İki gazetecinin tutuksuz yargılanmasına hükmeden Anayasa Mahkemesi tam olarak ne iş yapar? Adı üstünde ‘Anayasa mahkemesi’. Yasaların anayasaya uygunluğunu denetler. Saçma! Yasamanın tepesinde böylesine bir mercinin olması tam bir ‘Eski Türkiye’ manzarası. CHP’nin bir dönem çıkan her yasayı ‘ya tutarsa’ mantığıyla Anayasa Mahkemesi’ne taşıması vakayı adiyeden idi. Kaç oranında oy almışsın, memleketin kaçını temsil ediyorsun, bu yetkiyle nasıl yasa çıkarmışsın önemli değil. 20 kişiden oluşan bir mahkeme her şeyin akışını değiştirebiliyor. Bu bile başlı başına tartışılmalı. Fakat diyelim ki Anayasa Mahkemesi bu vazifesini hak ve hukuk çerçevesinde yapıyor. Bir dakikalığına öyle olduğunu farz edelim.
Peki Anayasa Mahkemesi’nin, vazife alanını aşarak siyasetle adeta rekabet içinde keyfi adımlar atmasına ne diyeceğiz? Üstelik bu keyfi adımların bazılarını bizzat AK Parti’nin çıkardığı yasalar sayesinde atıyor o da ayrı bir mesele. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya organlarında kendisi ve ailesine karşı yapılan temel insan hakları ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik verilen mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle 18 Nisan 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştu. Ta 2014’te… Bu başvuruyu Anayasa Mahkemesi henüz gündemine almış değil. Buna rağmen mahkeme vatana ihanet ile yargılanan iki gazetecinin başvurusunu apar topar karara bağlayıp gazetecilerin tahliye edilmesi yönünde karar veriyor. Anayasa Mahkemesi’nin varlığı bizzat problem. Sineye çekelim. Anayasa Mahkemesi’ne ‘bireysel başvuru’ meselesi ayrı bir problem. Onu da sineye çekelim. Ancak şurada bir duralım. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı bir başvuruda bulunmuş, elbette tüm vatandaşlar kanun önünde eşit haklara sahiptir, Cumhurbaşkanıyla ‘sıradan’ vatandaş kanun önünde eşittir diyebiliriz ama Cumhurbaşkanı’nın başvurusunun simgesel bir tarafı vardır. Bu başvuruyu görmezden gelip gazetecilerin başvurularını hızla karar bağlayan bir mahkemenin tarafsız hareket ettiğini kim iddia edebilir? Anayasa Mahkemesi sözüm ona hak ihlallerinin derecesine göre davalara öncelik belirleyip bazı davalara öne alabiliyor. Bir insanın (üstelik bu insan Cumhurbaşkanı) kendisine ve ailesine karşı yapılan hakaretlerle ilişkili başvurusu önemsiz, ama vatana ihanet suçlamasıyla yargılanan iki gazetecinin başvuruları önemli öyle mi? Neye göre? Tayyip Erdoğan’ın ben bu mahkemenin kararına saygı duymuyorum şeklinde açıklama yapmasının neresi yanlış şimdi. Nasıl saygı duyulur ki böyle bir mahkemenin kararına. Açıkça mahkeme siyasetle rekabet içinde bir rövanş duygusuyla hareket ediyor. Üstelik verilen karar bir beraat kararı gibi lanse ediliyor. Oysa Anayasa Mahkemesi sadece tutuksuz yargılama anlamına gelen tahliye kararını verdi. Yani eğer ortada bir suç varsa, ortada hala duruyor. Yargılama devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’nin bu durumu da bir “Erdoğan’a taarruz” malzemesi haline getirmesi çok basma kalıp bir metod. Daha orijinal bir şey bulsunlar.
Peki Anayasa Mahkemesi’nin, vazife alanını aşarak siyasetle adeta rekabet içinde keyfi adımlar atmasına ne diyeceğiz? Üstelik bu keyfi adımların bazılarını bizzat AK Parti’nin çıkardığı yasalar sayesinde atıyor o da ayrı bir mesele. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya organlarında kendisi ve ailesine karşı yapılan temel insan hakları ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik verilen mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle 18 Nisan 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştu. Ta 2014’te… Bu başvuruyu Anayasa Mahkemesi henüz gündemine almış değil. Buna rağmen mahkeme vatana ihanet ile yargılanan iki gazetecinin başvurusunu apar topar karara bağlayıp gazetecilerin tahliye edilmesi yönünde karar veriyor. Anayasa Mahkemesi’nin varlığı bizzat problem. Sineye çekelim. Anayasa Mahkemesi’ne ‘bireysel başvuru’ meselesi ayrı bir problem. Onu da sineye çekelim. Ancak şurada bir duralım. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı bir başvuruda bulunmuş, elbette tüm vatandaşlar kanun önünde eşit haklara sahiptir, Cumhurbaşkanıyla ‘sıradan’ vatandaş kanun önünde eşittir diyebiliriz ama Cumhurbaşkanı’nın başvurusunun simgesel bir tarafı vardır. Bu başvuruyu görmezden gelip gazetecilerin başvurularını hızla karar bağlayan bir mahkemenin tarafsız hareket ettiğini kim iddia edebilir? Anayasa Mahkemesi sözüm ona hak ihlallerinin derecesine göre davalara öncelik belirleyip bazı davalara öne alabiliyor. Bir insanın (üstelik bu insan Cumhurbaşkanı) kendisine ve ailesine karşı yapılan hakaretlerle ilişkili başvurusu önemsiz, ama vatana ihanet suçlamasıyla yargılanan iki gazetecinin başvuruları önemli öyle mi? Neye göre? Tayyip Erdoğan’ın ben bu mahkemenin kararına saygı duymuyorum şeklinde açıklama yapmasının neresi yanlış şimdi. Nasıl saygı duyulur ki böyle bir mahkemenin kararına. Açıkça mahkeme siyasetle rekabet içinde bir rövanş duygusuyla hareket ediyor. Üstelik verilen karar bir beraat kararı gibi lanse ediliyor. Oysa Anayasa Mahkemesi sadece tutuksuz yargılama anlamına gelen tahliye kararını verdi. Yani eğer ortada bir suç varsa, ortada hala duruyor. Yargılama devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’nin bu durumu da bir “Erdoğan’a taarruz” malzemesi haline getirmesi çok basma kalıp bir metod. Daha orijinal bir şey bulsunlar.
AYM daha orijinal bir ‘taarruz’ metodu bulsun - HÜLASA
Reviewed by Habersizim
on
10:45:00
Rating:

Hiç yorum yok: