İnkılap tarihi veya daha yeni bir deyişle Cumhuriyet tarihi bazı tarihi olayların öğretilmesinden çok faşist öğretilerinin yeni kuşaklara aktarılmasına yarayan bir cenderedir. Faşizmin terminolojisi ile ifade etmek gerekirse, tam ve eksiksiz bir indoktrinasyon gayretidir. Bu çabanın zirvesi olan Andımız rezaletini, Andımız yalanlarını okullardan kaldırmanın şerefini taşıyan Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcı Bey’den özgür beyinler yetiştirmek için daha gayretli adımlar atmasını beklemek en doğal hakkımız. Kariyeri ve sahip olduğu niteliklere de gerçekten bu yakışır.
Dördüncü sınıfa gidiyordum. İsmimizin Ahmet, Mehmet olmasını veya camilerimizde ezan okunmasını yeni cumhuriyetimize bağlamayı pek seven öğretmenimiz Kamal Atatürk olmasaydı, dördüncü sınıfa geldiğimizde ancak fişlere geçebileceğimizi söylemişti. Biz de o zaman için bunu yedik. Lise son sınıfta idim. Bir haftada Kuran harflerini öğrendim. Bir haftada da tecvide başladım. Gene de Osmanlıca ve eski harfler konusunda tereddütlerim vardı.
Edebiyat fakültesinden tanıdığım. 7 dil bilen, ama doktora tezi yazmak zahmetine bile katlanmayan Mehmet Hoca’nın kontrolünde bir saat, evet sadece bir saat çalıştık. Artık Osmanlıca matbaa harflerini okuyabiliyordum. Bir gayretle Mehmet Rauf’un Eylül romanının eski harflerle basılmış halini okuyup bitirdim. Bu derece aptal yerine konmak çok ağrıma gitmişti. Doğrusu hala da gidiyor. Kamalistler asla rakam konuşmazlar, konuşamazlar, çünkü zırva tevil götürmez.
Harf inkılabı yapılırken 10 yıl içerisinde herkesin okuryazar hale gelmesi bekleniyordu. Beceremediler. Zaten neyi becerdiler ki? 1950 yılında okuryazar oranı inkılap öncesi orana bile ulaşamamıştı. Bu yalanlardan birisi de harf inkılabı sayesinde Türkçenin okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi de okunan bir dil haline geldiğidir. Bir dilbilimci olarak bu ahmaklığın neresini düzeltmeli, çünkü her dil, ama istisnasız her dil yazıldığı gibi okunur veya okunduğu gibi yazılır. Ya da tam tersi hiçbir dil okunduğu gibi yazılmaz, yazıldığı gibi de okunmaz Nasıl görmek istediğinize bağlı.
Bir dilin tüm seslerini yazıya dökemezsiniz. Dökmek istesiniz Türkçede yaklaşık 50-55 civarında harf kullanmanız gerekir. Üstelik bu da yetmez, aynı gazeteyi İzmir’de başka, Rize’de başka bir hurufatla basmanız gerekir. Hiçbir yayıncı bunu göze alamaz. Yayıncıyı bırakın, hiçbir yazar da aynı yazıyı 7 bölge için 7 ayrı söyleyişle kaleme almak istemez. Tabii doğabilecek tartışmalar da cabası. Karadenizli vatandaş, İngiliz’i yolda çevirmiş ve sormuş. One yazıp van okuyorsunuz, ama bunun bir demek olduğunu nasıl anlıyorsunuz. Bu sözcük tam bir istisnadır. Her dil kendi mantığı içerisinde doğru okunur ve yazılır. Yani harf inkılabı ile inkılapçı kadronun okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunduğu bir alfabe icat ettiği, dünyada bir ilke imza attığı baştan ayağı yalandır.
Doğru olan, haklarının teslim edilmesi gereken tekbir nokta vardır. Türkçede grafem, yani birden fazla harfle yazılan tekli ses bulunmaz. Örneğin herkes İngilizcede “ş” sesinin “sh” harf ikilemesi ile yazıldığını bilir. Almancada ise “ç” sesini ifade etmek için tam 4 harfin kombinasyonu kullanılır. Çek Cumhuriyeti Almancada “TschechischeRepublik” şeklinde yazılır. Çok mu önemli? Pek değil. Hele ödenmesi gereken bedel düşünüldüğünde, çok yüksek bile sayılabilir.
İnkılap tarihi dersleri kapsamında bize yutturulan dolmalar o kadar fazladır ki bu diğerlerinin yanında küçük bir yalan bile sayılabilir, ancak bir kişinin yalan söylediğini keşfettiğinizde doğru söylediklerine bile inanasınız kalmaz. İşte cumhuriyet ideologlarının bizi düşürdükleri acıklı durum budur. Üstelik bunun çıkışı da yoktur. Ya zekânıza kilit vurursunuz, ya da size söylenen her şeyi kuşkuyla karşılarsanız. Rabbim, içimizdeki ahmakların cezasının bedelini bizlere de ödetmesin.
Dördüncü sınıfa gidiyordum. İsmimizin Ahmet, Mehmet olmasını veya camilerimizde ezan okunmasını yeni cumhuriyetimize bağlamayı pek seven öğretmenimiz Kamal Atatürk olmasaydı, dördüncü sınıfa geldiğimizde ancak fişlere geçebileceğimizi söylemişti. Biz de o zaman için bunu yedik. Lise son sınıfta idim. Bir haftada Kuran harflerini öğrendim. Bir haftada da tecvide başladım. Gene de Osmanlıca ve eski harfler konusunda tereddütlerim vardı.
Edebiyat fakültesinden tanıdığım. 7 dil bilen, ama doktora tezi yazmak zahmetine bile katlanmayan Mehmet Hoca’nın kontrolünde bir saat, evet sadece bir saat çalıştık. Artık Osmanlıca matbaa harflerini okuyabiliyordum. Bir gayretle Mehmet Rauf’un Eylül romanının eski harflerle basılmış halini okuyup bitirdim. Bu derece aptal yerine konmak çok ağrıma gitmişti. Doğrusu hala da gidiyor. Kamalistler asla rakam konuşmazlar, konuşamazlar, çünkü zırva tevil götürmez.
Harf inkılabı yapılırken 10 yıl içerisinde herkesin okuryazar hale gelmesi bekleniyordu. Beceremediler. Zaten neyi becerdiler ki? 1950 yılında okuryazar oranı inkılap öncesi orana bile ulaşamamıştı. Bu yalanlardan birisi de harf inkılabı sayesinde Türkçenin okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi de okunan bir dil haline geldiğidir. Bir dilbilimci olarak bu ahmaklığın neresini düzeltmeli, çünkü her dil, ama istisnasız her dil yazıldığı gibi okunur veya okunduğu gibi yazılır. Ya da tam tersi hiçbir dil okunduğu gibi yazılmaz, yazıldığı gibi de okunmaz Nasıl görmek istediğinize bağlı.
Bir dilin tüm seslerini yazıya dökemezsiniz. Dökmek istesiniz Türkçede yaklaşık 50-55 civarında harf kullanmanız gerekir. Üstelik bu da yetmez, aynı gazeteyi İzmir’de başka, Rize’de başka bir hurufatla basmanız gerekir. Hiçbir yayıncı bunu göze alamaz. Yayıncıyı bırakın, hiçbir yazar da aynı yazıyı 7 bölge için 7 ayrı söyleyişle kaleme almak istemez. Tabii doğabilecek tartışmalar da cabası. Karadenizli vatandaş, İngiliz’i yolda çevirmiş ve sormuş. One yazıp van okuyorsunuz, ama bunun bir demek olduğunu nasıl anlıyorsunuz. Bu sözcük tam bir istisnadır. Her dil kendi mantığı içerisinde doğru okunur ve yazılır. Yani harf inkılabı ile inkılapçı kadronun okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunduğu bir alfabe icat ettiği, dünyada bir ilke imza attığı baştan ayağı yalandır.
Doğru olan, haklarının teslim edilmesi gereken tekbir nokta vardır. Türkçede grafem, yani birden fazla harfle yazılan tekli ses bulunmaz. Örneğin herkes İngilizcede “ş” sesinin “sh” harf ikilemesi ile yazıldığını bilir. Almancada ise “ç” sesini ifade etmek için tam 4 harfin kombinasyonu kullanılır. Çek Cumhuriyeti Almancada “TschechischeRepublik” şeklinde yazılır. Çok mu önemli? Pek değil. Hele ödenmesi gereken bedel düşünüldüğünde, çok yüksek bile sayılabilir.
İnkılap tarihi dersleri kapsamında bize yutturulan dolmalar o kadar fazladır ki bu diğerlerinin yanında küçük bir yalan bile sayılabilir, ancak bir kişinin yalan söylediğini keşfettiğinizde doğru söylediklerine bile inanasınız kalmaz. İşte cumhuriyet ideologlarının bizi düşürdükleri acıklı durum budur. Üstelik bunun çıkışı da yoktur. Ya zekânıza kilit vurursunuz, ya da size söylenen her şeyi kuşkuyla karşılarsanız. Rabbim, içimizdeki ahmakların cezasının bedelini bizlere de ödetmesin.
Hangisini düzeltmeli?
Reviewed by Habersizim
on
09:30:00
Rating:

Hiç yorum yok: