“Suriyeli Müslümanlara karşı Mari Antuvanet gibi davranmak” da var, Kemal Öztürk’ün dediği gibi -ki Batılılar (yine) öyle yapıyor, ama Suriyelilerle beraber ümmetin istikbali için çalışmak da var. Türkiye’ye gelen Suriyeliler arasında namaz yönünden, yaşantı yönünden, uyarılması gereken, Müslüman kardeşlerimiz de var. Ama bu konuda, kendi akrabalarımız dan da, gevşek davranan, namazlarını ıskalayan veya çok hızlı kılıp da, namazının bereketini bulmayanlar da var. İstanbul’da Perşembe akşamları salâ okunması, bu kardeşlerimizin uyanmasına vesile olacak mı? diye sormak da bu sebeple, herhalde ayıp olmaz. Bu soruyu sorunca büyüklerimiz kızmaz herhalde. Günde beş defa okunan ezanı duyamayan ve beş vakit namazını kılamayan nüfusumuzun yüzde yetmişi, Perşembe akşamı okunan sala ile namaza başlayacak mı ? Başlayacaksa, sadece Perşembe akşamı değil, her akşam sala verilsin.
YÜZDE YETMİŞİN YÜZDE YETMİŞİ
“Olsun efendim, salâ okunsun” demek, Türkiye ve İslâm dünyası için en önemli problem olan, “beş vakit namaz” işi üzerinde yoğunlaşmayı azaltabilir. Geçen sonbaharda, Ahmet Bulut’tan naklettiğimiz gerçeği bir kez daha görelim: “Türkiye’de beş vakit namaz kılanların oranı, en iyimser tahminlere göre yüzde otuzu geçmiyor. (Yani büyük Türk milletinin yüzde yetmişi, beş vakit namaz kılmıyor.) Bu yüzde yetmişin de yüzde yetmişi sabah namazına kalkmıyor.” Ekim (2015) ayının ilk günlerinde, Siirt Üniversitesi’nde Ensar Vakfı’nın düzenlediği konferansta yaptığı konuşmadan, Ahmet Bulut’un) Sabah namazını güneş doğmadan kılanlar, nüfusun ancak yüzde onunu oluşturuyorsa, bizim başımızdan dış ve iç belalar eksik olmayacak demektir.
SURİYE’DEKİ KÖPEK MESELESİ
İşte o nedenle, Suriye konusunda: “Bizim Suriye’de kavgaya tutuşmuş köpeğimiz yok” diyen, yani “Suriye bizi hiç alakadar etmiyor”, diyen, (Cumhuriyetçi) Ted Cruz’un ve zaten bu işlere kayıtsız olan (Demokrat) Hillary Clinton’un ilk sırada çıktıkları, ABD 1 Şubat önseçimlerinden sonra, işin yine bizde biteceği, bir kez daha ortaya çıkmış olmuyor mu? Televizyonlarının başından ayrılamayan, namazını hızla kılan, o hızla tekrar televizyonun veya bilgisayarın başına geçen ümmet olarak, şu ana kadar yaptığımız hataların cezasının bir an evvel bitmesi için, affı İlâhiye nâil olmak için, yaptıklarımızın tersini yapmak, televizyonu kapatıp, namazı uzun uzun kılmaktan başka çaremiz var mı ?
6 MİLYON KÖYLERDE 72 MİLYON KENTLERDE
2014’de 225 bin kişi azalmış, köy ve beldelerdeki nüfus. 2015’te de 195 bin kişi daha azalmış, köy ve beldelerdeki nüfus. Toplam, 6 milyon 200 bin kişi kalmış, köy ve beldelerde. Gerçi kent nüfusundan sayılan ilçelerdeki nüfus içinde de ziraatla uğraşanlar var. Ama köyde oturup da, emekli maaşıyla geçinip, tarımla hiç uğraşmayanlar da var. Bu emeklilerin köylerde oturması, bir yönüyle iyi. Hem şehrin nüfusu çoğalmamış oluyor. Mesela, şehirlerdeki toplu ulaşım araçlarında ne kadar az insan olursa, o kadar iyi olur, şehirde çalışanlar/yaşayanlar açısından. Hem de bu yaşlı insanlar, tecrübelerini, genç ve orta yaşlı köylülere aktarmış olurlar. Bir zamanlar, köylerdeki nüfus, toplam nüfusun yarısından fazla iken, Demirel: “Köylerdeki nüfusu azaltmamız lazım” diyordu. Azalttık, ama bunun bir yığın ekonomik, siyasal ve toplumsal problemleri doğurduğu da, sonradan ortaya çıktı. Türkiye’yi ne kadar kısır görüşlü insanların yönettiği, şimdi daha iyi anlaşılıyor mu ? İkamet ettiğimiz büyük şehire bağlı ilçe belediyeleri, iki yıldır, köyleri çamurdan kurtararak ve köylere tertemiz yollar ve kaldırımlar döşeyerek, köy nüfusunu köyde tutmak ve hatta kentten köye geri dönüşü sağlamak için uğraşıyorlar. Herhalde bunda inşaAllah başarılı da olacaklar.
41 MİLYON TURİSTİN GIDASININ DA ÜRETİLMESİ GEREKİYOR
Geçen yıl Türkiye’ye gelen 41 milyon turist de, bir hafta da kalsa, on gün de kalsa, sonuçta bu ülkenin ekmeğini, sebzesini, etini yiyor. Yani tarım üretiminde, 79 milyon nüfusun yanında, turistleri de besleyecek ve onlardan da artarsa, ihraç edecek bir üretim düzeyine erişilmesi gerekiyor. 2014 yılına kadar Ak Parti’yi öven, 2014’de Sabah Gazetesi’nden ayrılıp da, hanımı Neşe Düzel’in çalıştığı Taraf’a geçince de, tam tersini yapan Süleyman Yaşar, iki yıldır hep bu konuyu işliyor ve “AKP iktidara geldiğinde nüfus 67 milyondu. Buğday üretimi 19,5 milyon tondu. Nüfus şimdi on milyon arttı, ama buğday üretimi artmadı. AKP hükümetleri; ekonominin kaynaklarını lüks AVM, lüks konut, lüks otomobile yatırdı. Elbette, kaynaklar lüks tüketime gidince GAP ve Konya Ovası Sulaması projeleri bitirilemedi. Dolayısıyla tarım ve gıda üretimi yeterince artırılamadı. Hâlbuki sadece GAP bu ülkenin toplam tarım üretimini üç kat artıracak bir proje olarak biliniyor” diyor.
AVM’LERİ İKTİDAR MI YAPTI ?
Halbuki AVM’leri ve lüks konutları hükümetin yapmadığını, TOKİ’nin çok az lüks konut yapsa bile, bunları hemen ve kârla satarak, kendisine gelir kaydettiğini, Süleyman Yaşar herhalde biliyordur. Buğday üretiminin azalmasının esas nedeni, herhalde sadece Doğuda değil, Batı illerinde de, köylerin boşalmasıdır. Bu da hükümetle doğrudan alakalı bir sorun değil, insanların kendi tercihidir. Zorla “sen köyde otur da, millet için üretim yap” denilemez, kimseye herhalde. Ama şimdi, teşvik tedbirleriyle, ziraat özendiriliyor. Süleyman Yaşar’ın yine: “buğdayda 1988’deki 20,5 milyon tonluk üretimin de gerisindeyiz” demesi de doğru. Doğru, ama bu da insanların, istediği yere yerleşmekte özgür olmasından kaynaklanıyor. Şehirlere akın, ister istemez, bazı tarım ürünlerinde azalmaya neden oluyor. Ama “bazı tarım ürünlerinde”. Hepsinde değil. Petrolün varili son yıllarda 100 dolardan 30 dolara düştüğü için, dünyada gıda fiyatları da yüzde yirmiye yakın gerilemiş. Biz de de, bahar gelmeden, tarımla uğraşanların girdi maliyetlerinin azaltılması için, hükümet ve tarımla ilgili kuruluşların, herhalde şimdiden kafa yorması gerekiyor.
YÜZDE YETMİŞİN YÜZDE YETMİŞİ
“Olsun efendim, salâ okunsun” demek, Türkiye ve İslâm dünyası için en önemli problem olan, “beş vakit namaz” işi üzerinde yoğunlaşmayı azaltabilir. Geçen sonbaharda, Ahmet Bulut’tan naklettiğimiz gerçeği bir kez daha görelim: “Türkiye’de beş vakit namaz kılanların oranı, en iyimser tahminlere göre yüzde otuzu geçmiyor. (Yani büyük Türk milletinin yüzde yetmişi, beş vakit namaz kılmıyor.) Bu yüzde yetmişin de yüzde yetmişi sabah namazına kalkmıyor.” Ekim (2015) ayının ilk günlerinde, Siirt Üniversitesi’nde Ensar Vakfı’nın düzenlediği konferansta yaptığı konuşmadan, Ahmet Bulut’un) Sabah namazını güneş doğmadan kılanlar, nüfusun ancak yüzde onunu oluşturuyorsa, bizim başımızdan dış ve iç belalar eksik olmayacak demektir.
SURİYE’DEKİ KÖPEK MESELESİ
İşte o nedenle, Suriye konusunda: “Bizim Suriye’de kavgaya tutuşmuş köpeğimiz yok” diyen, yani “Suriye bizi hiç alakadar etmiyor”, diyen, (Cumhuriyetçi) Ted Cruz’un ve zaten bu işlere kayıtsız olan (Demokrat) Hillary Clinton’un ilk sırada çıktıkları, ABD 1 Şubat önseçimlerinden sonra, işin yine bizde biteceği, bir kez daha ortaya çıkmış olmuyor mu? Televizyonlarının başından ayrılamayan, namazını hızla kılan, o hızla tekrar televizyonun veya bilgisayarın başına geçen ümmet olarak, şu ana kadar yaptığımız hataların cezasının bir an evvel bitmesi için, affı İlâhiye nâil olmak için, yaptıklarımızın tersini yapmak, televizyonu kapatıp, namazı uzun uzun kılmaktan başka çaremiz var mı ?
6 MİLYON KÖYLERDE 72 MİLYON KENTLERDE
2014’de 225 bin kişi azalmış, köy ve beldelerdeki nüfus. 2015’te de 195 bin kişi daha azalmış, köy ve beldelerdeki nüfus. Toplam, 6 milyon 200 bin kişi kalmış, köy ve beldelerde. Gerçi kent nüfusundan sayılan ilçelerdeki nüfus içinde de ziraatla uğraşanlar var. Ama köyde oturup da, emekli maaşıyla geçinip, tarımla hiç uğraşmayanlar da var. Bu emeklilerin köylerde oturması, bir yönüyle iyi. Hem şehrin nüfusu çoğalmamış oluyor. Mesela, şehirlerdeki toplu ulaşım araçlarında ne kadar az insan olursa, o kadar iyi olur, şehirde çalışanlar/yaşayanlar açısından. Hem de bu yaşlı insanlar, tecrübelerini, genç ve orta yaşlı köylülere aktarmış olurlar. Bir zamanlar, köylerdeki nüfus, toplam nüfusun yarısından fazla iken, Demirel: “Köylerdeki nüfusu azaltmamız lazım” diyordu. Azalttık, ama bunun bir yığın ekonomik, siyasal ve toplumsal problemleri doğurduğu da, sonradan ortaya çıktı. Türkiye’yi ne kadar kısır görüşlü insanların yönettiği, şimdi daha iyi anlaşılıyor mu ? İkamet ettiğimiz büyük şehire bağlı ilçe belediyeleri, iki yıldır, köyleri çamurdan kurtararak ve köylere tertemiz yollar ve kaldırımlar döşeyerek, köy nüfusunu köyde tutmak ve hatta kentten köye geri dönüşü sağlamak için uğraşıyorlar. Herhalde bunda inşaAllah başarılı da olacaklar.
41 MİLYON TURİSTİN GIDASININ DA ÜRETİLMESİ GEREKİYOR
Geçen yıl Türkiye’ye gelen 41 milyon turist de, bir hafta da kalsa, on gün de kalsa, sonuçta bu ülkenin ekmeğini, sebzesini, etini yiyor. Yani tarım üretiminde, 79 milyon nüfusun yanında, turistleri de besleyecek ve onlardan da artarsa, ihraç edecek bir üretim düzeyine erişilmesi gerekiyor. 2014 yılına kadar Ak Parti’yi öven, 2014’de Sabah Gazetesi’nden ayrılıp da, hanımı Neşe Düzel’in çalıştığı Taraf’a geçince de, tam tersini yapan Süleyman Yaşar, iki yıldır hep bu konuyu işliyor ve “AKP iktidara geldiğinde nüfus 67 milyondu. Buğday üretimi 19,5 milyon tondu. Nüfus şimdi on milyon arttı, ama buğday üretimi artmadı. AKP hükümetleri; ekonominin kaynaklarını lüks AVM, lüks konut, lüks otomobile yatırdı. Elbette, kaynaklar lüks tüketime gidince GAP ve Konya Ovası Sulaması projeleri bitirilemedi. Dolayısıyla tarım ve gıda üretimi yeterince artırılamadı. Hâlbuki sadece GAP bu ülkenin toplam tarım üretimini üç kat artıracak bir proje olarak biliniyor” diyor.
AVM’LERİ İKTİDAR MI YAPTI ?
Halbuki AVM’leri ve lüks konutları hükümetin yapmadığını, TOKİ’nin çok az lüks konut yapsa bile, bunları hemen ve kârla satarak, kendisine gelir kaydettiğini, Süleyman Yaşar herhalde biliyordur. Buğday üretiminin azalmasının esas nedeni, herhalde sadece Doğuda değil, Batı illerinde de, köylerin boşalmasıdır. Bu da hükümetle doğrudan alakalı bir sorun değil, insanların kendi tercihidir. Zorla “sen köyde otur da, millet için üretim yap” denilemez, kimseye herhalde. Ama şimdi, teşvik tedbirleriyle, ziraat özendiriliyor. Süleyman Yaşar’ın yine: “buğdayda 1988’deki 20,5 milyon tonluk üretimin de gerisindeyiz” demesi de doğru. Doğru, ama bu da insanların, istediği yere yerleşmekte özgür olmasından kaynaklanıyor. Şehirlere akın, ister istemez, bazı tarım ürünlerinde azalmaya neden oluyor. Ama “bazı tarım ürünlerinde”. Hepsinde değil. Petrolün varili son yıllarda 100 dolardan 30 dolara düştüğü için, dünyada gıda fiyatları da yüzde yirmiye yakın gerilemiş. Biz de de, bahar gelmeden, tarımla uğraşanların girdi maliyetlerinin azaltılması için, hükümet ve tarımla ilgili kuruluşların, herhalde şimdiden kafa yorması gerekiyor.
“Kavga eden köpeğimiz yok, bizim”
Reviewed by Habersizim
on
13:04:00
Rating:

Hiç yorum yok: