceki dönemlere göre neredeyse hiç artmamış; üstelik bu bölgelerdeki suç oranı, herhangi bir ‘daha az Suriyelinin yaşadığı şehre göre’ çok daha düşük. Yani bu insanların yeraltı dünyasının önemli aktörleri olmasına işaret den bir hareketlilik görmüyoruz.
Çok büyük bir insan kitlesinin kısa sürede yer değiştirmiş olması beraberinde bir takım sıkıntılar getirebilir mi? Elbette getirebilir. Ancak biz Türkiye’yiz. Estonya mıyız biz? Slovakya mıyız? Sayısız ortak noktamız bulunan insanlara ev sahipliği yapıyoruz.
Nasıl bir toplumsal trajedi beklentisidir bu? Devam edelim. Bir zamanlar Erem Şentürk’ün dile getirdiği ‘genetik çeşitlilik’in bereketini anlatsak anlar mı acaba Kılıçdaroğlu?
Amerika, desek mesela, Amerika bu genetik çeşitliliğin ürünüdür. Son kertede Allahu alem faydalı bile olabilir bu göç dalgası. Anlar mı acaba bunları anlatsak Kılıçdaroğlu’na. Daha da devam edelim.
“İnsanlık dramının tek sorumlusu biziz” nasıl bir cümledir. “İnsanlık dramında bizim de payımız var”dan buna mı geldik şimdi. Esed’in, Rusya’nın, PYD’nin, Bağdadi Grubu’nun, katil emperyalist sistemin hiç suçu günahı yok, tek sorumlu biziz yani öyle mi?
Durup dururken Esad’ı düşman ilan etmişiz. Bir gün sabah uyanmışız, her şey güllük gülistanlık. Demişiz ki Esed bizim düşmanımız. Böyle olmuş gerçekten. Buna inanıyor ülkenin ana muhalefet lideri. Analitik düşünce yerlerde sürünüyor. Toplasak Kılıçdaroğlu’nun dünyaya bakışında bir haftalık perspektif ya vardır ya o bile yoktur.
Kılıçdaroğlu’nun perspektifi yok anladık da akıl sahibi bir tek danışmanı da mı yok? Suriye meselesinin hülasasını, beş yıllık süreci tek tek anlatsın. Yok demek ki.
Zaten boşa uğraş. Kılıçdaroğlu hakikat peşinde değil ki. “Elalem ne der” derdinde. Yarın biri gelse şöyle şöyle dese ne diyeceğiz, derdinde. Bizim ülkemizde demokrasi olmadığı imasında bulunan insan seçimlerde ikinci parti olarak meclise girmiş bir partinin genel başkanı. Hapisteki bir ‘gerilla lideri’ filan değil yani.
Her seferinde Kılıçdaroğlu’nu fazla ciddiye aldığımız izlenimine kapılıyorum. Sırf bu bile bizim ülkemizde demokrasinin varlığını ispat ediyor.
Kılıçdaroğlu ve onun taş çatlasa bir haftalık perspektifi
Reviewed by Habersizim
on
18:31:00
Rating:
Reviewed by Habersizim
on
18:31:00
Rating:


Hiç yorum yok: