1) “Büyük bir önder” 2) “Bir Türk lideri” 3) “Dediği dedik bir Türk önderi” 4) “Otoriter bir Türk lideri” 5) “Bir Türk diktatör”
İnsanoğlundan sadır olan kitapların en güzellerinden biridir Küçük Prens romanı. Gülü seven ve dikenine katlanan Küçük Prens'in nazarından dünyanın tuhaf hallerinin tasviri. Çocuk romanı mı? Evet; ama, geçen sene vizyona giren Küçük Prens filminde de vurgulandığı gibi (ki bu film Küçük Prens romanının filmi değil bu romanı konu alan bir filmdir) , hiç büyümeyen çocukların yahut çocukça duygularını muhafaza eden yetişkinlerin de romanı.Küçük Prens'in memleketi, çok kuvvetli bir ihtimalle, B 612 gezegenciğidir. Bu gezegencik (asteroit), yeryüzünde ilk olarak miladi 1909 senesinde bir Türk astronomun teleskopuna yakalanmıştır. O Türk astronom, buluşunu Uluslararası Astronomi Kongresi'nde dünya bilim çevrelerinin dikkatine sunar ve fakat kimse oralı olmaz.
Frenkler, adamcağızın alaturka kılık kıyafetine gülmekten asteroitle ilgilenmeye fırsat bulamazlar. Umurlarında da değildir zaten. 'Bu soytarı ne anlasın astronomiden?' havasındadırlar. B
612'nin dünya bilim literatürüne girmesi ancak Türkiye'de kılık-kıyafet devriminin olması ve aynı Türk astronomun aynı yerde aynı sunumu bu defa Avrupai bir kılık kıyafet içinde yapmasıyla mümkün olacaktır. Çünkü "büyükler böyledir işte." Yazar Antoine de Saint-Exupery'nin şekilcilikle dalga geçtiği bu bölüm, romanın Türkçe tercümesinde dananın kuyruğunun koptuğu yerdir. Türkçemizdeki onlarca Küçük Prens tercümesinde o bölümdeki 'kritik' bir ifade o kadar farklı ve birbirine zıt şekillerde sunulmuş ki, farklı yazarların söz konusu olduğu fikrine kapılabilirsiniz.
Mesela Gül Yayınevi'nın neşrettiği tercümede (Yayıma Hazırlayan: Cevdet Yalçın) ilgili bölüm şöyle:
"Küçük Prensin geldiği gezegenin asteroid B 612 olduğunu gösteren oldukça güçlü kanıtlarım var. Bu asteroid, yalnız bir kez 1909 yılında doğulu bir gökbilimci tarafından teleskopla görüldü. Gökbilimci, Uluslararası Astronomi Kongresi’nde bu buluşunu uzun uzadıya anlatmış, fakat kıyafeti acayip olduğu için, kimse onun sözüne inanmamıştı. Büyükler böyledir işte, inanmazlar. Aynı gökbilimci çağdaş bir kıyafetle aynı açıklamayı yaptı. Bu kez herkes onun düşüncelerini doğru buldu." "Fahriye Abla" şairi Ahmet Muhip Dranas'ın tercümesinde (Kapı Yayınları) ise şöyle verilmiş o bölüm:
"Bazı işaretler Küçük Prens’in üzerinde yaşadığı gezegenin 'B 612' olduğunu gösteriyordu. Bu yıldızı, yalnız bir defa, 1909 yılında, bir Türk gök bilgini görmüştü. Bilgin o zaman bu keşfini milletlerarası astronomi kongresinde önemle açıklamıştı. Gel gelelim, tuhaf kıyafetinden ötürü kendisine inanmamışlardı. Büyükler böyledir. Bereket, Türkler sonradan büyük bir önderin yardımıyla Avrupalılar gibi giyinir oldular da B 612 yıldızının ünü kurtuldu. Daha doğrusu, o Türk gök bilgini, 1920 yılında, çok zarif bir elbiseyle tekrar kongreye katıldı, keşfini orada bir daha anlattı ve bu defa herkesi kendisine inandırdı."
Neymiş? "Türkler sonradan büyük bir önderin yardımıyla Avrupalılar gibi giyinir oldular" mış. İyi ama nerden çıktı şimdi bu? Gül Yayınevi'nin tercümesinde hiç yok böyle bir şey. Cevdet Yalçın, bu kadar önemli bir hususu gözden kaçırmış olabilir mi? Yoksa Ahmet Muhip Dranas, Saint-Exupery'nin romanına Kemalist bir ilavede bulunmaya mı cüret etti? Kafamızı karıştıran bir şey daha var: Ahmet Muhip Dranas'a göre Küçük Prens'in gezegenini keşfeden gökbilimci Türk'tü. Halbuki Cevdet Yalçın "doğulu" diyor. Türk olduğunu bildiği halde Türk demekten imtina mı etti, Cevdet Yalçın? Yoksa Ahmet Muhip Dranas, Saint-Exupery'nin terminolojisine milliyetçi bir müdahalede mi bulundu?
Cemal Süreya ve Tomris Uyar'ın beraber yaptığı tercümenin (Can Yayınları) ilgili bölümüne bakalım hele:
"...Bu gezegeni bir zamanlar teleskopla ilk kez gören biri olmuş: 1909’da bir Türk gökbilimcisi. Bu konuda hazırladığı raporu Uluslararası Gökbilimciler Kurultayı’na sunmuş. Ama başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte. Bereket versin, Astereid B-612’nin onurunu kurtarmak için dediği dedik bir Türk önderi tutmuş, bir yasa koymuş: Herkes bundan böyle Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak. 1920 yılında aynı gökbilimci bu kez çok şık giysiler içinde Kurultay’a gelmiş. Tabi bütün üyeler görüşüne katılmışlar."
Neymiş neymiş? O gökbilimci gerçekten Türk'müş. Dranas'ın "büyük önder"i ise aslında "dediği dedik bir Türk önderi" imiş. Üstelik, Dranas'ın hiç değinmediği bir Avrupai kılık-kıyafet dayatmasından, ucu ölüm cezasına varan bir baskıdan da bahsediliyor burada. Başka bir mütercim, Atakan Ural, işin içinden çıkamamış olacak ki, tercümesinde (Pupa Yayınları) "bir Türk lideri" deyip geçmiş. Geçerken, Dranas'ın aksine, Avrupai kıyafeti zorunlu kıldığına ve buna uymayanları ölüm cezasıyla korkuttuğuna da değinmiş ama.
İş, Dranas'ın tercümesinde okuduğumuz "büyük bir önder" in "yardım"ından çok farklı yerlere gidiyor. Durun bakalım ne olacak. Naime Erkovan'ın tercümesine (Şule Yayınları) bakıyoruz: "...otoriter bir Türk lideri, halkına Avrupai giysiler giyme zorunluluğu getirdi; aksine davrananlar ölüm cezasına çarptırıldı."
Ortalık yavaş yavaş kızışıyor farkındaysanız. Resmen "otoriter" diyor Naime Erkovan. Bunun bir adım ötesi "diktatör"dür yahu!
Buyurun işte, Fahrettin Arslan'ın tercümesinde (Hece Yayınları) hiç eğilip bükülmeden yazılmış:
"Bir Türk diktatör, halkını, ölümle tehdit ederek Avrupalılar gibi giyinmeye mecbur etti."
S. İpek Ortaer Montanari'nin tercümesinde de (İthaki Yayınları) aynen öyle: "Bereket versin ki, B-612 asteroitinin ünü için de önemliydi bu, bir Türk diktatör halkına, idam cezası zoruyla Avrupalılar gibi giyinmeyi dayattı."
Bakar mısınız, tercümelerde nereden nereye geldik? Peki aslı nedir bunun? Exupery "büyük bir önder" mi dedi, "dediği dedik bir Türk önderi" mi, "bir Türk lideri" mi, "otoriter bir Türk lideri" mi, "bir Türk diktatör" mü? Ölüm cezasından bahsetti mi bahsetmedi mi?
Çare yok, Saint-Exupery'nin orijinal ifadelerine bakacağız mecburen. Küçük Prens'in orijinalinde, B 612 asteroitinin keşfiyle alâkalı bölüm aynen aşağıdaki gibi: J’ai de sérieuses raisons
de croire que la planète d’où venait le petit prince est l’astéroïde B 612. Cet astéroïde n’a été aperçu qu’une fois au télescope, en 1909, par un astronome turc.
Il avait fait alors une grande démonstration de sa découverte à un Congrès International d’Astronomie. Mais personne ne l’avait cru à cause de son costume. Les grandes personnes sont comme ça. Heureusement pour la réputation de l’astéroïde B 612 un dictateur turc imposa à son peuple, sous peine de mort, de s’habiller à l’Européenne. L’astronome refit sa démonstration en 1920, dans un habit très élégant. Et cette fois-ci tout le monde fut de son avis.
Fransızca bilmesek de "dictateur turc"un Türk diktatör demek olduğunu şıp diye anladık. Aynı cümlede geçen "mort"ın ölüm anlamına geldiğini de.
Ziya Güler
SAINT-EXUPERY ROMANIN BU BÖLÜMÜNDEKİ O YERDE NE DEDİ?
Reviewed by Habersizim
on
04:15:00
Rating:

Hiç yorum yok: