“Zıddı inkılabi”nin önde gideni: Ali Hamaney

İran siyasetinde iki kutup var: “Muhafazakârlar” (Statükocular) ve “Islahatçılar” (Reformistler).

Muhafazakârlar için “sağcı”, ıslahatçılar için “solcu” da deniyor. “Solcular”, 5 senedir ev hapsinde olan eski başbakan Mir Hüseyin Musevi’nin 2009’da başlattığı “Yeşil Hareketi” ne istinaden “Yeşiller” diye de anılıyor.

Islahatçılık veya “Islah Hareketi”, diktatörlüğe dönüşen devlet düzenini 1979 Devrimi’nin “hürriyet, adalet, halk iktidarı” şiarları çerçevesinde ıslah etme niyetine dayanıyor, dolayısıyla ‘rejimin aslına’ sadakati öngörüyor. Devrimin ilkeleri zaviyesinden baktığımızda diyebiliriz ki rejimin asıl savunucuları “ıslahatçılar” olup, “muhafazakârlar”ın davası yozlaşan rejimin yozluğunu muhafazadan ibarettir. Binaenaleyh, “ıslahatçılar” devrimci, “muhafazakârlar” karşı devrimci veya revizyonisttir. Bu manada “zıddı inkılabi” nin önde gideni de Ali Hamaney’dir. 1979 Devrimi’ni hazmedemeyenler, Şah’ı özleyenler, laik rejim isteyenler, Batılaşmaya can atanlar, hatta İslam’a ve Müslümanlara düşman nazarıyla bakanlar da “Belki buradan bize bir kapı açılır” ümidiyle ıslah hareketine yönelmiş olabilirler (ki öyledir), fakat bunlar ıslah hareketinin sevk ve idaresinde söz sahibi değiller. Irak’ta vaktiyle “Bedir Tugayları” vasıtasıyla ABD’nin Felluce gibi yerlerdeki Müslüman kıyımına tam destek veren ve şimdi de “Haşdi Şaabi” vasıtasıyla Sünnilerin camilerini yakan, Suriye’de İslam düşmanı Esed rejimi ve Rusya ile işbirliği halinde Müslüman ahaliyi ve İslami devrim gruplarını katliamdan geçiren, Mısır’da ABD ve İsrail’le omuz omuza İhvan-ı Müslimin’in kuyusunu kazan İranlı “muhafazakâr” devlet yöneticileri -başta statüko rehberi Hamaney- ile kıyaslandığında, ıslah hareketine bulaşan çamurun esamesi bile okunmaz.

İmdi: Statüko rehberi Ali Hamaney, ıslah hareketinin önde gelen simalarının 26 şubatta düzenlenmesi planlanan seçimlerde milletvekili adayı olmasını engelleyen Anayasayı Koruyucular Koneyi’nin veto kararlarına arka çıkarken sarf ettiği “Rejimi kabul etmeyenler sandığa gelsin, ama meclise girmesin” cümlesinde kendi diktatörlük rejiminden bahsediyorsa başımız gözümüz üstüne (!), ama 1979 Devrimi’nin öngördüğü rejimden bahsediyorsa “Humeyni’nin hüccetülislam unvanını taşıyan torununu bile hazmedemeyen bir rejim nasıl o rejim olabilir?” diye sormak lazım. Hasan Humeyni’nin adaylığı bile veto edildi; “Rejimi kabul etmeyenler sandığa gelsin, ama meclise girmesin” sözünün muhataplarından biri de bu zat.

Peki, bu zat ne etmiş de Hamaney cuntasının “rejim düşmanları” listesine girmiş? Humeyni’nin ölüm yıldönümü münasebetiyle düzenlenen bir merasimde Hamaney’in adamları Hasan Humeyni’yi “İmam’ın torunu sen değilsin, Hasan Nasrullah’tır!” diyerek protesto etmişlerdi; nedir bu öfkenin sebebi?

1989’da “Devrim 10 senede bir tek yürek bile kazanamadı” dediği için neredeyse linç edilen Muntazari’ye öfkenin sebebi ne idiyse o. Kibir. Taş kafalılık. Kendi kendini ululama hastalığı. Kendinden farklı düşünenlerin fikirlerini şirk gibi görme saplantısı. Tavsiyeye, nasihate, tenkide tahammülsüzlük.

Hasan Humeyni, Hamaney ve şürekasını fitil eden konuşmalarından bir tanesinde şöyle diyordu:
“Suç ve cezanın orantılı olması lazım. Diyelim ki 2 yıl hapis cezası hak eden birine 35 yıl hapis cezası verirseniz, suçlu mazlum duruma düşer. İşlenen suç da toplum nazarında suç olmaktan çıkar. Suçu toplumun kabul etmesi gerekir. Aksi halde, toplum kötü hareketler inatla yapmaya başlar ve zaten toplumdaki hareketlerin bir çoğu da bu inatla yapılan hareketlerdir. Özellikle toplumsal olaylarda hüküm verirken, daha dikkatli olmak gerekir. Hele hele gençler söz konusu olduğunda inatlaşma ve gençlik döneminin getirdiği gurur duygusunu dikkate almak gerekir. Bir takım bozuklukları ve yanlışları iyi anlatırsanız, toplum da bu yanlışları gidermek konusunda size yardımcı olur; fakat bunlar iyi anlatılmazsa ve toplum onu yanlış olarak görmezse ne kadar zorlasanız da sınırlasanız da netice almanız çok zordur. Uydu antenlerine getirilen yasak öyle bir inatlaşma furyasına yol açtı ki, yerden mantar biter gibi bütün binaların çatıları uydu antenleriyle doldu. Tüm kadınlara başörtüsü takma mecburiyeti, başı yarı açık uygulamasını doğurdu.”

Beğenilsin veya beğenilmesin, bunlar gayet mühim ve de ‘içeriden’ tesbitler. Buncağız tenkide dahî tahammül edemeyip kendi “hüccetülislam”ını bile sistem dışına iten Hamaney cuntasının Suriye konusunda “Halk tarafından seçilen Esed, kırmızı çizgimizdir. Suriye halkı kendi kararlarını kendi verir” derken (Bkz. Hamaney’in danışmanlarından Velayeti’nin ilgili açıklaması) nasıl bir seçimden bahsettiğini, halk iradesinden dem vururken nasıl bir oligarşik diktatörlüğü kast ettiğini şimdi daha iyi anlıyorsunuz, değil mi?
“Zıddı inkılabi”nin önde gideni: Ali Hamaney “Zıddı inkılabi”nin önde gideni: Ali Hamaney Reviewed by Habersizim on 10:53:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: