Çok nadiren çalan manyatolu telefon bir sabah çaldı. Baktım, Kaymakam Bey arıyor. Kırk seneye yakın oldu, herhalde. Saat daha dokuza çeyrek vardı. “Gece bir buçukta, ezan okundu” dedi. “Filan camiden”. “Başka bir ses olmasın, Kaymakam Bey” deyince, “Yok” dedi “Yanımda Mal Müdürü …Bey de vardı.” “Araştıralım” dedik. “Araştırın” bana da bildirin” dedi. Araştırınca, baktık, doğruymuş. O ilçeye kışın ortasında, tayin olmuştum. On, on beş gün sonra da, bu “gece yarısı sabah ezanı” olayı vuku bulmuştu. Tabi önce “Kaymakam nasıl duydu o saatte, o ezanı ?” onu araştırdık, ama bunu kolayca bulduk. Kaymakam eski bir CHP Genel Sekreteri’nin yeğeniydi. Hakikaten alın teriyle mi, yoksa torpille mi kaymakam olmuştu, bilmiyoruz. Fakat sabaha kadar kumar oynuyormuş. Mal müdürü ile iki kişi daha, kumar masasındaki dörtlüyü oluşturuyorlarmış. Hatta “kaymakamın özel aracının iki tekerliği kumardanmış” diye konuşulduğunu öğrendik. Kaymakamlık binasında kumar oynuyorlarmış. O camide,oraya çok yakındı.
ALTI SAAT UYUYUNCAUYKUYA KANMIŞ
Her neyse. Caminin imamı izinliymiş. Müezzin de imamlık yapıyormuş. Müezzinlik işini de, çok meraklı ihtiyarlardan birisi yüklenmiş. Doğu’da malum kışın, saat beşte yatsı ezanı okunuyor. O ihtiyar, yatsıdan çıkınca eve gelmiş. Saat daha altı olmamış. Bir saat kadar oturmuş. Ondan sonra “ben yatayım artık” deyip, yatmış. Altı saat sonra da, saat birde gayet dinlenmiş olarak kalkmış. “Ooo epey vakit olmuş” diyerek, abdest alıp, camiye gelmiş. Anahtar onda olduğundan camiyi açmış, sobayı yakmış. Ve ezanı okumuş. Saat daha bir buçuk. Kaymakam ve arkadaşları da, heyecan içinde sessizce kumar oynuyorlar, odada. O sessizlikte, elbette yakından gelen ezanı duymuşlar. Tabi duymuşlar da, “biz de kalkalım da, tevbe edelim, bir namaz kılalım” dememişler. “Vay canına, bu saatte de..” diyerek, kumara devam etmişler. Neyse, ertesi gün, olayı öğrendik. Ve kaymakama izah edip, dediklerine de “tabi efendim, haklısınız efendim” deyip, olayı kapattık. Esasında, o kumar masasındakilerin dışında, ilçeden hiçbir şikâyette gelmemişti, zaten.
NEDEN İKİ SAAT ÖNCE OKUNMUŞ, DİĞER SABAH EZANI
Memlûklar döneminde, Kahire’de Mansuriye Hastanesi’nin bulunduğu sokakta, sabah ezanı neden iki saat erken okunuyormuş ? 1250’li yıllardan itibaren, 1300’lü yıllarda da, Mansuriye Hastanesi’nde, diğer hastaların yanında, psikolojik tedavi gören hastalar da kalıyormuş. Bunlardan “uyumama hastalığı”na yakalanmış hastalar, sabaha kadar, bir yatıyorlar, bir kalkıyorlar, dolaşıyorlar ama uyuyamıyorlar. Bu hastaların yatağa yatıp uyumalarını sağlamak için, sabah ezanı iki saat erken okunurmuş. Onlar da “eh artık sabah oldu, hiç olmazsa biraz uyuyalım” diyerek, yatarlar ve uyurlarmış.
“OOO SİZİ ÇOK İYİ GÖRDÜM”
Suriye İhvân-ı Müslimin’in önderlerinden, Humuslu büyük alim Mustafa Sibâî (!915-1964), meşhur eserleri arasındaki “Alimlerinin Acziyeti ile Gençlerinin Cahilliği Arasında: Ümmet(i Muahmmed)” (el-Ummetu Beyne ‘Aczi ‘Ulemâihê ve Cehli Şebêbihê) isimli çalışmasında anlatır: Trablusşam’daki hastanesinde, Memlûklerin, yine ilginç bir tedavi usulü uygulanırmış. Her gün çarşıya giden hastane yetkilileri, ücretle pazarlık ederek, değişik ve farklı kişiler tutup, getirirlermiş, hastaneye. Bu kişiler, hastaların yanına girerler ve sanki biraz da doktormuş gibi, hastalıklardan anlıyorlarmış gibi, tavır takınıp: “Ooo sizi çok iyi gördüm. Çok iyi duruyorsunuz…” deyip, hastalara moral verirlermiş. Hastane doktorları bu moral vermenin, hastaların iyileşmesini katkıda bulunduğunu gördüklerinden, bu iş her gün yapılırmış.
HER HASTAYA ÖZEL TABAK
Kahire, Mansuriye Hastanesi’nde, 750 yıl önce, 1284 yılında, her hastaya özel ve ayrı tabakta yemek verildiğini, naklediyor, kaynaklar. Tıpkı, kayıp eşyamızı bir yerde nasıl görünce hemen ardılırız, almak isteriz: Hz. Peygamber de, malum, hepimizin bildiği hadisinde: “İlim/bilim Müslümanın kayıp maldır. Nerede bulursa (hemen) alır” buyurmuştur. Çin’den öğrendi Müslümanlar, kâğıt yapımını ama, daha kaliteli kâğıt yaptılar. Mürekkep yapımını da, başka toplumlardan öğrendiler ama, daha kalitelisini yaptılar. Şeker kamışından şeker yapımını da, başkalarından öğrendiler ama kısa zamanda, Kudüs’te, Kahire’de, sekiz yüz yıl önce, pek çok şeker fabrikası inşa ederek, kaliteli şeker elde ettiler.
ALTI SAAT UYUYUNCAUYKUYA KANMIŞ
Her neyse. Caminin imamı izinliymiş. Müezzin de imamlık yapıyormuş. Müezzinlik işini de, çok meraklı ihtiyarlardan birisi yüklenmiş. Doğu’da malum kışın, saat beşte yatsı ezanı okunuyor. O ihtiyar, yatsıdan çıkınca eve gelmiş. Saat daha altı olmamış. Bir saat kadar oturmuş. Ondan sonra “ben yatayım artık” deyip, yatmış. Altı saat sonra da, saat birde gayet dinlenmiş olarak kalkmış. “Ooo epey vakit olmuş” diyerek, abdest alıp, camiye gelmiş. Anahtar onda olduğundan camiyi açmış, sobayı yakmış. Ve ezanı okumuş. Saat daha bir buçuk. Kaymakam ve arkadaşları da, heyecan içinde sessizce kumar oynuyorlar, odada. O sessizlikte, elbette yakından gelen ezanı duymuşlar. Tabi duymuşlar da, “biz de kalkalım da, tevbe edelim, bir namaz kılalım” dememişler. “Vay canına, bu saatte de..” diyerek, kumara devam etmişler. Neyse, ertesi gün, olayı öğrendik. Ve kaymakama izah edip, dediklerine de “tabi efendim, haklısınız efendim” deyip, olayı kapattık. Esasında, o kumar masasındakilerin dışında, ilçeden hiçbir şikâyette gelmemişti, zaten.
NEDEN İKİ SAAT ÖNCE OKUNMUŞ, DİĞER SABAH EZANI
Memlûklar döneminde, Kahire’de Mansuriye Hastanesi’nin bulunduğu sokakta, sabah ezanı neden iki saat erken okunuyormuş ? 1250’li yıllardan itibaren, 1300’lü yıllarda da, Mansuriye Hastanesi’nde, diğer hastaların yanında, psikolojik tedavi gören hastalar da kalıyormuş. Bunlardan “uyumama hastalığı”na yakalanmış hastalar, sabaha kadar, bir yatıyorlar, bir kalkıyorlar, dolaşıyorlar ama uyuyamıyorlar. Bu hastaların yatağa yatıp uyumalarını sağlamak için, sabah ezanı iki saat erken okunurmuş. Onlar da “eh artık sabah oldu, hiç olmazsa biraz uyuyalım” diyerek, yatarlar ve uyurlarmış.
“OOO SİZİ ÇOK İYİ GÖRDÜM”
Suriye İhvân-ı Müslimin’in önderlerinden, Humuslu büyük alim Mustafa Sibâî (!915-1964), meşhur eserleri arasındaki “Alimlerinin Acziyeti ile Gençlerinin Cahilliği Arasında: Ümmet(i Muahmmed)” (el-Ummetu Beyne ‘Aczi ‘Ulemâihê ve Cehli Şebêbihê) isimli çalışmasında anlatır: Trablusşam’daki hastanesinde, Memlûklerin, yine ilginç bir tedavi usulü uygulanırmış. Her gün çarşıya giden hastane yetkilileri, ücretle pazarlık ederek, değişik ve farklı kişiler tutup, getirirlermiş, hastaneye. Bu kişiler, hastaların yanına girerler ve sanki biraz da doktormuş gibi, hastalıklardan anlıyorlarmış gibi, tavır takınıp: “Ooo sizi çok iyi gördüm. Çok iyi duruyorsunuz…” deyip, hastalara moral verirlermiş. Hastane doktorları bu moral vermenin, hastaların iyileşmesini katkıda bulunduğunu gördüklerinden, bu iş her gün yapılırmış.
HER HASTAYA ÖZEL TABAK
Kahire, Mansuriye Hastanesi’nde, 750 yıl önce, 1284 yılında, her hastaya özel ve ayrı tabakta yemek verildiğini, naklediyor, kaynaklar. Tıpkı, kayıp eşyamızı bir yerde nasıl görünce hemen ardılırız, almak isteriz: Hz. Peygamber de, malum, hepimizin bildiği hadisinde: “İlim/bilim Müslümanın kayıp maldır. Nerede bulursa (hemen) alır” buyurmuştur. Çin’den öğrendi Müslümanlar, kâğıt yapımını ama, daha kaliteli kâğıt yaptılar. Mürekkep yapımını da, başka toplumlardan öğrendiler ama, daha kalitelisini yaptılar. Şeker kamışından şeker yapımını da, başkalarından öğrendiler ama kısa zamanda, Kudüs’te, Kahire’de, sekiz yüz yıl önce, pek çok şeker fabrikası inşa ederek, kaliteli şeker elde ettiler.
Gece bir buçukta okumuş sabah ezanını
Reviewed by Habersizim
on
12:20:00
Rating:

Hiç yorum yok: