‘Call Center’cılar, çiçekçiler ve Fethullahçılar

Benim call center elemanlarıyla aramda geçenleri kitap yapsan babil.com’da best-seller olur. Türk Telekom’un çağrı merkezini üç beş defa ateşe verme girişimim var, yok değil. Ezberden konuşan Fetullahçı gibi hep aynı cümleleri söylemiyorlar mı? Delirtiyorlar. “Size hangi isminizle hitap etmemizi istersiniz?” diye soruyorlar mesela. Üç kuruşluk kontör satacak, İngiliz lordu muamelesi yapıyor bana düdük. Zaten iki kişiyiz, bana “Şahsi” desen ne olur “Ahmet” desen ne olur? Bana soru sorduğunda “bana mı diyorsun?” diye soracak halim yok. Geri zekalı mıyım ben? Fetullahçı mıyım? Hayır çok takılma bu meseleye, “üstad” de “hacı” de “ortak” de “hocam” de. De bir şeyler konu
bu mu şimdi? Konu bu mu?
Sonra bir de kalite standartları gereği görüşmelerimiz kaydediliyor demiyorlar mı? Kim dinliyor babacığım bunları, kim ölçüyor bizim standardımızı. Yapmayın Allah aşkına. Dürüst olun biraz.
Neyse.
Konu her zamanki gibi bu değildi aslında. Geçen gün bir çiçek satış şirketinden aradılar. Bak reklam olmasın diye isim vermiyorum. Bi de bu var. “Reklam olmasın diye isim vermiyoruz”. Adam Yozgat FM’in istek hattını sunuyor. “Reklam olmasın” diyor. Mazaallah birisi dinler, hemen koşa koşa o üründen almak ister, izdiham olur, mağdur olur şirket, onu düşünüyorlar herhalde. Reklam olmasınmış.
Mercedes… Buyur reklam yaptım. Yiyorsa gidip alsananıza bi mercedes. Hadi. Ülker çikolatalı gofret. Al bi reklam da-
ha yaptım.
Şimdi koşun bi gofret alın hemen. Afiyetle yiyin.
Neyse konumuza dönelim. Çiçek satış şirketinden biri aradı ve 20 Tl indirim kuponum olduğunu, eğer arzu edersem bu kuponu kullanarak bir sevdiğime çiçek gönderebileceğimi söyledi. Zaten 444’lü hattan aramış, kesin bankadan arıyorlar, kefil olduğum bacanağım yine kredi taksidini ödemedi Allah bilir, diye düşünürken telefondaki ses, çiçek miçek deyince mutlu oldum.
“Tamam” dedim, “Göndereyim. Sevgilime göndermek istiyorum.” Telefondaki kızın müstehzi gülüşünü hissettim, bak yemin ediyorum sana. “Aman da aman, sevgilisi mi varmış, çiçek mi göndercekmiş ona” diye içinden geçirdiğini de.
Hangi çiçekten göndermek istersiniz diye sordu. “Ne var?” diye sordum. Sanki anlarmışım gibi. Gül-karanfil-lale. Benim bildiklerim bunlar. lilyum’u ben element sanıyordum. Kasımpatı’yı yolda görsem tanımam. Bir de aranjman var. Aranjman. İngilizceyi bu kadar dejenere eden başka bir sektör görmedim. Gerçi yedek parça sektöründeki patronumuzun ağzından “Alsancak” diye bir şey de duydum. İzmir’in ilçesi değil mi o ya, yine ne işler karıştırıyorsun patron, diye sorduğumda bana onun “Salıncak rotu” demek olduğunu söyledi. Özrü kabahatinden büyük. Salıncak rotu nedir kardeşim. Oyun mu oynuyorsunuz siz, parça satarken.
Çiçekleri saydı kız. Garbera, orkide, frezya, hüsnüyusuf… Yüzüklerin Efendisi’ndeki hobbitlerin adlarını sayar gibi saydı. lost’taki “others”ın adlarını sayar gibi.
Gül olsun dedim, gül. Bildiğin düz gül. nesini sar bi jelatine gönder. Tanesi adan 20 lira. Oldu bitti.
Dedi ki 20 liralık indiriminiz 130 liraçiçeklerde geçerli.
Anladım zaten dedim kafama gözüme böyle latince isimleri niye fırlattığını. Beni kültürünle ezmek istiyorsun dedim.
Fakat ayağıma gelen bu fırsatı da kaçırmak istemedim. Ne zamandır  kıza  çiçek  almıyorum. Alamıyorum. Alıyorum da taşıyamıyorum. Elimde çiçekle çiçekçiden çıkınca üzerime saplanan o bakışlar. O dünyadaki herkesin bana baktığı hissi, o herkesin içinden geçen “oooooo hocam” cümlesinin karnımda bıraktığı ağrı. Çiçek beni, menzile ulaşıncaya kadar yiyor bitiriyor. Montumun içine koyup saklasam yirmibeş liralık buket gidene kadar boynunu büküyor. liseli kızlar kikirdeşiyorlar yanımdan geçerken, ağır abiler ters ters bakıyor “yakıştı mı şimdi senin gibi delikanlıya” havalarında. Büyük zulüm yani. O yüzden böyle telefonda çiçek siparişi işime geldi ne yalan söyleyeyim. Pes etmedim.
İn aşağı çık yukarı papatya sepetinde anlaştık. Ürünü seçtim. Ve o zalım soru böğrüme saplandı:
“Mesaj olarak ne yazalım Şahsi Bey” Al başına belayı.
Ne diyeceğim şimdi ben. Bu benim özel hayatım. Hadi call centercı kıza söyleyeyim bir şey değil de kalite standartları gereği kaydediliyor meret. Herkes duyacak. Rezil olacağım herkese.
Dedim “hanfendi, şu kaydı bir durdurabilir misiniz bu süre içinde” Hangi kayıt filan dedi kız ben de uzatmadım, teslim oldum. En büyük rezillik üç gün sürer. Güler güler sonra unuturlar diye geçirdim içimden.
“Şöyle yazalım” dedim “Ben de seni seviyorum. Kocan Şahsi”
Anlayana bir sürü mesaj. Yani sen beni zaten seviyorsun, kalbin kadar temiz bu çiçekleri sana göndererek bir nevi ilan-ı aşkımı tazeliyorum filan. Var bir sürü mesaj işte.
Tamam dedi kız. Kredi kartı numaramı aldı. Parayı çekti. Ne zaman gidecek dedim, hemen dedi. Süper dedim. Kapattım telefonu.
Akşam eve muzaffer bir kumandan edasıyla gittim tabi. Çiçek almıştım, çiçek. Oysa aşk başka ne olsundu hayatın mazereti.
Eve girince karım hafif bir alaycılıkla teşekkür etti çiçeğe. Bir şey değil canııııııım suratımı takınıp çiçeğin yanına yöneldim.
Notu aldım elime.
Ağzını burnunu kırdığım çiçekçi saçma bir kağıdın ortasını denk getirememiş sağına doğru nokta vuruşlu printerla şunu yazmış:
“Şöyle yazalım bende seni seviyorum.
Şahsi Kocan”

O de’yi ayırsaydın bari, o de’yi. Yazıklar olsun.
‘Call Center’cılar, çiçekçiler ve Fethullahçılar ‘Call Center’cılar, çiçekçiler ve Fethullahçılar Reviewed by Habersizim on 09:40:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: