İmamın vefatının sene-i devriyesi münasebetiyle
Efsaneler genellikle, gerçek hayatta yaşanması mümkün olmayan masalsı bir hayatın fevkaladeliklerini ihtiva eder. Şeyh Şamil (Rh.A) söz konusu olduğunda, bu tespit geçerliliğini bütünüyle yitirir.Efsane gerçeğe dönüşür ve ‘olmaz!’ denilecek türden birçok şey, İmam Şamil’in hayatında gündelik hadislerden birisi olarak çıkar karşımıza. Bu hususa mülaki olanlar ona derin bir hayranlık duymaktan kendilerini alıkoyamazlar. İlmin, zekânın, bahusus askeri dehanın, züht ve takvanın, ehliyetin ve cesaretin aynı ruh ikliminde cem olunduğu müstesna ve abidevi bir şahsiyettir İmam Şamil.
Bütün hayatı boyunca ilmin ve imanın izzetini asla yere düşürmemiş, ömrünün hiçbir anında yeis ve ümitsizliğe kapılmamıştır. Miladi 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde fani âlemle tanışık oldu. İslami ilimlerle birlikte edebiyat, tarih ve fen ilimleri öğrendi. Zahiri ilimlerde Said Herakani, Batıni ilimlerde ise Cemalettin Kumuki ilk üstatları oldu. Bağdat’ta tanıştığı Mevlana Halid-i Bağdadiye intisap ederek kanatların ikincisini de kuşandı. Malum İslâmi ilimlerde ve Tasavvufta zirveye varanlara; ‘Zülcenaheyn’ yani çift kanatlı denir.
Daha otuzuna bile varmamış olan bu müstesna zat, memleketine döndüğünde çocukluk arkadaşı Gazi Muhammed’in Rus’lara karşı başlatmış olduğu kıyama dâhil oldu. Gazi Muhammed’in şahadetini müteakip yerine geçen Hamza Beg de kısa bir süre sonra şehit edilince İmamlık vazifesi ona düştü. İşte İmam, daha önce sahip olduğu iki kanada, idarecilik ve komutanlıktaki fevkalade başarıları ile bir de kartal başı eklemiş ve efsanevi ‘Kafkas Kartalı’ bu muhteşem terkiple Şeyh Şamil
suretinde hayat bulmuştu. Şey Şamil, İmam seçildikten sonra devleti yeniden yapılandırma faaliyetine başladı. İdare sistemini yeniden düzenleyerek ülkeyi naiplik ve vilayetlere böldü. Bunların başına askeri ve sivil yetkilerle donatılmış naipleri getirdi. Ruslara karşı verilen mücadelenin etkisini yükseltmek maksadıyla gerekli idari ve askeri teşkilatları yeniden yapılandırdı. Bir yandan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer yandan da muntazam adli ve idari bir devlet mekanizması geliştirdi.
Medreselerde eğitime fevkalade önem vererek fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağladı. Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur. Tesis ettiği bu sağlam yapının yanında bir de gözünü budaktan sakınmayan, şehit olmayı şereflerin en büyüğü sayan kahramanlardan müteşekkil bir ordu kurmuş ve işgalci Ruslara karşı yıllarca süren şanslı bir direnişin altına mübarek kanıyla imza atmıştır. İmanı ve imanının hayat verdiği ilkeleri asla vazgeçemeyeceği en temel umdelerdi onun için. Bu fevkalade sebat ve direniş, Rus Çarını çileden çıkarıyor, her bozgundan sonra daha da çılgınca şeyler yapmasına neden oluyordu. Orman yakmak, savunmasız insanlara zulmetmek gibi alçakça davranışlar çarın yapabileceği en büyük kötülük olmaktan ileri gidemiyordu. Defalarca generalleri yollayıp anlaşma zemini hazırladı. Türlü vaatlerle onu kandırmaya çalıştı fakat İmamın cevapları her seferinde onun arlanmaz suratında bir tokat gibi patladı.
Bu nedenle Çar, Şeyh Şamil’e yakın olan insanlar kanalıyla uzlaşma yolları aradı. Bu türden tekliflerin çoğalması üzerine İmam, Ruslarla anlaşma teklifi getirilmesine şiddetli bir yasak getirdi. Yasağı ihlal edenler, yüz sopa vurularak cezalandırılacaklardı. Bunun üzerine Çar çılgına dönmüş, savunmasız insanlara yaptığı zulmün dozunu arttırdıkça arttırmıştı. Bu mezalime daha fazla dayanamayan bazı çeçenler İmamın annesine ricacı olarak gittiler. Şefkat ve merhamet duyguları İmamın annesini gafil yakalamıştı ve bir vesileyle durumu açtı oğluna. İmam beyinden vurulmuşa dönmüştü. Zira asla affedemeyeceği teklif, uğruna gözünü kırpmadan canını vereceği anasından gelmişti.
Ruslarla anlaşmak demek esaret demekti, zillet demekti ve kutlu bir mücadelenin zaafa uğratılması demekti. Kendisine büyük bir inançla bağlı olan kahraman askerlerine ne derdi sonra? Bir yanda uğruna canını kurban, kanını sebil ettiği davası, diğer yandan da Kur’an’ın “öf bile demeyin” buyurduğu kutsal bir varlık olan anası…
Kelimenin tam manasıyla iki ateş arasındaydı.
Naipleriyle yaptığı kısa bir görüşmenin ardından kararını açıkladı: “Anam yüz değnekle cezalandırılacak!” Herkes bu müthiş karar üzerine donmuştu adeta. İçlerinde en sakin olanı İmamın annesiydi. Zavallı kadıncağız bükük beline inecek olan darbelerin nasıl bir sonuç doğuracağını düşünmüyordu bile. Onun tek düşündüğü oğluydu ve o, bir uğultuyu andıran şaşkınlık nidalarına aldırmadan oğlunu teselli ediyordu. “Sakın!” diyordu, “Sakın Allah’ın emrinden kıl kadar olsun ayrılma. Yoksa sütümü helal etmem!”
Olup biteni büyük bir şaşkınlıkla izleyen Dargalıların, bu müthiş tablo karşısında, gözlerinde biriken kanlı yaşlarını yüreklerine akıtmaktan başka yapacak hiçbir şeyleri yoktu. Kararın ilan edilmesinin ardından, koca Rus ordusunu dize getirmiş büyük kahraman diz çöküp anasının elini öptü ve sonra meydana doğru yürüdü. Bu kez meydanı büyük bir sessizlik kaplamıştı. İmam, büyük bir metanetle: “Dinleyin Dargalılar!” dedi. “Bu benim anamdır. Bütün suçu şefkat ve merhametinin fazlalığından neşet eden zaafıdır. Şu ana kadar yaşadıkları, çoktan suçunun kefareti oldu bile. Maddi cezasını da onun her şeyine varis olan oğlu çekecektir!”
Dargalılar küçük dillerini yutmuşlardı adeta. Hiç kimse ne olacağı hususunda en küçük bir fikir sahibi değildi. Gözler, İmamın meydanda durduğu noktaya kilitlenmişti. Dargalıların şaşkınlığını İmamın gür sesi dağıttı:
“Emri yerine getirmekte bir an bile olsun tereddüt edip elleri titreyene yazıklar olsun! Ceza herkes için nasılsa benim içinde aynen tatbik edilecektir!”
İmamın sırtına inen her sopa, değdiği yerden kanların fışkırmasına neden oluyordu... Sopanın her inişinde İmamın dışındaki herkes gözlerini kapıyor sonrada dualarla kıpırdayan dudaklar, çatlarcasına kuruyordu. Dargalılar gözlerini ancak yüz sayısı tamamlandığında açabilmişlerdi… Ve gördükler sahne herkesin hıçkırıklara boğulmasına yetmişti… İmam, kendisine vermiş olduğu sabır ve metanet için Rabbine şükür secdesi yapıyordu… İşte böylesine büyük bir iman ve ilke adamıydı Şeyh Şamil. Onun askeri olup da kahraman olmamak mümkün müydü?
Bu büyük kahraman yoldaşlarıyla birlikte tarihe şan ve şerefle geçmiş olan nice direniş destanları yazdı. On binlerce Rus askerinin muazzam bir askeri donanımla yaptığı kuşatmayı birkaç yüz askerle yarmayı başardı. Yüz elli bin kişilik orduyla Dağıstan’ı kuşatan Rus ordusunu, büyük zayiatlar vererek geri çekilmek zorunda bırakan işte bu kahramanlardı. Seksen gün süren Ahulgo savunması ise kahramanlığın ilmek ilmek örüldüğünü şanlı bir direnişle tarihe geçiyordu. Tam otuz beş yıl süren şanlı bir direniş, sahip olunan tüm kaynakları bitirmişti artık.
İmamın yanındaki asker sayısı da hayli azalmışken 1859 yılının 6 Eylül’ünde Gunip’de Prens Baryatinsky komutasındaki yetmiş bin kişilik Rus ordusuyla karşı karşıya gelinir… Kafkas Kartalı Şey Şamil, yanında birkaç yüz yiğit kalıncaya kadar direndikten sonra, tüm çarelerinin tükenmesi nedeniyle teslim olmak zorunda kalır. İmam Şamil, aile efradı ve kırk kadar yoldaşıyla Çar’ın sarayına götürülür. Rus Çarı II. Aleksandr tarafından bütün beklentilerin aksine sarayın kapısında fevkalade saygıyla karşılanır. Çar, herkesin şaşkın bakışları arasında, babası I.Nikola’ya ve ihtişamlı ordularına tam otuz beş yıl Kafkasya’yı zindan eden bu iman ve cihat abidesinin sakalından öperek ona duyduğu hayranlığı gizlemez.
İmam Şamil bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra Kaluga’ya gönderilir. Esaretinin üzerinden on yıl geçmiştir. İmamın talebi üzerine Çar, onun Hacca gitmesine izin verir. 1870 yılında tam yetmiş üç yaşındayken maiyetindeki adamları ile birlikte kutlu yolculuğunun ilk durağı olan İstanbul’a gelir. Sultan Abdülaziz tarafından karşılanarak sarayda ağırlanır. Bu büyük insanın İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda, ancak fetih şenliklerinde görülebilecek bir kalabalık, akın akın gelerek saray kapılarına adeta hücum eder. İstanbul’da kısa bir süre kalan İmam, Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile maksuduna erişmek için yola koyulur. Cidde limanında, Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir.
Hac sırasında orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüz bin Müslüman, bu büyük İslam kahramanını dünya gözüyle görebilmek için fevkalade bir izdihama sebep olurlar. İmamı Ka’be’nin üzerine çıkarıp herkesin onu görmesini sağlamak tek çıkar yoldu ve öyle yaptılar... İmanın ve ihlâsın gerçek ödülüydü bu.
Tüm Müslümanlar, gözyaşları içerisinde, imamı kucaklar gibi birbirlerini kucakladılar…
Hac farizasını müteakip Allah sevgilisinin Ravzasının bulunduğu Medine’ye gitti ve kısa bir süre sonra hastalanıp yatağa düştü. Bütün hayatını Dağıstan’ın hürriyetine adamış olan ve askeri dehasını bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine; “gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri” olarak yazdıran bu büyük kahraman, 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken büyük bir bahtiyarlıkla Rabbine yürüdü.
Bu vesileyle büyük İmamı rahmet, minnet ve hasretle yâd ediyoruz. Mekânı Cennet, mücahedesi ışığımız olsun.
GÖNÜLLER FATİHİ ASİL KAFKAS KARTALI - ŞEYH ŞAMİL
Reviewed by Habersizim
on
10:51:00
Rating:

Hiç yorum yok: