Sabah sporu olarak bir haftadır girdiğim tüm gazete bayilerine “Müstakil Gazete var mı” diye soruyorum. “Geldi ama kalmadı abi” diyen bayilerin sayısı çok. Bazıları da “orada olması lazım abi” diyerek beni dışarıdaki gazete standına yolluyorlar. “Pis gazete müşterisi, derhal cipslerin gofretlerin olduğu yeri terk et” der gibi söylüyorlar bunu. İşin ilginç tarafı, alelade verilen bu cevaplara inanıyor ve her ihtimale karşı gazete stantlarını kontrol ediyorum. Ne olur ne olmaz.
Müstakil Gazete sadece pdf abonelerine ulaşıyor artık. Evet. “Olsun üzülme sen, pdf de bir formattır. Takma kafana” demek için Hakan Albayrak’ı aradım. Uğultuların arasında sesini duydum.
-Buyur kardeş.
-Abi gazete pdf olunca konumumuzdan bi sapma oluyor mu, Ahmet Erdem yine yazacak mı, yalvarırım bir şeyler söyle dedim.
-Şahsi, Budapeşte’deyim. Benzinim bitmek üzere, bi Petrol Ofisi bulursam, oradan seni ararım tekrar. dedi kapattı. Hala aramasını bekliyorum.
Albayrak Efendi’nin gazetede olmadığını anlar anlamaz soluğu gazetenin ofisinde aldım. Genellikle Hakan Albayrak gazetede değilken gitmeyi tercih ediyorum. Adam Tayyip Erdoğan gibi adam. Etrafındaki herkesi etkiliyor. Korkuyorum ondan etkilenmekten. Korkuyorum yeni bir Ertuğrul Fındık olmaktan.
Dört kişiyle gazete çıkarıyoruz diye millete anlattığımıza bakmayın. Gazetede onlarca insan vardı. Hatta Afrika kökenli olduğunu düşündüğüm insanların bir köşede ciddi ciddi konuştuklarına şahit oldum.
Kayyım’ın Todays Zaman bürosu gibiydi Müstakil’in ofisi. Hayal meyal Nihat Nasır’ı gördüm bir odada. Gazete’nin okuru azaldıkça çalışan sayısı artıyor muydu neydi?
Sırf ofistekiler alsa gazeteyi, tirajda ciddi bir devinim olabilirdi. Belki de hesap buydu bilmiyorum. Bilemiyorum. Dedim “Hakan Bey Budapeşte’de. Kendisiyle görüştüm. Benim bugünkü yazımın başyazı olmasına dair hiçbir itiraz belirtmedi” Kimse bu cümlemle ilgilenmedi. Kimse yazımı başyazı yapmak da istemedi. Başyazılar kısa olurmuş ben uzun yazıyormuşum, Nihat Nasır öyle söyledi. Gizliden gazeteyi ele geçiriyor Nihat Nasır, onu da arada söyleyeyim. Bu arada Afrikalı grup ofisi terk etti. Fındık Efendi’nin amortisör müşterileriymiş meğer.
Herkes gazeteye gidip gazetenin yazarlarını, yazı işleri ekibini filan görür bizim gazeteye gelenler parça satıcılarıyla karşılaşıyorlar. Parçacı dükkanında gazete çıkarmakla “muhafazakarların tümevarımla imtihanı” nı mı bize anlatmak istiyorlar, ne istiyorlar anlamış değilim. Tümevarım da bir metottur tabi. Pdf gibi o da bir metottur.
Neyse konumuza dönelim.
Artık neyse konumuz…
Her bayiye gidip “Müstakil Gazete var mı” diye sormaktan sıkıldım. Yeni bir şey denemek istedim. Girdiğim ilk bayiye “Müstakil Gazete var mı, varsa hepsini almak istiyorum” dedim.
Gözleri parladı adamın. 18 tane Müstakil Gazete verdi elime. Şaşkınlıkla cebimde mahzun mahzun duran 20 TL’yi çıkarıp adama verdim. Tüm konsantrasyonumu iade edeceği 2 TL’ye toplayarak... Başka param yoktu ve ben saçma bir esprinin peşinde evimden çok uzaklarda bir yerdeydim. O benim dönüş paramdı. O 2 TL’yi de sakız olarak ödedi adam. Abi bozuk yok dedi kusura bakma. 2 tane Falım. Bir de üstelik şekersiz sakız. Biri gelmiş, “Müstakil Gazete’leri iade etme, ben hepsini satın alacağım” demiş, Adam da 18 gündür biriktiriyormuş. Çaktı geçti bana eski Müstakil’leri.
Elimde 18 tane gazete ile dışarı çıktım. Falım’ın birini açtım:
Kafiyenize tüküreyim dedim. Tüm hıncımı sakızdan çıkarmak için fırlattım attım sakızı. İçinden çıkan kağıdı da buruşturup çöpe attım. Yürüyerek eve geldim. İslamcılığın pdf formatı bana 18 lira artı iki iğrenç şiire mâlolmuştu.
Bunun hesabını soracaktım.
Müstakil Gazete sadece pdf abonelerine ulaşıyor artık. Evet. “Olsun üzülme sen, pdf de bir formattır. Takma kafana” demek için Hakan Albayrak’ı aradım. Uğultuların arasında sesini duydum.
-Buyur kardeş.
-Abi gazete pdf olunca konumumuzdan bi sapma oluyor mu, Ahmet Erdem yine yazacak mı, yalvarırım bir şeyler söyle dedim.
-Şahsi, Budapeşte’deyim. Benzinim bitmek üzere, bi Petrol Ofisi bulursam, oradan seni ararım tekrar. dedi kapattı. Hala aramasını bekliyorum.
Albayrak Efendi’nin gazetede olmadığını anlar anlamaz soluğu gazetenin ofisinde aldım. Genellikle Hakan Albayrak gazetede değilken gitmeyi tercih ediyorum. Adam Tayyip Erdoğan gibi adam. Etrafındaki herkesi etkiliyor. Korkuyorum ondan etkilenmekten. Korkuyorum yeni bir Ertuğrul Fındık olmaktan.
Dört kişiyle gazete çıkarıyoruz diye millete anlattığımıza bakmayın. Gazetede onlarca insan vardı. Hatta Afrika kökenli olduğunu düşündüğüm insanların bir köşede ciddi ciddi konuştuklarına şahit oldum.
Kayyım’ın Todays Zaman bürosu gibiydi Müstakil’in ofisi. Hayal meyal Nihat Nasır’ı gördüm bir odada. Gazete’nin okuru azaldıkça çalışan sayısı artıyor muydu neydi?
Sırf ofistekiler alsa gazeteyi, tirajda ciddi bir devinim olabilirdi. Belki de hesap buydu bilmiyorum. Bilemiyorum. Dedim “Hakan Bey Budapeşte’de. Kendisiyle görüştüm. Benim bugünkü yazımın başyazı olmasına dair hiçbir itiraz belirtmedi” Kimse bu cümlemle ilgilenmedi. Kimse yazımı başyazı yapmak da istemedi. Başyazılar kısa olurmuş ben uzun yazıyormuşum, Nihat Nasır öyle söyledi. Gizliden gazeteyi ele geçiriyor Nihat Nasır, onu da arada söyleyeyim. Bu arada Afrikalı grup ofisi terk etti. Fındık Efendi’nin amortisör müşterileriymiş meğer.
Herkes gazeteye gidip gazetenin yazarlarını, yazı işleri ekibini filan görür bizim gazeteye gelenler parça satıcılarıyla karşılaşıyorlar. Parçacı dükkanında gazete çıkarmakla “muhafazakarların tümevarımla imtihanı” nı mı bize anlatmak istiyorlar, ne istiyorlar anlamış değilim. Tümevarım da bir metottur tabi. Pdf gibi o da bir metottur.
Neyse konumuza dönelim.
Artık neyse konumuz…
Her bayiye gidip “Müstakil Gazete var mı” diye sormaktan sıkıldım. Yeni bir şey denemek istedim. Girdiğim ilk bayiye “Müstakil Gazete var mı, varsa hepsini almak istiyorum” dedim.
Gözleri parladı adamın. 18 tane Müstakil Gazete verdi elime. Şaşkınlıkla cebimde mahzun mahzun duran 20 TL’yi çıkarıp adama verdim. Tüm konsantrasyonumu iade edeceği 2 TL’ye toplayarak... Başka param yoktu ve ben saçma bir esprinin peşinde evimden çok uzaklarda bir yerdeydim. O benim dönüş paramdı. O 2 TL’yi de sakız olarak ödedi adam. Abi bozuk yok dedi kusura bakma. 2 tane Falım. Bir de üstelik şekersiz sakız. Biri gelmiş, “Müstakil Gazete’leri iade etme, ben hepsini satın alacağım” demiş, Adam da 18 gündür biriktiriyormuş. Çaktı geçti bana eski Müstakil’leri.
Elimde 18 tane gazete ile dışarı çıktım. Falım’ın birini açtım:
Kafiyenize tüküreyim dedim. Tüm hıncımı sakızdan çıkarmak için fırlattım attım sakızı. İçinden çıkan kağıdı da buruşturup çöpe attım. Yürüyerek eve geldim. İslamcılığın pdf formatı bana 18 lira artı iki iğrenç şiire mâlolmuştu.
Bunun hesabını soracaktım.
İslamcılığın pdf formatı
Reviewed by Habersizim
on
08:44:00
Rating:

Hiç yorum yok: