Ortaokuldan sınıf arkadaşım, sıkı fenerli, montaj sanayinin simge kuruluşu Koç Holding’in CEO’su Mustafa Koç geçici âlemde aramızda ayrıldı Nokta. Arkasından ne gibi re bir vefat temennide bulunabileceğimi doğrusu bilemedim. Bu tereddüttü de sizlerle paylaşmak istedim.
Kadim geleneğimiz bize ölülerimizin, ama kendi ölülerimizin arkasından konuşmamayı, en azından kötü konuşmamayı öğretir. Gene de bunu yapmaktan hiç de geri durmayız.
İstanbul Türkçesinde ölen bir Müslümanın ardından Allah rahmet eylesin denir. Allah rahmetiyle muamele eylesin bunun daha nazik biçimidir, çünkü amelimiz ile değil, rabbimizin lütuf ve keremi ile yargılanmayı umut ederiz. Sadece kendimiz için değil rabbine yürüyen kişi için de.
Müteveffanın yakınlarına ‘başınız sağ olsun’ denmez, büyük ayıptır. ‘Başımız sağ olsun’ demek, yakınlarının acısını paylaşmasının daha nazik bir tarzıdır.
Allah taksiratını veya günahlarını affetsin temennisi genellikle ehli kitap için kullanılır, ama gizli bir takdir veya onay da içerir. Buna karşılık ‘dinince dinlensin’ sözü ölen kişiye karşı uzak durmanın, onunla aramıza mesafe koymanın ifadesidir.
Allah bizi şefaatine nail eylesin ise ölen kişiye duyulan gizli bir hayranlığın, onun amellerine imrenmenin ifadesidir. Bizlere ve benim kuşağıma büyük emeği geçen rahmetli Ahmet Şişman’ ın vefat haberini alınca ağzımdan ister istemez bu sözlerin döküldüğünü hatırlıyorum.
Bazı insanların ardından ise şu beyitler cuk yerine oturur. Ne kendi etti rahat, ne cümleye verdi huzur. Geberdi gitti, dayansın şimdi ehli kubur. İşte İstanbul terbiyesi bize bu kategoriye giren insanlar için ‘toprağı bol olsun’ kalıbını öngörür. Ölünün arkasından küfretmenin nazik bir ifadesidir ve gerçekten kullanımı ayıptır. Azerbaycanlı ve Doğulu kardeşlerimizin yerinde ifadesi ile atası, yani babası ve dedesi için bu kalıbı kullanan bir cühela güruhu türedi. Bunu bilerek yapıyorlarsa ayıp, bilmeden yapıyorlarsa da gafletin dik alası.
Ateşi boş olsun, çok belirgin bir tutumun ifadesidir ve kavgada bile söylenmez.
Kadim geleneğimiz ölenin kabrini ziyaret ederken dua etmemizi önerir. Bazı insanlar ise amelleri dolayısıyla rahmeti ilahiden tart edilmişlerdir. Onların kabirlerini ziyaret ederken Müslüman kabirlerinde olduğu gibi dua edilmez. Bunu yapan cahillere (!) sosyal medyada Nobel ödüllü görgüsüz (!) bilim adamımız Azizi Sancar’a olduğu gibi “kıro, hırbo, zonta, maganda” diye tempo tutulur. Onların kabirlerindeki özel deftere yazı yazılıp şikâyette bulunulur.
Bu cenazeye gitmeyeceğim, ama gitsem bile terbiyem - ve tabii gerçek bir İstanbul hanımefendisi olan ve beni de bu terbiye ile yetiştirmeye azami çaba sarf etmiş olan annem, Mualla Hanım - Çiğdem teyzeye “başınız (!) sağ olsun” dememe bile izin vermez. Devamlı kaybolan değerli kalemlerimin hesabı ise galiba ilahi adalete kaldı.
Kadim geleneğimiz bize ölülerimizin, ama kendi ölülerimizin arkasından konuşmamayı, en azından kötü konuşmamayı öğretir. Gene de bunu yapmaktan hiç de geri durmayız.
İstanbul Türkçesinde ölen bir Müslümanın ardından Allah rahmet eylesin denir. Allah rahmetiyle muamele eylesin bunun daha nazik biçimidir, çünkü amelimiz ile değil, rabbimizin lütuf ve keremi ile yargılanmayı umut ederiz. Sadece kendimiz için değil rabbine yürüyen kişi için de.
Müteveffanın yakınlarına ‘başınız sağ olsun’ denmez, büyük ayıptır. ‘Başımız sağ olsun’ demek, yakınlarının acısını paylaşmasının daha nazik bir tarzıdır.
Allah taksiratını veya günahlarını affetsin temennisi genellikle ehli kitap için kullanılır, ama gizli bir takdir veya onay da içerir. Buna karşılık ‘dinince dinlensin’ sözü ölen kişiye karşı uzak durmanın, onunla aramıza mesafe koymanın ifadesidir.
Allah bizi şefaatine nail eylesin ise ölen kişiye duyulan gizli bir hayranlığın, onun amellerine imrenmenin ifadesidir. Bizlere ve benim kuşağıma büyük emeği geçen rahmetli Ahmet Şişman’ ın vefat haberini alınca ağzımdan ister istemez bu sözlerin döküldüğünü hatırlıyorum.
Bazı insanların ardından ise şu beyitler cuk yerine oturur. Ne kendi etti rahat, ne cümleye verdi huzur. Geberdi gitti, dayansın şimdi ehli kubur. İşte İstanbul terbiyesi bize bu kategoriye giren insanlar için ‘toprağı bol olsun’ kalıbını öngörür. Ölünün arkasından küfretmenin nazik bir ifadesidir ve gerçekten kullanımı ayıptır. Azerbaycanlı ve Doğulu kardeşlerimizin yerinde ifadesi ile atası, yani babası ve dedesi için bu kalıbı kullanan bir cühela güruhu türedi. Bunu bilerek yapıyorlarsa ayıp, bilmeden yapıyorlarsa da gafletin dik alası.
Ateşi boş olsun, çok belirgin bir tutumun ifadesidir ve kavgada bile söylenmez.
Kadim geleneğimiz ölenin kabrini ziyaret ederken dua etmemizi önerir. Bazı insanlar ise amelleri dolayısıyla rahmeti ilahiden tart edilmişlerdir. Onların kabirlerini ziyaret ederken Müslüman kabirlerinde olduğu gibi dua edilmez. Bunu yapan cahillere (!) sosyal medyada Nobel ödüllü görgüsüz (!) bilim adamımız Azizi Sancar’a olduğu gibi “kıro, hırbo, zonta, maganda” diye tempo tutulur. Onların kabirlerindeki özel deftere yazı yazılıp şikâyette bulunulur.
Bu cenazeye gitmeyeceğim, ama gitsem bile terbiyem - ve tabii gerçek bir İstanbul hanımefendisi olan ve beni de bu terbiye ile yetiştirmeye azami çaba sarf etmiş olan annem, Mualla Hanım - Çiğdem teyzeye “başınız (!) sağ olsun” dememe bile izin vermez. Devamlı kaybolan değerli kalemlerimin hesabı ise galiba ilahi adalete kaldı.
Mustafa Koç’un ardından ne demeli?
Reviewed by Habersizim
on
09:49:00
Rating:

Hiç yorum yok: