Türkiye’nin bir yazar açısından adeta bir konu cenneti olduğu söylenir durur.
Gerçekten öyle.
Norveç’in bütün bir tarihi boyunca yaşadığı hareketlilik, bizde bir haftada olup bitiyor.
İşte bu duruma dair birkaç gecikmiş not...
Birincisi:
CHP içerisinde Atatürk posteri konulu bir tartışma yaşanıyor.
Milletvekillerinden birisinin, bahse konu posteri indirdiğini iddia eden Aylin Nazlıaka, kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edilmiş.
Özellikle sosyal medyada ve kimi gazete köşelerinde, “bizim cenahtan” (?) insanların adeta sevinç çığlığı atarcasına bu hadiseyle ilgilendiklerine şahit olduk.
Subhanallah!
Ya hu bize ne bundan?
Konu, kurucu genel başkanları Atatürk... Posterini asarlar yahut indirirler, bu bizi niye ilgilendiriyor?
Aylin Nazlıaka’nın “rezidans” skandalıyla ilgili bir şeyler söylense anlayacağım da, bu hususu bir türlü anlayamıyorum doğrusu.
Hele posteri indirdiği iddia edilen milletvekilini, adeta parti yönetimine ihbar ederek, bu gelişme üzerinden CHP ve Kılıçdaroğlu’na eleştiri getirenler çok daha enteresan!
Bunların neye hizmet ettiklerini anlayan varsa beri gelsin.
İnsanın; “Posteri ve sahibini çok seviyorsanız, CHP’ye gidin” diyesi geliyor.
Allah akıl fikir versin...
İkincisi:
Bundan iki hafta önce Mustafa Koç vefat etti, malum.
Koç ailesine hangi gözle baktığımı ve benim için ifade ettiği anlamı geçmişte çok kereler yazdım. Bu ölüm vesilesiyle tekrarına gerek görmüyorum, o bahsi diğer...
Ama şu husus çok manidar.
Yapılan açıklamalar ve yazılan yazılar sonunda şunu gördüm.
Mustafa Koç’un ölümü vesilesiyle hiç bilmediğimiz ya da fakında olmadığımız bir gerçekle tanıştık. Meğer bizim camiada Koç, tahmin edilenden çok daha fazla seviliyormuş.
İşin trajik tarafı, bugünlerde çok bariz biçimde arz-ı endam eden klikleşmeler üzerinden birbirlerine acımasızca ateş edenlerin, Koç’a gösterdikleri şefkatin onda birini bile, daha dün birlikte yürüdükleri insanlardan esirgemeleri...
Allah ıslah etsin...
Üçüncüsü:
Bu, dışarıdan bir not.
Paralel ihanet çetesinin meşhur ‘Abant Platformu”ndan...
Ne kadar azılı AK Parti ve Erdoğan düşmanı varsa toplamışlar Abant’a.
Beleşe hayli meftun Türkiye aydını (?!) için de bulunmaz bir fırsata dönüşmüş bu platform.
Hem bedavadan yiyip-içip eğlenecekler hem de, ağızlarını doldura doldura küfredecekler.
Nasıl denir, ballı börek adeta.
Nitekim, yayımladıkları bildiri ile nefretlerini kusmuşlar.
Sonuçta, Türkiye düşmanlığı olarak nitelendirilebilecek bir metnin altına imza atmış olsalar da, gayzlarını ifade edecek bir vasat bulmuş olmak, yeterince mutlu etmiş görünüyor katılımcıları.
Başta Diyarbekir olmak üzere PKK’nın muhasara altında tuttuğu yerlerdeki terörden bahisle, doğrudan devleti hedef alan bildiri metni, ne tuhaftır ki, terör örgütünün tek kelimeyle bile adının geçmediği bir itirafname hükmünde.
Açıkça; “Biz, ülkeye ve millete ihanet pahasına bu hükümete düşmanız ve dolayısıyla hükümetle savaşan terör örgütü, bizim canımız, ciğerimizdir!” diyorlar.
Allah, müstahaklarını versin!..
Gerçekten öyle.
Norveç’in bütün bir tarihi boyunca yaşadığı hareketlilik, bizde bir haftada olup bitiyor.
İşte bu duruma dair birkaç gecikmiş not...
Birincisi:
CHP içerisinde Atatürk posteri konulu bir tartışma yaşanıyor.
Milletvekillerinden birisinin, bahse konu posteri indirdiğini iddia eden Aylin Nazlıaka, kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk edilmiş.
Özellikle sosyal medyada ve kimi gazete köşelerinde, “bizim cenahtan” (?) insanların adeta sevinç çığlığı atarcasına bu hadiseyle ilgilendiklerine şahit olduk.
Subhanallah!
Ya hu bize ne bundan?
Konu, kurucu genel başkanları Atatürk... Posterini asarlar yahut indirirler, bu bizi niye ilgilendiriyor?
Aylin Nazlıaka’nın “rezidans” skandalıyla ilgili bir şeyler söylense anlayacağım da, bu hususu bir türlü anlayamıyorum doğrusu.
Hele posteri indirdiği iddia edilen milletvekilini, adeta parti yönetimine ihbar ederek, bu gelişme üzerinden CHP ve Kılıçdaroğlu’na eleştiri getirenler çok daha enteresan!
Bunların neye hizmet ettiklerini anlayan varsa beri gelsin.
İnsanın; “Posteri ve sahibini çok seviyorsanız, CHP’ye gidin” diyesi geliyor.
Allah akıl fikir versin...
İkincisi:
Bundan iki hafta önce Mustafa Koç vefat etti, malum.
Koç ailesine hangi gözle baktığımı ve benim için ifade ettiği anlamı geçmişte çok kereler yazdım. Bu ölüm vesilesiyle tekrarına gerek görmüyorum, o bahsi diğer...
Ama şu husus çok manidar.
Yapılan açıklamalar ve yazılan yazılar sonunda şunu gördüm.
Mustafa Koç’un ölümü vesilesiyle hiç bilmediğimiz ya da fakında olmadığımız bir gerçekle tanıştık. Meğer bizim camiada Koç, tahmin edilenden çok daha fazla seviliyormuş.
İşin trajik tarafı, bugünlerde çok bariz biçimde arz-ı endam eden klikleşmeler üzerinden birbirlerine acımasızca ateş edenlerin, Koç’a gösterdikleri şefkatin onda birini bile, daha dün birlikte yürüdükleri insanlardan esirgemeleri...
Allah ıslah etsin...
Üçüncüsü:
Bu, dışarıdan bir not.
Paralel ihanet çetesinin meşhur ‘Abant Platformu”ndan...
Ne kadar azılı AK Parti ve Erdoğan düşmanı varsa toplamışlar Abant’a.
Beleşe hayli meftun Türkiye aydını (?!) için de bulunmaz bir fırsata dönüşmüş bu platform.
Hem bedavadan yiyip-içip eğlenecekler hem de, ağızlarını doldura doldura küfredecekler.
Nasıl denir, ballı börek adeta.
Nitekim, yayımladıkları bildiri ile nefretlerini kusmuşlar.
Sonuçta, Türkiye düşmanlığı olarak nitelendirilebilecek bir metnin altına imza atmış olsalar da, gayzlarını ifade edecek bir vasat bulmuş olmak, yeterince mutlu etmiş görünüyor katılımcıları.
Başta Diyarbekir olmak üzere PKK’nın muhasara altında tuttuğu yerlerdeki terörden bahisle, doğrudan devleti hedef alan bildiri metni, ne tuhaftır ki, terör örgütünün tek kelimeyle bile adının geçmediği bir itirafname hükmünde.
Açıkça; “Biz, ülkeye ve millete ihanet pahasına bu hükümete düşmanız ve dolayısıyla hükümetle savaşan terör örgütü, bizim canımız, ciğerimizdir!” diyorlar.
Allah, müstahaklarını versin!..
Gündeme dair biriken notlar...
Reviewed by Habersizim
on
09:54:00
Rating:

Hiç yorum yok: