Bak şu konuşana

“Terörizm başka milletler arasında da var. Hıristiyan dünyasında da var, Yahudi dünyasında da var. Bazen böyle işte IŞİD gibi, El-Kaide gibi terör örgütleri oluyor. Bazen de terör devletleri oluyor. Bilmem yani kendi ülkem için aynı şeyi söylemeden hicap duyuyorum, belki mülahaza dairesini açık bırakmak lazım orada da...”
Bu sözler Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Başkanı Vitaliy Naumkin'e konuşan Paralel Çete lideri Gülen'e ait.
Bunları okuduğumda gülsem mi, öfkelensem mi bilemedim.
Aklıma birden 28 Şubat sürecindeki FG geldi.
Reha Muhtar'ın programına telefonla katılmıştı.
Muhtar, bir polis şefi gibi FG'yi sorguya çekiyor, bu da tüm zavallılığını kuşanarak, nasıl da devletinin çıkarları için kendisini feda edeceğini anlatmaya çalışıyordu.
Konuşmanın sonuna doğru Reha Muhtar; "Sen Atatürk demiyor muşsun, hele bir Atatürk söyle de duyalım" deyince, çok önemli bir sınavdan geçen bir çocuk edasıyla ve yüksek bir sesle muhatabının arzusunu yerine getirdi.
Aklıma gelen sadece bu değildi, yine aynı süreçte Çevik Bir'e yazdığı bir mektup vardı FG'nin, hatırlarsınız.
Mektup çok uzun ama son kısım nasıl bir tiple karşı karşıya olduğumuzu göstermek için yeter de artar bir içeriğe sahip.
Şöyle bitiyor mektup. "Eğer, bazılarının iddia ettiği gibi, bu okullarda herhangi bir dış ülkeden veya ülkemize düşman kuruluşlardan alınmış tek kuruşluk destek varsa, zaten hastalıklarla sonuna gelmiş hayatımı bizzat kendi ellerimle noktalarım. Bununla birlikte, devletimiz, zaten kendisinin olan bu okulları dilediği zaman devralabilir. Kaldı ki, bu okullar zaten devletimizin olduğu için, böyle bir devirden söz etmek bile abestir. Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama vazifesini deruhte etmiş şanlı ve kahraman ordumuzun seçkin ve şerefli bir mensubu ve Genel Kurmayımız’ın İkinci Başkanı olarak, ne zaman, nerede ve ne şekilde arzu buyurursanız bu okulları şereflendirebilir ve her türlü teftişi yapabilirsiniz. Böyle bir mektupla kıymetli vakitlerinizi işgal etme sû-i edebinde (edepsizliğinde) bulunduğum için tekrar özür diler, yeni yılda sıhhat ve afiyet dileklerimle birlikte, en derin saygılarımın kabûlünü arz ederim efendim."
Şimdi, bir bu üsluba bakın bir de Vitaliy Naumkin'e konuşan kişinin üslubuna...
İlkindeki devlet güzellemesine bakın bir, bir de röportajındaki devlete yönelik terörist suçlamasına.
Ne demek aslında bu?
FG, Müslümanların söz konusu oldu yerlerde azılı bir muhalif, Müslüman düşmanlarının olduğu yerde ise kendini paspas edercesine zebun...
Mavi Marmara'ya öfke kusup "Kara Marmara" derkenki yaklaşımla, "Otoriteden izin alınmalıydı" derkenki İsrail'i adeta kutsadığı yaklaşım, bu hakikat için verilebilecek hayli münasip bir örnek.
Hülasa:
Müslümanların anasından emdiği sütü burnundan getiren bir generale mektup yazarken tabir caiz ise mürailiğin dibini bulan bu şahıs, bugün Müslümanların medar-ı iftiharı olan bir zata olan husumetinden ötürü devlet için terörist deme cüretinde bulunabiliyor.
Kur'an, mü'minleri tanımlarken onların 'kafirlere karşı şedit ve onurlu, Müslümanlara karşı alçak gönüllü' (Maide 54), olduklarını beyan buyurur.
İsrail'den PKK'ya kadar İslâm ve memleket düşmanı ne kadar odak varsa hepsine karşı en içten muhabbetini bildiren ve onlarla iş tutmaktan zerre kadar kaçınmayan bir öznenin bu yaklaşımı, şüphesiz ki, şaşırtıcı değildir. İlginç olan, memleketi adeta tarumar eden bir terör örgütünün lideri konumundaki kimsenin, hiç sıkılmadan terörden söz etmesi.
Yoksa bu millet, kimin, nasıl bir tıynette olduğunu tüm çıplaklığı ile görüyor...
Bak şu konuşana Bak şu konuşana Reviewed by Habersizim on 13:39:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: