Beyazlara yer yok

Oscar ödülleri, evet, gişe için çok önemlidir, ama sinemaseverler nazarında itibarı her zaman tartışmalıdır. Dolayısıyla, "Ödüllerde siyahlara yer vermeyen Akademi ırkçılık mı yapıyor?" diye sormak yerine, "ABD'nin hakim ırkçılık kültüründen Akademi de 'nasibini' alıyor işte" diye söylemeliyiz.

İki hafta sonra, 28 Şubat Pazar günü tertipleneceği açıklanan Oscar ödül töreni üzerinde yoğun bir tartışma var, malumunuz. Bu yıl 88'incisi düzenlenen organizasyonda, ödüle aday gösterilen isimler arasında hemen hiç siyah yok. Afro-Amerikalı büyük yönetmen Spike Lee başta olmak üzere, Hollywood'un kimi siyahi sinemacıları törene katılmayacaklarını açıkladılar. Sosyal medyada da #OscarsSoWhite etiketiyle bir kampanya başlatıldı. Eleştiriler üzerine, Oscar'ı dağıtan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi kendine çekidüzen vermek adına, akademinin teşkilat yapısında birtakım değişikliklere gidileceğini bildirdi.

İşin aslı -Oscar ödülleri bağlamında- bu tartışmayı önemsediğimi söyleyemem. Her zaman olduğu gibi yine siyahları tutuyorum fakat Oscar ödüllerinin yapısını az çok bilen hemen herkes gibi ben de, bugüne dek mütemadiyen aldığı politik kararlarıyla kimliğini bulan Akademi'yi çok takmamak gerektiğini düşünüyorum. Akademi bugün siyahlara yer vermez, yarın bir bakmışsınız ödüllerin tamamını siyahlar almış (11 Eylül sonrasında dağıtılan ödülleri hatırlayınız, Halle Berry bile ödül almıştı yahu!) 1994'teki ödüllerde, Steven Spielberg imzalı Yahudi soykırımının meşhur filmi "Schindler'in Listesi" 12 dalda aday olup 7'sinde ödül almıştı da, İrlanda mezalimini anlatan "Babam İçin" filmi 7 dalda aday olduğu ödüllerden eli boş dönmüştü. Şu kadar iddialı konuşayım: "Schindler'in Listesi"ni üçüncü sınıf bir piyasa yönetmeni çekmiş olsa, "Babam İçin"de de Spielberg'in imzası bulunsaydı, Akademi yine "Schindler'in Listesi"ni göklere çıkarırdı. Akademi'nin, Irak, Somali ya da Bosna gibi Batı'nın tartışmasız ve son derece suçlu olduğu bahislerdeki tutumu da bellidir. Bu ve benzer konularda çekilen ve Akademi'nin dikkate aldığı filmlerde ihale hep -en fazlaalbay rütbesinde bir askere yıkılır, geri kalanlar aklanır. Bu yapılırken de, "Aslında suçlu hepimiz değil miyiz?" filan dememizi isterler. Kerli ferli muhalif yönetmen Oliver Stone bile, "Dünya Ticaret Merkezi" adlı 11 Eylül filmini, burnundan soluyan bir askerin "Bedeli ödetilecektir" cümlesiyle bitirdi. Hollywood'un en muhalifi bu; en ılımlılar ından oluşan Akademi'yi varın siz düşünün.

Tabi, ünlü oyuncu (ve yönetmen) George Clooney'nin sözlerini de yabana atmamak gerek. Siyahların Oscar adaylığı tartışmasında topa giren Clooney, "Kaliteli filmlerde azınlıklara çok az rol verildiği ve bu yüzden onlardan aday çıkmadığını" söyledi. Evet, aslında tartışmada siyahlardan yana tavır koyuyor Clooney, demek istediği şey de gayet makul, ama bunu yaparken "azınlıklar" deyiveriyor ("minorities", orijinal ifadesi bu.) Dünyanın belki de en meşhur ödüllerindeki ciddi bir tartışmada mağdurdan yana tavır koyan dünyanın en meşhur oyuncularından biri bile siyahları, kızılları, sarıları... "azınlık" olarak görüyor yani. Hadi görmüyor da, bilinçaltının ittirmesiyle ağzından kaçırıyor diyelim, hemen harcamayalım "Üç Kral"ın George Cloneey'sini...

Başa dönersek, Clooney'nin "ağzından kaçırdığı" bu ifade, 11 Eylül sonrası 2002'deki o törende Akademi'nin yapmaya çalıştığını çok iyi açıklıyor aslında. Dönemin ABD Başkanı Bush, Afganistan'a saldırmak gibi çılgınca bir işe girişmeden önce halktan destek bulabilmek için "Amerikalılık" kavramını güçlendirmeye çalışıyordu, "Ey siyahlar, ey kızıllar, ey sarılar... siz de bizdensiniz" demeye getiriyordu. Akademi de aynı rüzgara kapılıp, 40 yıl önce adını unuttuğu Sidney Poitier'e, katbekat daha iyi performanslar gösterdiği filmlerde ödül alamayan Denzel Washington'a ve hiçbir zaman oyuncu olamamış Halle Berry'ye Oscar vermişti. Clooney gibi Akademi de, bilerek veya bilmeyerek, "Önce sizden ayrı olduğumuzu kabul edin, sonra biz sizi aramıza kabul ederiz" diyor. 2006'da ödül alan "Çarpışma"yı hatırlayın; film olarak bile kaydadeğer bir şey ortaya koyamayan Paul Higgis imzalı yapım, "Biz sizi aramıza kabul ederiz" üzerine kuruluydu. Sahi hiç düşündünüz mü, mesela Denzel Washington ya da Morgan Freemen gibi Afro-Amerikalı büyük oyuncular, kaç defa gerçekten sırf büyük oyuncu oldukları için yapımcılar tarafından bir filme seçildiler? Sözgelimi, senaryoda rengi, boyu posu, kılığı kıyafeti belirtilmemiş bir başkarakter için Akademi kafalı bir yönetmen, neden George Clooney'yi değil de, Denzel Washington'ı seçsin ki? "Fabrika ayarları" o yönetmeni doğrudan Clooney'ye yöneltir, Washington'ı seçebilmesi için o karakterin "siyahça" yazılmış olması şarttır. Adı sanı belli birkaç istisna hariç, büyük siyahi oyuncuların hemen hepsinin hemen tüm filmografileri, sırf siyah oldukları, sırf siyahi bir karakteri oynayacakları için seçildikleri yapımlarla doludur.

Bu nedenlerle, Oscar ödülleri bağlamında önemsemediğim bu tartışmayı, ABD'deki hakim kültürün içinden söküp atamadığı ayrımcılık bağlamında önemsiyorum. Rosa Parks öldü, Martin Luther King vuruldu, Malcolm X'imiz şehit düştü, Muhammed Ali hepimiz adına intikam aldı, aradan yıllar geçti, tüm konjonktürler alt üst oldu, ama pek bir şey değişmedi. Steven Spielberg, Akira Kurosava'ya selam durdu, Mecid Mecidi kimyalarını bozdu, Ang Lee herkesi şoke etti, ama Akademi de değişmedi. İnanılır gibi değil ama, belki de ABD Başkanı Obama'nın "ulusa sesleniş" lerinden bile daha çok reytingi olan bir organizasyonda, Oscar ödüllerinde, "Bizden başkasına yer yok" diye bağırıp çağırıyor beyaz adam, lisan-ı hal ile.
***
Bu hafta bir filmimiz var. Tüm kadronun ışıldayan siyahlardan oluştuğu hayali bir film. Bakarsınız bir gün gerçek olur. Olsa da güzel olur, olmasa da güzel olur. Çünkü siyah güzeldir.
Spike Lee, Denzel Washington, Will Smith, Samuel L. Jackson, Sophie Okonedo
Beyazlara yer yok Beyazlara yer yok Reviewed by Habersizim on 09:26:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: