"İslam'da reform": Dayatma bir talep

Dünya üzerinde yaşanan elim hadiselerin İslam dininin hanesine yazılmalarına bağlı olarak dinde reform talepleri de o denli hararet kazanıyor. Belli başlı ve ekseriyetle batı menşeli bazı bilimsel kulvarlarda bu talep onyıllardır dile getirilse de gayri müslim avamı nas'ın gündemine çoğunlukla terör olayları, Müslüman nüfuslu bazı coğrafyalarda tatbik edilen ölüm cezaları gibi konularla giriyor. Bu gündemlerden biri de son yazımızda işaret ettiğimiz (19 Ocak 2016) Köln olayları akabinde tartışılan "Müslümanların kadına bakış açısı" temalı temcit pilavı. Bu gibi durumlarda Avrupalı Müslümanlar "aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık" deyimini anımsatan bir ikileme sıkışıyorlar. Toplumsal beklenti Müslümanlara "şu terör olayını kınayın, hadi şurada patlayan bombadan beri olduğunuzu bildirin" şeklinde bir baskı ortamı oluşturuyor. Müslümanların iman gereği reddettikleri bir terör eylemini basın açıklamalarıyla kınamaları sadece malumun ilamı olmaktan ibaret. İslam ile bir yakınlığı olmayan terör ile Müslümanların arasına mesafe koyması gerektiği gibi bir paradoks talep de cabası. ABD’nin ortadoğuda "yanlışlıkla" bomba isabet ettirdiği sivil köyler için Hristiyanlık adına Vatikan'dan bir bildiri okumadık bugüne kadar.

"DİN DEĞİŞTİRMEYİN, DİNİNİZİ DÖNÜŞTÜRÜN"
Kınama gereksiniminden sonra gelen adım, reform talepleri. "Kuran'da bulunan sorunlu ayetler" tabiri bu bağlamda sıkça kullanılır mesela. Bu söylemin satır aralarında saklı olan mesaj, mezkur ayetlerin ve birtakım dinî öğretilerin Müslümanlar tarafından reddedilmesi gerektiği kanısını empoze ediyor. Bu satırlarda kalem oynatmak suretiyle çok değerli Prof. Dr. Mustafa Öztürk hocamızın ızdırabını çektiği "dingonun ahırı haline dönüşmüş olan İlahiyat alanı" hakkında ehil olmadığım halde ahkam keserek ilahiyatın daha fazla ayağa düşmesine katkıda bulunmak istemiyorum. Herhangi bir ayetin nasıl anlaşılması gerektiği hususunu haddimi bilerek değerli hocalarımıza tevdi etmekle beraber anlatmak istediğim hususu şöyle açıklayabilirim: "Sorunlu ayet" tabirini bir Müslüman ferasetiyle elimin tersiyle itiyorum! Bu tabirin “gavurca” olduğunu savunuyor, Türkçe karşılığının tam olarak “dininize sadakatten vazgeçin” olduğunu beyan ediyorum! (Gazetemizim devamlı okuyucuları bilir, sevgili Ertuğrul Fındık ağabeye Gavurca-Türkçe sözlük ile oluşturduğu lisanî hassasiyet için teşekkürlerimi sunuyorum bu fırsatla.) Bu mesele aslında İslam’a karşı yöneltilen oryantalist taarruzun tipik bir örneği. Taarruz derken bazı yerli islamî çevrelerin hoşuna gitmeyen bir fikri savunan diğer bazı hocalarımıza karşı yönelttikleri "Oryantalizmin yerli temsilcileri Ehl-I Sünnet’e karşı taarruza geçtiler" gibi sözde itham ama özde terane ve iftiraları kastetmiyorum elbette. Çünkü çoğu zaman sahih Ehl-i Sünnet itikadımıza oryantalist veya modernist diye adlandırılan düşünürlerimizin değil, onları adeta düşman ilan edenlerin zarar verdiği aşikar. Düşüncenin önüne set vurabileceğini zannedecek kadar cüretkar, üniversitelerde filozofların susturulması gerektiğini dile getirecek kadar sığ, Ehl-i Sünnet kavramının verdiği korunaklılığın arkasına saklanarak saldırıya geçecek kadar da sinsi bu çevrelerin topa tuttukları ilim adamlarımız sayesinde bugün coğrafyamızda dinî düşünce ve araştırmanın terakkisinden bahsedebiliyoruz. Kastettiğim oryantalist taarruz, saf ve duru bir şekilde İslam düşmanlığı güden insanların dinimizi tahrif yoluyla Müslümanları kendilerine benzetme çabaları. Bu kişilere “süzme islamofob” da diyebiliriz bence. Komplo teorisyeni gibi konuşmaktan kaçınmak ve daha somut olmak gerekirse, "İslam modern dünyanın gereksinimlerine ters bir dindir ve acilen ıslah edilmelidir" cümlesinin altına imzasını atacak olan herkesi kastediyorum. Almanya özelinde bu gruba "Leitkultur" sloganı altında Müslümanların hristiyan-yahudi kültürüne entegresini (aslında bu kültürü tamamen içselleştirip asimile olmalarını) talep eden partiler ve siyasetçilerin girdiği kadar bir takım feminist çevreler, aşırı sağ hareketler, Müslümanları kötülemek için her fırsatı değerlendiren bazı sosyalist, PKK’lı ve Kemalist grupları da bu kümeye dahil edebiliriz.

AVRUPALI MÜSLÜMANLARIN ÖZGÜVENİ
Bu gibi baskılara maruz kalan Avrupalı Müslümanlara düşen görev, her fırsatta inanç esaslarını tanımlama yetkisinin kendilerinde olduğunun altını çizmek ve apolojiye düşmemek. Maalesef bazen birtakım sorularla karşılaştığımızda mahcubiyete varan tavırlar sergilememiz ve sanki "en hümanist, pür sevgi pıtırcığı bir dine mensup insanlar" izlenimini vermek zorunda olduğumuz yanılgısına kapılabiliyoruz. Bu durumlarda ayetlerde geçen kelimelere 1400 yıllık İslam geleneğinde verilmeyen "hafif, kabul edilebilir" manalar yükleyerek dinimizi daha sevecen gösterme gayretine, ama aslında tahrifine düştüğümüz oluyor.

Elhamdülillah İslam dininin izzetinden beslenerek bu hataya düşmeyen büyüklerimiz ve gençlerimiz olduğu gibi, temsil ettiği prensipler ve olaylar karşısında edindiği tavırları ile özgüvenli duruş sergileyen dinî kuruluşlar ımız var. Müslümanlara yöneltilen taleplerin her defasında daha fazla taviz gerektirdiğinin fark ına varıldı. Bu gidişhatla birlikte edilgenlikten kurtulma yolunda ciddi adımlar sözkonusu. Devlet münasebetlerinde kararlılıkla hareket ederek kendi doğrularını savunma özgüveni Avrupalı Müslümanların ciddi birer aktör olmalarını sağlıyor. Dinî öğretilerimizin sahihliği ve sıhhati ve bilhassa geçerlilik kapsamı (zaman ve mekan) hususunda bırakın “karar” vermeyi, talepte bulunma ve tartışma yetkisi dahi yalnızca Müslümanlara aittir. Bu yetki alanına etki etme amacıyla dışardan uzatılan ellere karşı uyanık olmak gerekiyor. Doğunun daima hedef olması, şarkiyatçılığın karşısında bir garbiyatçılıktan bahsedemiyor oluşumuz bu hususta henüz sönük kaldığımızı işaret ediyor. Ancak uyanma ve farkındalıktan sonra diriliş ve aksiyon evresinin geleceğini hatırlamak suretiyle ümitvar olmaya ve çalışmaya devam biiznillah.

Mehmet Eren
mehmeteren@gmx.de
"İslam'da reform": Dayatma bir talep "İslam'da reform": Dayatma bir talep Reviewed by Habersizim on 13:44:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: