Yalın ayak, karın üstünde yürüyen kadın - İsmail Yurdakök

Ilıca’nın ilk tramvay istasyonu Stup’da, Başçarşı’ya gidecek tramvayın gelmesini beklerken, yer yer buzlaşmış on santim karın üzerinde, yalın ayak gelen bir kadın dikkatimi çekti. Başı örtülü, gözlüklü bir kadın. Acaba aklını mı kaçırmış? Büyük ihtimal öyledir herhalde. Karşıdan geldi ve beş dakika bekledikten sonra, gelen tramvaya, yalın ayak bindi ve gitti. Bosna savaşında, kendi başına veya ailesinin başına büyük bir felaket geldi de, o yüzden mi aklını kaçırdı? Kim bilir? Tramvay iki durak gittikten sonra, kırmızı ışıkta durmak için yavaşlayınca bu sefer de, koltuk değnekleriyle yürümeye çalışan, bir ayağı dizinden kesik/kopuk bir adam, kırk yaşlarında, Mostar’a giden otoyolun kenarında, otomobillere yanaşıyor, para/yardım istiyor. Bazılarının camı açıp bozuk para uzatacağını anlayınca, duruyor. Vermeyecek olanların herhalde yüz hatlarından anlayıp, hemen o arabayı teğet geçiyor. Bu ayak nerede kesildi/koptu, kim bilir?

BOMBALANMIŞ MI BU BİNDİĞİMİZ TRAMVAY ?

Tramvayları çok eski ve herhalde hibe, Saraybosna’nın. Ama iş görüyorlar. Ayağımız yerden kesilsin yeter. Sonra, kalabalık olsalar da, İstanbul’daki kadar, kalabalık değiller. Konya’nın hibe ettikleri yine en iyileri herhalde, ama bir tanesi hele, sanki bombalanmış da hizmet vermeye devam ediyormuş gibi geldi gözüme, yani o kadar eski. Ama Bosna’nın isyan edenleri olsa da- herhalde en az yarısı mütevekkil insanlar. Diğer yandan, Bosna, sanki daha çok 1992 -1993’ün Türkiye’si gibi, 2016’nın bu ilk günlerinde. Özelleştirmeler yapılamıyor. Devlet işletmeleri çok hantal.

30 MİLYAR DOLAR DERKEN, 6 MİLYAR DOLARA RAZI OLUNDU

Türkiye bu özelleştirme işini, devlet işletmelerinde çalışanlara, devletin diğer kurumlarında iş garantisi sağlayarak, ama yine de çok zor çözmüştü. Herhalde burada da öyle yapılması gerekiyor. Özelleştirme burada da sosyal ve siyasal ve ekonomik yönleri olan, en büyük problemlerden biri. Turgut Özal, Türk Telekom’u yabanc ılara satmaya uğraşırken, otuz milyar dolar verenler çıkmıştı. Telekom’un özelleştirilmesi süresince, CHP’nin sık sık Anayasa Mahkemesi’ne başvurması, sürecin yıllarca uzamasına neden oldu. Yani Özal’ın (1985’de) başbakan olarak dillendirdiği Telekom özelleştirmesi, ancak 2005’de Tayyib Erdoğan Başbakan iken, hem yirmi yıl geçtikten sonra, hem de artık cep telefonlar ı çıkıp, sabit telefon şirketlerinin değeri çok düştüğünden, başlangıçtaki otuz milyarın beşte bir fiyatına, altı buçuk milyar dolara zorla satılabilmişti.

ON YIL ÖNCE DE YÜCE DİVAN DİYORDU MHP, AK PARTİ’YE

CHP sürekli Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak, özelleştirmelerin önüne keserken, MHP ise, sonunda özelleştirmeleri yapabilen AK Parti’nin yöneticilerinin Yüce Divan’da yargılanacağını, 2005 yılında şu cümlelerle ifade ediyordu: “Yüce Divan vurgusu yapan MHP Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı, “Bugün yapılan özelleştirmeler, önümüzdeki dönemde Yüce Divan’ı hayli meşgul edecektir. İzlenen yöntem sağlıklı değildir.” Paçacı’ya göre “son dönemdeki özelleştirmeler, geleceğimiz için son derece riskli. Türk Telekom, TÜPRAŞ, Erdemir gibi stratejik ve kârlı kuruluşların yabancılaştırılması, Türkiye’nin geleceği açısından çok sakıncalı.” Halbuki gerçek, Paçacı’nın (MHP’nin) dediğinin tam bunun tersi idi. Bu kurumların özelleştirilememesi, geleceğimiz açısından son derece riskli idi, ama neyse ki Ak Parti, o psikolojik ve sosyolojik ve siyasi tuzaklara düşmeden, özelleştirmeleri yapabilmişti.

BU SEFER MÜBALAGA YAPMAMIŞ EVLİYA ÇELEBİ

Malum, Mehmed Âkif çok kızar, Evliya Çelebi’ye. Anlatırken şehirleri, binaları çok mübalağa yapıyor, diye. Ama Baş Çarşı için söylediği doğru herhalde Evliya Çelebi’nin. Buraya gelmeden hep, elli veya yüz dükkânın bulunduğu bir arasta olarak düşünürdüm, Baş Çarşı’yı. Hakikaten Evliya Çelebi’nin dediği gibi, bin dükkândan fazla işyeri bulunan, bir tarihi mekân. Küçük küçük ahşap dükkânlar. Otuz-kırk yıl öncesine kadar Anadolu’daki pek çok şehir merkezi ve kasabalarda da böyle idi. Tek katlı küçük, altı metre karelik, hatta kimisi daha küçük, çok azı biraz büyük, işyerleri. Herhalde Saraybosna’nın bu eski şehir merkezinin, İstiklâl caddesi diyebiliriz buraya, Begova Camisi’nin de bulunduğu ve bu karlı buzlu günde bile, Allah Teâlâ’nın rızıklarını gönderdiği ve yeteri kadar yayaların/müşterilerin dolaştığı bu caddeye. Bu yayaların rahatça dolaştığı caddeye açılan birçok çok dar olan sokaklarda da, bir yığın küçücük dükkânlar. Mimar Sinan yapmış Begova camisini. Gazi Hüsrev Bey 1531’de bu camiyi yaptırmış ama aynı planda iki cami daha yaptırmış: birisi Halep’te, birisi de Diyarbakır’da.

İMAMLAR DA HIZLI, MÜEZZİNLER DE

Türkiye’de şikayet edilen konu, burada da aynen (Türkiye taklit edilerek), devam ediyor. İmamın arkasında secdede Subhâne Rabbiye’l A‘lâ, üç defa ancak söylenebiliyor. Müezzin de, hızlı hızlı çektiriyor tesbihleri. Herhalde üç dakika sürdü, tesbih ve dua, ama imam ondan sonra cemaati salmadı. Eûzu Besmele çekip, (cemaatin manasını bilmediği) Kurân’ı, çok güzel bir makamla okudu. Bize esas sevap getirecek, âhirette işimize yarayacak şeylere (hala) önem verilmiyor, İslâm dünyasında. Hz. Peygamber’in dünyadan geçmesinden yirmi beş yıl sonra, bir sahabi Kûfe’de, Hz. Ali Efendimiz’in arkasında namaz kılmıştı. Hz. Ali rükuda on defa Subhâne Rabbiye’l-‘ Azîm diyecek kadar uzun durmuş, secdeleri de yine on defa Subhâne Rabbiye’l-A‘lâ diyecek kadar uzatmıştı. Namaz bitince o sahâbî şöyle demişti: “Aynen Rasûlullah da böyle (uzun durarak, secde ve rukularda) kıldırırdı, namaz ı, onu hatırladım.” Kişi namazını ne kadar uzun kılarsa, kişi namazına ne kadar önem verirse, Allah da ona o kadar önem verir. Kısa ve hızlı namaz kılana, namaza az vakit ayırana, Allah’ın yardımı da az olur.

RIDVAN SANCAKLI, DAVUT NURİLER

Rıdvan Sancaklı da bir ay evvel Saraybosna’da görülmüş. 2005 yılı ilkbaharında herhalde Üsküdar’da konuşmuştuk. Büyük Çamlıca Belediye Tesislerinin pislikten kurtulmuş halini, ancak o zaman görmüştük. Ve tertemiz, nezih, ucuz, İstanbul halkına hizmet eden bir mekân haline gelmişti. O günkü toplantıda Sayın Cevat Babuna ile Sayın Numan Kurtulmuş da birer konuşma yaparak, Balkanlardaki eğitim faaliyetlerinin önemine dikkat çekmişlerdi. (Aslen Sancaklı olan) Rıdvan Sancaklı, Uluslar Arası Saraybosna Üniversitesi öğrencilerine burs bulmak için, yıllarca gayret etti. Belki yine uğraşıyordur. Sancaklı’nın yeğeni Doktor Zuhal Abla’nın ve İlahiyat hocası olan eşinin de, Bihaç’ta çok güzel çalışmalaryaptıklarını duydum, elbette sevindim. Saraybosna’daki Ak Gençliğin de Cumartesi-Pazar günleri, çevredeki köylerdeki yoksul köylülere odun-kömür götürüp dağıttıklarını duyunca, elbette ona da sevindim. Her Müslüman da böyle haberlere sevinir. Yine Uluslar Arası Saraybosna Üniversitesi Rektörü Sayın Yücel Oğurlu’nun da, arkadaşlarıyla İstanbul merkezli bir dernek kurarak, Bosna’daki yetimlerle ilgilendiklerini duydum. O da elbette çok gerekli bir hizmet. Uluslar Arası Saraybosna Üniversitesi’ne, o zamanlar, İstanbul’dan pek çok zengin Müslüman destek oldular. Sayın Hasan Topaloğlu da, vakıf başkanı olarak, bitmez tükenmez bir gayretle, bu yardımları koordine etti. Yine yirmi yıl önceki ekipten ve yine Sancak’tan, Novi Pazar’dan herhalde, 1951 doğumlu olan Sayın Davut Nuriler’in de, evvelki yıl buraya geldiğini söylediler. Tika’nın ilk Bosna temsilcisi idi, Davut Nuriler. Ama o görevden önce de, o görevden sonra da, Rıdvan Sancaklı gibi, Balkanlar’a hizmete yıllarca devam etti. Allah razı olsun. Davut Nuriler’le, o sıkıntılı 1993 yılında, her halde önce (Yüksel Özek’in biraderi) Yücel Özek aracılığıyla tanışmıştık. Sonra da Konya’da Sayın Ercan Uslu’nun evinde karşılaşmıştık. 1994’de de, İstanbul’daki galiba Topkapı’daki mütevazi evinde, kendisini ziyaret etmiştik.
Yalın ayak, karın üstünde yürüyen kadın - İsmail Yurdakök Yalın ayak, karın üstünde yürüyen kadın - İsmail Yurdakök Reviewed by Habersizim on 10:10:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: