Yazıhane günlükleri: Bunun neresi Müstakil!

Vallahi de billahi de bıktım. Sürekli şikâyet etmekten usandım artık. Siz zannediyor musunuz ki ben “yazıhane günlükleri”ni ayıla bayıla yazıyorum. Tamam, herhalde ayık bir vaziyette yazıyorum; ama bayıldığım yok. Bilakis en sevmediğim şey bu günlükleri yazmak. Ben de isterdim yirmi sene önceki tatlı, güzel anılarımı anlatmayı bu köşede. Ama yirmi sene önce yoktum ortalıkta ne yapayım. Yirmi sene önce ortalıkta olsaydım bile kim şikayetlenecekti bugünlerde bu kadar? Yaa işte herkesin bir işi var azizim, kaçmak bize yakışmaz.

Bu sabah da aşk ve şevkle yazıhaneye gelmiş bulundum. Elimde on ikili çay bardağı setiyle üstelik. Patronlar çay istiyor, ama çay bardağı yok. Karton bardak var yalnızca, karton bardak da nedir? Eski çamlar bardak oldu derken bunu mu kast etti yani sevgili atalarımız? Hiç sanmıyorum. Bu patronlar da bi’ acaib. Hem çayı cam bardağa istiyorlar hem de sürekli karton bardak alıyorlar. Pintiler canım, başka bir şey değil. Neyse işte, sabah gelirken girdim markete -süper filan da değildi yani sadece bir marketti öylesine- on ikili çay bardağı seti aldım, kasaya geldim ve altı tane olduklarını fark ettim bardakların. Hiç adil değil. Meğer çay bardağı+çay tabağı on iki tane ediyormuş. Ne bileyim ben, elin bardakçısı bile aldatıyor beni. Hayata bak. Allah’tan şekerlik hediyeliydi de çok sorun etmedim.

Bizim yazıhane bir iş merkezinin -hayır iş hanı değil, burası modern bir semt, han filan yok, her yer merkez- altıncı katında, demiştim bunu daha önce de. Bugün bindim asansöre, bastım 6 yazan tuşa. Buraya kadar her şey normal, çıkıyoruz yukarı doğru. Sekizinci katta durdu, olsun dedim. İnerim iki kat aşağı, ne var. Ama ne yaparsam yapayım kapı açılmadı bir türlü. Bi’ beş dakika sonra da hızla aşağı inmeye başladı gavurunicadı. Aha dedim kesin düşüyoruz, bulduğum ilk yere tutundum. Ve ‘zonk!’ diye durduk eksi üçüncü -ne demekse!- katta. Kapı takdir edersiniz ki yine açılmadı, bi’ 10 dakika da orada durduk öylece. Telefon çekmiyor, asansörün alarmı da çalışmıyor. Bir an da tekrar yukarı çıkmaya başladık. Böyle iki üç defa daha indik çıktık, asansör iyice sıyırdı. Ne kadar inip çıksak da sürekli 6. katı göstermeye başladı ekranda. En son bir yerde durduk, telefon da çekmeye başlayınca hemen yazıhaneden Tuba ablayı aradım, beni kurtarsınlar diye. Açmadı telefonu, aldırmadım. Editörümüz Mehtap Güneş’i aradım akabinde bu yanlışı da düzeltsin diye. Var olsun o ortalığı ayağa kaldırdı da görevliler filan yarım saate kurtardılar beni o hücreden. Eksi üçüncü katta kurtulmuş bulundum tabi, 9 kat çıktım yine.

Bu şartlar altında çalışamam diyecektim yukarı çıktığımda da, nefesim kesilmişti. Şart filan da yok zaten ortada. Neyse ki künyede ismim yazıyor, buna dayanacağım. “dişlerim kamaşıyor yıldızlardan / buna da”.

Ayşe Beyza Çiçek
aysebeyzacicek@hotmail.com
Yazıhane günlükleri: Bunun neresi Müstakil! Yazıhane günlükleri: Bunun neresi Müstakil! Reviewed by Habersizim on 12:09:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: