Biz öyle konuşmayız, davranmayız. Biz öyle değiliz. Müstakil Gazete’ye bu beklenti içerisinde bir ‘şans’ verenler varsa bilsinler ki biz o ‘şans’ı ‘kaçırmaktan’ mutluluk ve şeref duyarız. Hiç boşuna beklemesinler, derhal bıraksınlar gazetemizi.
Gelinen noktada vakıanın ismini koymaktan kaçınmak imkânsız hale geldiği için ilgili haber ve yorumlarımızda ister istemez “Şii” ve “Sünni” kavramlarını kullanıyoruz, İran devletinin İslam değil Şiilik davası güttüğünü yahut yayılmacı / işgalci emellerine Şiiliği alet ettiğini ve pek çok Şii’nin bu devlete uyarak kanlı fitnelere alet olduğunu açıkça belirtiyoruz, Irak veya Suriye’de Sünnilerin bundan ne kadar muzdarip olduklarını ifade ediyoruz, ama “Bir cenk edelim kelle kucakta” heyecanı içinde hareket edenlerden olmadığımızı da mütemadiyen ortaya koyma ihtiyacını hissediyor, Kaide ve türevlerinin (bilhassa Bağdadi Grubu’nun) güya Ehl-i Sünnet / Sünnilik namına yaptıklarını da tel’in ettiğimizi ısrarla vurguluyoruz.
“Dar-ut Takrib”in üstünden “Velayet-i Fakih” sistemi geçmiş bulunuyor ve artık “mezhepler arası yakınlaşma” davası eskisinden çok ama çok daha zor. Bunu görüyor ve biliyor olmakla beraber, hiç değilse ‘pragmatik’ yaklaşımlarla, mezhep eksenli savaşların sona erdirilebileceğine dair ümidimizi koruyoruz.
Bir Şii bir Sünni’ye, bir Sünni bir Şii’ye ‘sevgisizlik’ duysa da, hatta ona kâfir nazarıyla baksa da, kendi maslahatı ve bütün Ümmet-i Muhammed’in maslahatı için onunla çatışmaktan imtina etmelidir. Bu basiret ve feraset er veya geç yeniden hâkim olacaktır inşaallah.
“Yeniden” diyoruz; çünkü tarihte birçok kez yaşadık bunu. Mezhep savaşlarında haykırıp haykırıp birbirimizin kellesini kestik ve ‘kapsama alanı’ kıyamete kadar uzanan intikam yeminleri ettik, fakat savaş her seferinde bir şekilde bitti ve asırlarca devam eden barış dönemleri geldi.
Mevcut savaş da biter elbet. Bitmesi için İran devletini siyaset değişikliğine zorlamak gerekiyor ve bunun yolu da İslam diyarlarını ifsat eden İran ordularını / milislerini durdurmaktan, geriletmekten geçiyor; bu böyledir ve biz de bunun gereğini mesleğimiz dairesinde karınca kararınca yapıyoruz; ama bunu yaparken, Şii veya Alevi komşumuzun canında, malında, ırzında gözümüzün olmadığını, Bağdadi Grubu’nun çağrıştırdığı bütün fenalıklardan ve ilk bakışta mutedil görünen bazı hocaefendilerin vazettiği şaşırtıcı ‘topyekûn kopuş’ retoriğinden berî olduğumuzu da ortaya koyuyoruz işte.
Hülasa: Mezhep savaşında yoğuz kardeşim!
Şii-Sünni meselesindeki tavrımız - Hakan Albayrak
Reviewed by Habersizim
on
14:04:00
Rating:

Hiç yorum yok: