Neredeyse 6 aydır, karşılaştığım herkese “aslında biz Tayyip Erdoğan’ı severiz” cümlesini kurduğumu hatırlıyorum. Suratlardaki istihzayı silemesem de laf dönüp dolaşıp beni bu cümleyi kurmaya mecbur bırakıyor. O suratlardaki istihzayı büyüten şey, Tayyip Erdoğan sevgisini başkasıyla paylaşmak istememekten kaynaklanıyor. “Benim Tayyip’im. En çok ben severim. Sen de seviyorum diyorsun ama başka şeyi de seviyorsun. Sen de seviyorum diyorsun ama arada eleştiriyorsun. Olmaz. Sen Tayyip Erdoğan’ı seviyor olamazsın.” diyor o bakışlar.
Sana “katlanamazlarsa” kafadan “hain” de diyebilirler. En kolayı. Tayyip Erdoğan sevgisinden dışlamanın yaftası o. Hainlik. Fakat olay sadece Tayyip Erdoğan değil. Geçen gün entelektüel olmayı fazla abartan bir arkadaşım aynı şeyi Sezai Karakoç için yaptı. Başka bir arkadaşım için “O ne bilir Sezai Karakoç’u” dedi. Sezai Karakoç sevgisini paylaşmak istemiyor belli ki. Onu “temsil” etme hakkını da gizliden gizliye kendinde görüyor. Sezai Karakoç sevgisinden seni dışlamanın yaftası da o. Cahillik. “Sezai Karakoç serbest şiiri İslamlaştırdı” dedi diye başka birine etmedik laf bırakmamış mesela. Kalorifer şiirini nereye koyacağız, İslami kalorifer mi diyeceğiz bundan sonra diye devam etmiş. Bu muhabbeti de herkesin ortasında Twitter’da yapmış.
Sezai Karakoç, dostları kırılmasın diye günlük yayınlamaktan kaçan biri. Kalorifer şiirini okuyunca Sezai Karakoç’u anlamış olmuyoruz demek ki. Buradan bu çıkıyor.
Sağlıklı bir şey değil bu ruh hali. Hem siyaset için hem kültür-sanat-edebiyat için aynı şeyi söyleyebilirim. Bu zihinsel faaliyetten sağlıklı bir verim ortaya çıkmaz. Bunu biz yaptık. Biz yapıyoruz bunu. Kendi ellerimizle.
Yol yakınken dönmeliyiz. Makul, adil, hakkaniyet ölçüsünde bir muhalefetin önünü açmalı; ölçülü sevmeliyiz.
Peki neden hem siyasetle hem de sanatla alakalı iki örnek verdim bu konuda? Çünkü siyasetin üstüne sinen koku, edebiyat ürünlerinden çıkıyor. Edebiyatta mayalanan tat, siyaseti şekillendiriyor. Hatta ekonomiyi etkiliyor bu atmosfer, çalışma alanlarımıza sirayet ediyor. Samimiyetin tuzla buz olması da işte tam bu yüzden. Sanrılar, duyumlar, kapı arkasında fiskoslarla büyüyen herhangi bir baskın damar diğer damarları da zehirliyor. Tersi de mümkün. Siyasette esecek olumlu bir rüzgarın toplumun tüm ana damarlarına bulaşması da mümkün.
Çok açık bir soru sorayım size. Kendisini başından sonuna kadar ilkeleriyle ören kaç tane medya organı tanıyorsunuz? İlkeler! Yanlış, doğru, iyi, kötü… İlkeler. Yok. Ben göremiyorum. Ölümüne taraftarlık ve ölümüne karşıtlıkla var ediyor hepsi kendilerini. Dolayısıyla arka planı görmemiz imkansız hale geliyor. Hangi ana dal olursa olsun o alanda toplumun önünde giden insanlar renk veriyor diğer her şeye.
Mesela Tayyip Erdoğan’a bu kadar yüklenmek doğru mu sizce? Ufku o çizsin, meseleyi o çözsün, elini taşın altına o koysun, o konuşsun, çıtayı o belirlesin, düşmanı o işaret etsin, tehlikeyi o uyarsın. Hep o üretsin. Bütün taraftar medya, “hurra” peşinden gitsin; muhalif medya “inadına” karş ı çıksın. Böyle bir atmosferden hayır gelir mi?
Hakan Albayrak’ın siyasi bağlamda söylediği bir şeydir ama meseleye cuk oturduğu için burada bahsetmemek olmaz: Hür Yandaşlık. “Hür yandaşlık” kavramı, basittir ama meseleyi özetler. Sevgimiz bizi sevdiğimize tutsak etmemeli. Eleştirimiz, öfkeye dönüşüp bizi doğrulara karşı kör etmemeli.
Sana “katlanamazlarsa” kafadan “hain” de diyebilirler. En kolayı. Tayyip Erdoğan sevgisinden dışlamanın yaftası o. Hainlik. Fakat olay sadece Tayyip Erdoğan değil. Geçen gün entelektüel olmayı fazla abartan bir arkadaşım aynı şeyi Sezai Karakoç için yaptı. Başka bir arkadaşım için “O ne bilir Sezai Karakoç’u” dedi. Sezai Karakoç sevgisini paylaşmak istemiyor belli ki. Onu “temsil” etme hakkını da gizliden gizliye kendinde görüyor. Sezai Karakoç sevgisinden seni dışlamanın yaftası da o. Cahillik. “Sezai Karakoç serbest şiiri İslamlaştırdı” dedi diye başka birine etmedik laf bırakmamış mesela. Kalorifer şiirini nereye koyacağız, İslami kalorifer mi diyeceğiz bundan sonra diye devam etmiş. Bu muhabbeti de herkesin ortasında Twitter’da yapmış.
Sezai Karakoç, dostları kırılmasın diye günlük yayınlamaktan kaçan biri. Kalorifer şiirini okuyunca Sezai Karakoç’u anlamış olmuyoruz demek ki. Buradan bu çıkıyor.
Sağlıklı bir şey değil bu ruh hali. Hem siyaset için hem kültür-sanat-edebiyat için aynı şeyi söyleyebilirim. Bu zihinsel faaliyetten sağlıklı bir verim ortaya çıkmaz. Bunu biz yaptık. Biz yapıyoruz bunu. Kendi ellerimizle.
Yol yakınken dönmeliyiz. Makul, adil, hakkaniyet ölçüsünde bir muhalefetin önünü açmalı; ölçülü sevmeliyiz.
Peki neden hem siyasetle hem de sanatla alakalı iki örnek verdim bu konuda? Çünkü siyasetin üstüne sinen koku, edebiyat ürünlerinden çıkıyor. Edebiyatta mayalanan tat, siyaseti şekillendiriyor. Hatta ekonomiyi etkiliyor bu atmosfer, çalışma alanlarımıza sirayet ediyor. Samimiyetin tuzla buz olması da işte tam bu yüzden. Sanrılar, duyumlar, kapı arkasında fiskoslarla büyüyen herhangi bir baskın damar diğer damarları da zehirliyor. Tersi de mümkün. Siyasette esecek olumlu bir rüzgarın toplumun tüm ana damarlarına bulaşması da mümkün.
Çok açık bir soru sorayım size. Kendisini başından sonuna kadar ilkeleriyle ören kaç tane medya organı tanıyorsunuz? İlkeler! Yanlış, doğru, iyi, kötü… İlkeler. Yok. Ben göremiyorum. Ölümüne taraftarlık ve ölümüne karşıtlıkla var ediyor hepsi kendilerini. Dolayısıyla arka planı görmemiz imkansız hale geliyor. Hangi ana dal olursa olsun o alanda toplumun önünde giden insanlar renk veriyor diğer her şeye.
Mesela Tayyip Erdoğan’a bu kadar yüklenmek doğru mu sizce? Ufku o çizsin, meseleyi o çözsün, elini taşın altına o koysun, o konuşsun, çıtayı o belirlesin, düşmanı o işaret etsin, tehlikeyi o uyarsın. Hep o üretsin. Bütün taraftar medya, “hurra” peşinden gitsin; muhalif medya “inadına” karş ı çıksın. Böyle bir atmosferden hayır gelir mi?
Hakan Albayrak’ın siyasi bağlamda söylediği bir şeydir ama meseleye cuk oturduğu için burada bahsetmemek olmaz: Hür Yandaşlık. “Hür yandaşlık” kavramı, basittir ama meseleyi özetler. Sevgimiz bizi sevdiğimize tutsak etmemeli. Eleştirimiz, öfkeye dönüşüp bizi doğrulara karşı kör etmemeli.
Sevgimiz, bizi sevdiğimize tutsak ediyor
Reviewed by Habersizim
on
09:51:00
Rating:

Hiç yorum yok: