Turgut Cansever’e göre, bugünkü Müslümanların bir ev tanımı yok. Yani tanımı olmayan, bu yüzden anlamı da olmayan yerlere ev diyoruz bugün. Ve yaşıyoruz oralarda, yaşamak nedir hiç bilmeden!
Beylik bir girişten sonra, daha beylik bir cümleyle devam edeyim. Bana göre, Türk Evi’ni kaybettiğimiz gün dinimizi de kaybettik. Çok sert olduysa biraz yumuşatayım. Evimizi kaybetmenin hikayesidir dinimizi kaybetmek.
Efendim, Yıl 1920 ve İstanbul’da evlerin yüzde doksan beşi ahşap.(Kayınvalideme göre tahta) Yani evlerin en az yüzde 95’nin bahçesi var. Ya, sıra halinde yolun kıvrımlarına uygun cephe oluşturan evlerden müteşekkil sokaklar mevcut, ya da mahremiyetin sınırları diyebileceğimiz yüksek duvarlarla cepheli sokaklar İstanbul’da. Bu sokakları gelin gibi süsleyen mücevherlerse, eli böğründelere dayalı cumbalarla insan yetiştirmenin mimarisi Türk evleri.
Yıl 2016 ve İstanbul’daki evlerin yüzde beşi bile ahşap değil. 100 yıl geçmeden kaybedilen koskoca bir gelenek. Malzeme seçiminden üsluba, insani ölçekten İlahi bileşenlere yitirilen koskoca bir gelenek(değerler manzumesi). Elde var betonerme esaret. İçinde insanın erme imkan ve ihtimali olmayan demir ve çimentodan bir felaket. Halbuki ev dediğiniz yer, insanı erenlerden kılmanın imkan ve ihtimallerini böğründe taşıyan bir oluş zeminidir.Ev, her şeyden ince insan yetiştirme projesidir. Binlerce yıllık insanlık birikiminin hülasasıdır. İçinde doğar, içinde olur ve içinde ölürsünüz. Size barınak olduğu kadar sığınaktır, hatta tutamaktır. Şeytanın harici bütün saldırılarına karşı tutunduğunuz bir daldır. Yani başınızı sokacağınız bir çatıdan daha fazlasıdır ev.
İşte Türk Evi, tam da böyledir ve insanın katmanlı var oluş macerasında karşı karşıya kaldığı sorunlara fıtrata uygun çözümler üreten bir hareket biçimidir.
Her şeyden önce dinamiktir Türk Evi. Yaşar ve sonraki nesilleri de yaşatır. Zamanının icab ve kabullerine göre şekil aldığı kadar, sonraki zamanlara göre de esner. Her nesle imkan tanır kendinde. Her neslin tavır alışına alan bırakır. Ama meydanı boş bırakmaz tek bir zaman dilimine. Çünkü dayandığı ilkeler ve sac ayakları vardır. Malzeme seçimleri yörelere göre değişir ama ahşap baş roldedir. Nefes alan malzemeler seçilir. Çözümlemeler iklimlere göre farklılık arz etse de evler cumbalıdır.(Bu cumbaların faydası saymakla bitmez.) Bahçe mutlaka vardır ve üretim merkezidir. Bir yandan zerzevat ihtiyacı karşılanır kendisinden, diğer yandan, bedestenden ham olarak alınan malzemeler, bahçede yeniden üretilir. Bir taşlık vardır ki, mahrem dünyadan daha mahrem dünyaya geçişin yatağıdır. İç, dış ya da orta sofalı plan söz konusudur. Evin kurgulanma biçimine göre şekil alır sofalar. Daha yaygın kullanım orta sofalıdır. Birinci kat selamlıktır ve ortak alandır. Sosyal organizasyon mekanıdır. Küçüğün büyüğe saygıyı, büyüğün de küçüğe sevgiyi sunduğu ve hiyerarşinin sevgi-saygı bağlamında ete kemiğe büründüğü yerdir. İkinci kat, daha çok haremliktir ve yatak odalarından oluşur. Dıştan içe doğru gizem de artar mahremiyet de. Her oda kendi içinde bir dünyadır. Her oda bir aile olmanın imkanlarına sahip tektonikler bütünüdür. Odaların içinde banyo ve ocaklar vardır. Duvarlar, kalem işleri ve arabeskle bezenmiş dolaplardan oluşur. Ocak hariç her şey bu dolapların içindedir. Pencereler insani ölçeklerdedir. Oturduğunuz yerden göğü de sokakta oynayan çocuğunuzu da seyredebilirsiniz. Allah’ın kudretini ve güzelliğini temsil eden tavanlar yüksektir. Hem her şeyin boş olduğunu söyleyen hem de ontolojik yalnızlık duygusunu size hissettirmeyen sonsuz şekillerle doludur tavanlar ve bakan için bir mesajdır. Nereden gelip nereye gittiğine dair bir mesaj. Yerler ise cenneti temsil eden halılarla süslüdür. İnsana hem sıcaklık hem de güzellik hissi veren ve sonsuz desenlere bürünmüş halılarla süslüdür. Evler kışlık ve yazlık kat olmak üzere ikiye ayrılır. Kışlık kat, alçak tavan, kalın duvarlar ve basık pencerelerden oluşur. İçerdeki ısı içeriye hapsedilir bu katlarda. Yazlık katlar ise, yüksek tavanlı, büyük pencereli ve ince duvarlıdır. Isıyı izole eden bir sistem vardır bu katlarda. Hiçbir şey israf edilmez Türk Evi’nde. Yağmur damlaları bile hesap edilir. Mutfaktan ya da ocaktan çıkan ısının dumanı bacadan çıkana kadar değerlendirilir. (Duman bile israf edilmez) Kokusu giden yemeğin kendisi de gider komşulara. Dış kapının dış mandalı yoktur Türk Evi’nde.Herkesin yeri vardır ve özeldir. Kapı tokmaklarından, kapı içinde kapıya kadar her türlü çözümleme söz konusudur. Evin kedisi için bile kapı düşünülmüştür. Ortak bir yaşam vardır Türk Evi’nde. Ama herkesin özerkliği de korunur. Geniş aile tipine müsait ve aile içinde ailelerin oluşum ve ihtiyaçlarına karşıçözümler söz konusudur.(yoruldunuz di mi J)
Geleneksel Türk Evi’ne karş ılık, bizim için evin tanımı sığınılan bir barakadan ibaret bugün. Bu baraka, bir çatı ve dört duvardan ibaret. Ne komşuya göre planlama, ne görsel hazinelerden hakkınca yararlanma ne de tabiata uygun bir eklemlenmeyle arza dağılma gibi dertlerin olmadığı hapishaneden ibaret. Ama bu böyle gitmez. Gitse de gitmez. Çünkü Kozmolojik idrak anlayışınız ve ihtiyaçlara göre çözümlemelerinizi içeren evleriniz yoksa, ortada size ait bir medeniyet yok demektir. İmdi, soruyorum herkese: Oturduğumuz evlerden yola çıkarak, İslam dininin temelnass’larına ya da öngördüğü yaşam biçimine dair mesajlar çıkarmak mümkün müdür? Oturduğumuz apartman daireleri dine, insana, kültüre, sanata ve ahlaka uygun mudur? Sahi neye uygundur ve hangi standartların veled-i zinasıdır bu evler? Işığı görmeyen, suya ya da yeşile bakmayan, komşuya da bakmayan, gökyüzünden habersiz bu evler kimin icadı Allahaşkına! Nasıl bir dibe vurmuşluk bu böyle? Hangi ara dünyanın en güzel evlerini bırakıp, zerre hususilik arz etmeyen, bizimle konuşmayan, hatta biz yoksak yaşamayan evleri kabul ettik?
Bu ne büyük bir trajedidir Allah’ım!
“Bir milleti medeniyete taş ıyan şey standartlardır” der Turgut Cansever. Hem de yüksek standartlar. Ve bu standartlar yüzyıllar içinde oluşur. Yaşayarak oluşur. Dini, ahlaki, kültürel ve entelektüel birikimin hülasasıyla oluşur. Tepeden inmeci değildir. Eğer öyle olursa bu şarlatanlıktır, propagandadır, ideolojidir. Mesela Kemalist ideoloji böyledir. Rusya’da Stalin dönemi de böyledir. Yugoslavya’da Tito dönemi de. Bu dönemlerde oluşmuş ya da hiç oluşmamış standartlar radikaldir ve birden oluşturulmuştur. Ama tutmamıştı r hiç biri. Tutmaz. Çünkü organik olmayan hiçbir şeyin devamlılığı yoktur. Yaşamayan hiçbir şeyin devamlılığı yoktur.
Biz de de yaşamaz, yaşamayacaktır. Bir yerde isyan edecek insanlar biliyorum. Ve bu yazı bir isyandır aslında, bir çığlıktır. Muhtemel felaketlere karşı da bir uyarı. Çünkü insanı kaybediyoruz. İnsanlara,insansızlaştıran evleri reva görerek insanı kaybediyoruz. İnsanı insan yapan terbiye, görgü, edeb, şahsiyet, inanç, asalet, celadet ne varsa kaybediyoruz. Bu gidişatın kıyameti doğurması kaçınılmaz. Ama bizim kıyamet gelmeden kıyam etmemiz gerekir. Kıyamımızı engelleyen her şeye kıyam etmemiz gerekir. Bunun için de her şeyden önce evden başlamak zorundayız. Evi imar ederek, evin içinde insanı inşa ederek, sonra topluma yürüyerek insanı kurtarmak zorundayız.
Baki selamlar!
İsmail ERDOĞAN
Beylik bir girişten sonra, daha beylik bir cümleyle devam edeyim. Bana göre, Türk Evi’ni kaybettiğimiz gün dinimizi de kaybettik. Çok sert olduysa biraz yumuşatayım. Evimizi kaybetmenin hikayesidir dinimizi kaybetmek.
Efendim, Yıl 1920 ve İstanbul’da evlerin yüzde doksan beşi ahşap.(Kayınvalideme göre tahta) Yani evlerin en az yüzde 95’nin bahçesi var. Ya, sıra halinde yolun kıvrımlarına uygun cephe oluşturan evlerden müteşekkil sokaklar mevcut, ya da mahremiyetin sınırları diyebileceğimiz yüksek duvarlarla cepheli sokaklar İstanbul’da. Bu sokakları gelin gibi süsleyen mücevherlerse, eli böğründelere dayalı cumbalarla insan yetiştirmenin mimarisi Türk evleri.
Yıl 2016 ve İstanbul’daki evlerin yüzde beşi bile ahşap değil. 100 yıl geçmeden kaybedilen koskoca bir gelenek. Malzeme seçiminden üsluba, insani ölçekten İlahi bileşenlere yitirilen koskoca bir gelenek(değerler manzumesi). Elde var betonerme esaret. İçinde insanın erme imkan ve ihtimali olmayan demir ve çimentodan bir felaket. Halbuki ev dediğiniz yer, insanı erenlerden kılmanın imkan ve ihtimallerini böğründe taşıyan bir oluş zeminidir.Ev, her şeyden ince insan yetiştirme projesidir. Binlerce yıllık insanlık birikiminin hülasasıdır. İçinde doğar, içinde olur ve içinde ölürsünüz. Size barınak olduğu kadar sığınaktır, hatta tutamaktır. Şeytanın harici bütün saldırılarına karşı tutunduğunuz bir daldır. Yani başınızı sokacağınız bir çatıdan daha fazlasıdır ev.
İşte Türk Evi, tam da böyledir ve insanın katmanlı var oluş macerasında karşı karşıya kaldığı sorunlara fıtrata uygun çözümler üreten bir hareket biçimidir.
Her şeyden önce dinamiktir Türk Evi. Yaşar ve sonraki nesilleri de yaşatır. Zamanının icab ve kabullerine göre şekil aldığı kadar, sonraki zamanlara göre de esner. Her nesle imkan tanır kendinde. Her neslin tavır alışına alan bırakır. Ama meydanı boş bırakmaz tek bir zaman dilimine. Çünkü dayandığı ilkeler ve sac ayakları vardır. Malzeme seçimleri yörelere göre değişir ama ahşap baş roldedir. Nefes alan malzemeler seçilir. Çözümlemeler iklimlere göre farklılık arz etse de evler cumbalıdır.(Bu cumbaların faydası saymakla bitmez.) Bahçe mutlaka vardır ve üretim merkezidir. Bir yandan zerzevat ihtiyacı karşılanır kendisinden, diğer yandan, bedestenden ham olarak alınan malzemeler, bahçede yeniden üretilir. Bir taşlık vardır ki, mahrem dünyadan daha mahrem dünyaya geçişin yatağıdır. İç, dış ya da orta sofalı plan söz konusudur. Evin kurgulanma biçimine göre şekil alır sofalar. Daha yaygın kullanım orta sofalıdır. Birinci kat selamlıktır ve ortak alandır. Sosyal organizasyon mekanıdır. Küçüğün büyüğe saygıyı, büyüğün de küçüğe sevgiyi sunduğu ve hiyerarşinin sevgi-saygı bağlamında ete kemiğe büründüğü yerdir. İkinci kat, daha çok haremliktir ve yatak odalarından oluşur. Dıştan içe doğru gizem de artar mahremiyet de. Her oda kendi içinde bir dünyadır. Her oda bir aile olmanın imkanlarına sahip tektonikler bütünüdür. Odaların içinde banyo ve ocaklar vardır. Duvarlar, kalem işleri ve arabeskle bezenmiş dolaplardan oluşur. Ocak hariç her şey bu dolapların içindedir. Pencereler insani ölçeklerdedir. Oturduğunuz yerden göğü de sokakta oynayan çocuğunuzu da seyredebilirsiniz. Allah’ın kudretini ve güzelliğini temsil eden tavanlar yüksektir. Hem her şeyin boş olduğunu söyleyen hem de ontolojik yalnızlık duygusunu size hissettirmeyen sonsuz şekillerle doludur tavanlar ve bakan için bir mesajdır. Nereden gelip nereye gittiğine dair bir mesaj. Yerler ise cenneti temsil eden halılarla süslüdür. İnsana hem sıcaklık hem de güzellik hissi veren ve sonsuz desenlere bürünmüş halılarla süslüdür. Evler kışlık ve yazlık kat olmak üzere ikiye ayrılır. Kışlık kat, alçak tavan, kalın duvarlar ve basık pencerelerden oluşur. İçerdeki ısı içeriye hapsedilir bu katlarda. Yazlık katlar ise, yüksek tavanlı, büyük pencereli ve ince duvarlıdır. Isıyı izole eden bir sistem vardır bu katlarda. Hiçbir şey israf edilmez Türk Evi’nde. Yağmur damlaları bile hesap edilir. Mutfaktan ya da ocaktan çıkan ısının dumanı bacadan çıkana kadar değerlendirilir. (Duman bile israf edilmez) Kokusu giden yemeğin kendisi de gider komşulara. Dış kapının dış mandalı yoktur Türk Evi’nde.Herkesin yeri vardır ve özeldir. Kapı tokmaklarından, kapı içinde kapıya kadar her türlü çözümleme söz konusudur. Evin kedisi için bile kapı düşünülmüştür. Ortak bir yaşam vardır Türk Evi’nde. Ama herkesin özerkliği de korunur. Geniş aile tipine müsait ve aile içinde ailelerin oluşum ve ihtiyaçlarına karşıçözümler söz konusudur.(yoruldunuz di mi J)
Geleneksel Türk Evi’ne karş ılık, bizim için evin tanımı sığınılan bir barakadan ibaret bugün. Bu baraka, bir çatı ve dört duvardan ibaret. Ne komşuya göre planlama, ne görsel hazinelerden hakkınca yararlanma ne de tabiata uygun bir eklemlenmeyle arza dağılma gibi dertlerin olmadığı hapishaneden ibaret. Ama bu böyle gitmez. Gitse de gitmez. Çünkü Kozmolojik idrak anlayışınız ve ihtiyaçlara göre çözümlemelerinizi içeren evleriniz yoksa, ortada size ait bir medeniyet yok demektir. İmdi, soruyorum herkese: Oturduğumuz evlerden yola çıkarak, İslam dininin temelnass’larına ya da öngördüğü yaşam biçimine dair mesajlar çıkarmak mümkün müdür? Oturduğumuz apartman daireleri dine, insana, kültüre, sanata ve ahlaka uygun mudur? Sahi neye uygundur ve hangi standartların veled-i zinasıdır bu evler? Işığı görmeyen, suya ya da yeşile bakmayan, komşuya da bakmayan, gökyüzünden habersiz bu evler kimin icadı Allahaşkına! Nasıl bir dibe vurmuşluk bu böyle? Hangi ara dünyanın en güzel evlerini bırakıp, zerre hususilik arz etmeyen, bizimle konuşmayan, hatta biz yoksak yaşamayan evleri kabul ettik?
Bu ne büyük bir trajedidir Allah’ım!
“Bir milleti medeniyete taş ıyan şey standartlardır” der Turgut Cansever. Hem de yüksek standartlar. Ve bu standartlar yüzyıllar içinde oluşur. Yaşayarak oluşur. Dini, ahlaki, kültürel ve entelektüel birikimin hülasasıyla oluşur. Tepeden inmeci değildir. Eğer öyle olursa bu şarlatanlıktır, propagandadır, ideolojidir. Mesela Kemalist ideoloji böyledir. Rusya’da Stalin dönemi de böyledir. Yugoslavya’da Tito dönemi de. Bu dönemlerde oluşmuş ya da hiç oluşmamış standartlar radikaldir ve birden oluşturulmuştur. Ama tutmamıştı r hiç biri. Tutmaz. Çünkü organik olmayan hiçbir şeyin devamlılığı yoktur. Yaşamayan hiçbir şeyin devamlılığı yoktur.
Biz de de yaşamaz, yaşamayacaktır. Bir yerde isyan edecek insanlar biliyorum. Ve bu yazı bir isyandır aslında, bir çığlıktır. Muhtemel felaketlere karşı da bir uyarı. Çünkü insanı kaybediyoruz. İnsanlara,insansızlaştıran evleri reva görerek insanı kaybediyoruz. İnsanı insan yapan terbiye, görgü, edeb, şahsiyet, inanç, asalet, celadet ne varsa kaybediyoruz. Bu gidişatın kıyameti doğurması kaçınılmaz. Ama bizim kıyamet gelmeden kıyam etmemiz gerekir. Kıyamımızı engelleyen her şeye kıyam etmemiz gerekir. Bunun için de her şeyden önce evden başlamak zorundayız. Evi imar ederek, evin içinde insanı inşa ederek, sonra topluma yürüyerek insanı kurtarmak zorundayız.
Baki selamlar!
İsmail ERDOĞAN
İnsan yetiştirmenin mimarisi: Türk Evi
Reviewed by Habersizim
on
08:58:00
Rating:

Hiç yorum yok: