Bu coğrafyada insanın değeri yok

Bu toprakların mayasında hüzün var. Gözyaşı, ayrılık, gurbet, sıla, kan, zulüm var… “Coğrafya kaderdir” derler, bu coğrafyanın insanlarının kaderi de coğrafyaları gibi boynu bükük, kavruk, hüzünlü… Savaşlar hiç eksik olmuyor, zalimler hiç eksik olmuyor, savaşlar hiç eksik olmuyor, gözyaşı hiç eksik olmuyor; öyle hikâyeler yaşanıyor ki ağlamak kâr etmiyor…
Suriye’de savaş devam ettikçe, Suriyeliler de çil yavrusu gibi dağılıyorlar tüm dünyaya. Evlerini, vatanlarını, yuvalarını, yakınlarını, hayallerini, umutlarını, yarınlarını terk edip yollara düşüyorlar. Yüz yıl önce Balkanlar’dan yola çıkanlar, yalın ayak binlerce kilometre yol kat edip bilinmeze yürüyorlardı.
Kafkasların unutulmuş halkları da hakeza aynı çileli yolculuğa çıkıp huzur içerisinde yaşayacakları bir vatan uğruna kırılıp geçmişlerdi… Tarihler değişiyor, insanlar değişiyor, ülkeler değişiyor ama kader değişmiyor…
Ege’den gelen ölüm haberlerini kanıksadık artık. Tekne batmış, mülteciler soğuk sulara gömülmüş, çoğunluğunu çocuk ve kadınların oluşturduğu umut yolcuları boğularak, donarak hayatını kaybetmiş… Buna benzer o kadar çok habere rastlıyoruz ki, bakıp geçiyoruz artık…
İşte o bakıp geçtiğimiz haberlerden iki detay: Didim’de 25 mültecinin hayatına mâl olan tekne faciasında eşini ve 2 yaşındaki oğlu Muhammed Yusuf’u kaybeden Waris Aslami anlatıyor:
“12 saat boyunca suda kaldık. Oğlumu 6 saat boyunca suda yaşar halde omuzumda tuttum. Ancak suyun soğuk olması nedeniyle daha fazla dayanamadı. Engel olamadım. Eşim de sularda kayboldu…"
O umut yolculuğunda 9 aylık hamile eşini kaybeden Hamid Javadiy anlatıyor: “Teknemizin alabora olması sonrasında eşimi kurtarmak için her şeyi yaptım. 10 saat boyunca suyun içinde kucağımda tuttum onu. Ölmeden önce gözlerime bakarak seni seviyorum dedi, Kelime-i Şehadet getirdi ve son nefesini verdi…”
Bunlar kayıtlara geçen anılar, hüzünler… Bunlar gibi yüzlerce hikâye var Ege’nin serin sularında yaşanan. Vatanlarını, evlerini kaybedenler, bir de üzerine evlatlarını, eşlerini, yüreklerinden bir parçayı da kaybediyorlar. İmtihan üstüne imtihan…
Kim bilir kaç yıl sonra bu dramları beyaz perdede, televizyonda seyredeceğiz. Kim bilir hangi mültecinin Ege Denizi’nde sonlanan hüzünlü hikâyesi senaryolaştırılacak da izleyip kahrolacağız. Ahıska Türklerinin sürgün hikâyelerini daha yeni yeni dizi haline getirip yayınlıyoruz, muhtemelen 50 yıl sonra da Suriyeli mültecilerin göç hikâyeleri dizi haline gelecek.
Bu satırları yazarken internette denk geldiğim bir videodan bahsetmeden geçmek istemedim. Yunanistan’ın Makedonya sınırında bir kasaba İdomeni. Daha iyi bir yaşam için Avrupa’nın içlerine gitmek isteyen binlerce mülteci bu küçücük kasabada bekliyor. Sınırlar kapatılmış. Beklemekten başka, sefaletten başka bir şey yok. O kasabanın sakinlerinden yaşlı bir Yunan çift, evlerinin kapılarını mültecilere açmışlar, bir aileyi yanlarına almışlar.
Videoda evlerine aldıkları genç Suriyeli kadın, sevincini yaşlı çifte sarılarak ellerini öperek gösteriyor. O esnada Yunan çiftin hıçkıra hıçkıra ağladığına şahitlik ediyoruz. 70 yaşlarındaki ev sahibi ihtiyar amca iç çeke çeke ağlıyor...
Dinleri, dilleri, milletleri, ülkeleri, yaşam tarzları farklı bu üç insan, kaybettiğimiz insaniyetimize, merhametimize, şefkatimize, gözyaşları ile müdahalede bulunuyor. Devletler neyi hesap ederse etsin, şükür ki insanlar yüreklerinden gelen sesin peşinden gidiyor. Aynı coğrafyayı paylaşanlar, birbirlerinin kaderini el birliği ile yaşıyor.
Birbirlerinin sıkıntısına çare olmak için çırpınıyor. Bu coğrafyanın insanları zalimlerin çıkar hesapları yüzünden perişan olurken, bir zamanların medeniyet beşiği ülkelerimiz de değersizleşip yitiyor. Yapılan bir araştırmaya göre dünyanın en değersiz 10 pasaportunun 6’sı Afganistan, Irak, Suriye, Libya, İran ve Filistin’e aitmiş…
İnsanımızın değeri yok ki, pasaportunun değeri olsa...
Bu coğrafyada insanın değeri yok Bu coğrafyada insanın değeri yok Reviewed by Habersizim on 13:19:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: