Karadziç, Esed, Ang San...

Avrupa’nın orta yerinde Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülke olmasın diyerek soykırım yapan caniye, nihayet cezası verildi. Yüz binlerce kadın ve erkek Boşnak’ı katleden, bir halkın yarınlarını, neslini, umutlarını katleden Sırp lider Radovan Karadzic’e normal şartlarda onlarca kere idam cezası verilmesi gerekirken, 40 yılı yeterli gördüler. İnşallah, dört duvar arasında acılar içerisinde can verir de yüreği yananlar az da olsa teselli bulur.
Çocukluğu 90’larda geçmiş benim gibilerin ilk travması Bosna Savaşı’dır. Bir halkın, dünyanın gözü önünde nasıl boğazlandığını, katledildiğini, soykırıma tâbi tutulduğunu, kendi başlarının çaresine baksınlar denilerek yüz üstü bırakıldıklarını gördük biz. Sırp keskin nişancıların avladığı insanlara, pazar yerinde alışveriş yaparken bombalanan insanların feryatlarına şahitlik ettik biz. Elleri arkalarından bağlı gençlerin öldürülüp toplu halde gömüldüğüne, toplama kamplarında bir deri bir kemik kalmış erkeklerin çaresizliğine, ağlamaktan gözleri şişmiş kadınların haline çocuk halimizle şahit olduk biz.
O hengâme içerisinde Aliya İzzetbegoviç diye bir adamın vatanı için, halkı için canhıraş koşturmalarını izledik. Onu ve onun sadık, bembeyaz, pırıl pırıl askerlerini çok sevdik. Mütemadiyen tekbir getiren, savaşın orta yerinde dahi hep adaletten Hak’tan hukuktan bahseden bu adamların kazanması için dua ettik çocuk ellerimizle… O günlerden hatırlarım Karadzic denen eli kanlı, zihniyeti kirli, kalbi kararmış bu caniyi. Ve onun insanlıktan nasibini almamış kirli gülüşlü askerlerini. Adalet bu dünyada yerini bulmadı; ama iyi ki bu dünyanın bir de ötesi var…
Karadzic’in katliamda eş değeri, kan kardeşi Beşşar Esed’i seyrediyoruz şimdilerde. Çocukluk çağını çoktan geçtiğimizden mi nedir, Bosna Savaşı’ndaki travmayı yaşamıyoruz artık. Katliamlar sıradanlaştı bizim için. Ama ne olursa olsun; 5 yıldır ülkesinde taş üstünde taş bırakmayan, yüz binlerce Suriyelinin kanına giren, milyonlarcasının ise dünyanın dört bir yanına çil yavrusu gibi dağılmalarına neden olan bu adamın da Lahey’deki mahkemede hâkim karşısına çıkıp yargılanacağı günü iple çekiyorum. Asıl mesleği psikiyatr olan ve dünyada ‘Bosna Kasabı’ olarak anılan caniye 40 yıl ceza veren mahkeme, asıl mesleği göz doktoru olan ve ‘Suriye Kasabı’ olarak anılan caniye de muhtemelen aynı miktarda ceza verir. Olsun, o bile kabulümüzdür. Biliyoruz adalet yerini bulmaz; ama en azından Karadzic ve Esed gibiler ellerini kollarını sallaya sallaya gezemezler aramızda ve dört duvar arasında son bulur ömürleri…
Bu iki caninin yanında, bize demokrasi ve insan hakları havarisi olarak lanse edilen bir kadın Ang San Su Çi’nin dengesizliğini vurgulamadan geçmeyelim. Ang San’ın ülkesi Myanmar’ın Arakan eyaletindeki Müslüman Rohingya halkına yapılan zulmün haddi hesabı yok. İnsan yerine konmayan, en temel insan haklarından dahi yararlanmalarına müsaade edilmeyen, Birleşmiş Milletler raporlarına göre dünyanın en fazla eziyet gören etnik grubu olarak kabul edilen Rohingyalılar konusunda sesini çıkarmayan Ang San Su Çi, BBC’de katıldığı bir programda sunucunun Müslüman bir kadın olmasına sinirlenip; “Kimse bana bir Müslümanla röportaj yapacağımı söylememişti” diyerek kabalaşmasıyla gündemde…
1991 yılında Nobel Barış Ödülü verilen Ang San, ülkesindeki Müslümanların Budistlerce şiddete uğramasına ses çıkarmadığı gibi ülkesi dışından bir Müslümana da tahammülü yokmuş, onu gördük. Eli kanlı caniler ile onların bu insanlık dışı hallerine ses çıkarmayan barış aktivistlerinin aynı safta yer aldığı bir dünyada yaşıyoruz. Biz güçlü olmazsak, kimse bizim hakkımızı savunmayacak, bunu da biliyoruz artık...
Karadziç, Esed, Ang San... Karadziç, Esed, Ang San... Reviewed by Habersizim on 16:51:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: