DEVLET KURUCUSU, STRATEJİST, KOMUTAN, FİLOZOF, EĞİTİMCİ VE REHBER
“Benden sonra peygamber gelecek olsaydı Hattap oğlu Ömer olurdu.” Hz. Muhammed (SAV)
1.HALİFE SEÇİLMESİ
Hz. Peygamber'in vefatına yakın Medine, dine bir darbe indirmek için İslam'ın kurucusunun ölümünü bekleyen, velilik taslayan münafıklarla doluydu. Böyle bir ortamda Hz. Peygamber (SAV) vefat edince, daha onun mübarek na’şı defnedilmeden, bir adam gelerek Hz. Peygamber'in cenaze işleriyle meşgul olan Hz. Ömer'i (RA) dışarı çağırdı. Adam Ensar'ın Beni Saide Sakifesi'nde (Konağında) toplanarak hilafet münakaşası yaptıklarını, fitnenin patlamak üzere olduğunu haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber defnedilmeden Hz. Ebubekir'i (RA) de yanına alan Ömer, hemen Ensar'ın toplandığı yere gitti. Oraya vardıklarında Evs ve Hazreç kabileleri hilafet tartışmasına kapılmıştı. Aynı zamanda Benî Haşimiler de Fatıma (RA)'nın evinde toplantı halindeydi. Durum kritikti. Fırtınanın kopmak üzere olduğunu sezen Ömer, hiç vakit kaybetmeden bir eliyle Ebubekir'in elini tutarak, ona halife olarak ilk biat edenin kendisi olduğu ilan etti. Onu Hz. Osman, Ebu Ubeyde bin Cerrah ve Abdurrahman bin Avf takip etti. Böylece kopmak üzere olan bir fırtına dindirildi.
2. HZ. ÖMER DÖNEMİNDE YAPILAN FETİHLER
Büyük Halife Ömer döneminde Suriye, Mısır, Kuzistan, Irak'ın her iki kısmı (Arap-Acem), Ermenistan, Azerbaycan, Fars, Kirman, Horasan ve Belucistan'ın bazı kısımları dâhil, toplam 2.251.030 kilometrekare alan fethedilmiş, Küçük Asya denilen Anadolu ise istila edilmiştir. Bu dönemde İslam orduları Ömer'in (R.A.) emriyle cepheden cepheye koşmuş ve ordunun bütün idare ve teşkilatı kendi deha ve düşüncesinin eseri olmuştur. Ordunun teşkil ve idaresi, yığınaklanma ve konuş yerlerinin seçimi, kışlaların plan ve inşaatı, atların tımarı, kalelerin emniyeti, mevsimlere göre istila ve seferlerin tanzimi, kuvvetlerin harekâtı, istihbarat ve haberci hizmeti, subayların seçimi, muhasara silahları ve benzeri diğer şeyler Ömer (R.A.) tarafından getirilmiş ve ehliyetle idare edilmiştir.
Romalılar, Şam'ı fetheden İslam ordusunun komutanı Ebu Ubeyde'ye, Ürdün'ün fethi sırasında Fahl dolaylarındayken bir mektup göndererek, barış şartlarını müzakere etmek üzere bir elçi göndermesini rica ettiler. Ebu Ubeyde bu işle Muaz bin Cebel'i görevlendirdi. Romalıların karargâhına giden Muaz, Romalı komutanın altından bir halı üstünde oturduğunu görünce aniden durdu. Gelip oturmasını söyleyen Romalı generale, fakir insanlardan zor ve tehdit yoluyla alınan paralarla yapılan bir halının üstünde oturmayacağını söyleyerek yere oturdu. Romalılar, ona hürmet etmek istediklerini fakat kendine hürmeti olmayan birine bunu yapamadıklarını söyleyerek teessüflerini bildirdiler. Bu söze öfkelenen Muaz dizleri üstünde doğrularak bağırdı:" Sizin hürmet dediğiniz şeye ben metelik vermem. Eğer yere oturmak kölelerin alışkanlığı ise, biliniz ki Allah'ın benden daha iyi bir kölesi olmaz." Onun bu sert konuşmasına şaşıran Romalılardan biri, Müslümanların arasında ondan daha büyük biri olup olmadığını sordu. Muaz cevaben :"Böyle bir haddini bilmezlik suçundan Allah'a sığınırım; eğer en kötüsü ben değilsem bu bana yeter." dedi. Bir müddet daha bekleyen Muaz Romalılara söyleyecekleri bir şey yoksa artık gitmek istediğini söyledi. Bunun üzerine Romalılar, Çevredeki diğer -Habeşistan, İran gibi - zayıf ülkeler dururken, neden dünyanın en kuvvetli ordusuna sahip Roma topraklarına saldırdıklarını sordu. Muaz şu cevabı verdi:
"Her şeyden evvel İslam'ı kabul etmenizi, yüzünüzü Kıblemize dönerek namazlarınızı kılmanızı, şarap içmeyip, domuz eti yememenizi rica ederiz. Buna uyarsanız kardeşlerimiz olursunuz. Eğer İslamiyet'e uymaya meyliniz yoksa o zaman cizyeyi ödersiniz. Fakat her iki şıkkı da kabul etmezseniz o zaman kılıç aramızda yegâne hakem olur. Sayınızın fezadaki yıldızlarla yarışabileceğini söylediniz, fakat sayıca çokluk veya azlık bizim için hiç önemi olmayan bir husustur. Yüce Allah buyurur ki: "Nice küçük kuvvetler büyük orduları Allah'ın izniyle yenmiştir." İstediği zaman canınızı ve malınızı alabilecek bir imparatorun tebaası olmakla gurur duyuyorsunuz. Hâlbuki bizim kendimize baş olarak seçtiğimiz kişi hiçbir hususta bizden önde olamaz. Zina işleyecek olursa recm edilir; hırsızlık yaparsa eli kesilir. O zevk odalarının köşelerinde gizlenmez, kendini bizden üstün tutmaz. Mal mülk bakımından da bizden daha zengin değildir.
Ebu Ubeyde komutasındaki İslam orduları tarafından kuşatılan Kudüslüler teslim olmak için bizzat Halifenin gelerek barış anlaşmasını imzalamasını şart koştu. Bunun üzerine Hz. Ali'yi vekil halife olarak bırakan Ömer Kudüs'e hareket etti. Müslüman generallerle Cabiye'de buluşan Hz. Ömer, onu karşılayan Yezid bin Ebi Süfyan ve Halid Bin Velid'i kabul ettiğinde, onların en zengin dokuma ipekten elbiseler giydiklerini, parlak elbiseleri ve heybetli duruşlarıyla İranlıları andırdıklarını gördü. Gördüklerine hiddetlenen Ömer atından atladığı gibi yerden bulduğu taşlarla "Şimdiden İranlılar ın adetlerine alıştınız demek" diyerek onları taşladı.
Andlaşmanın onaylanmasını müteakip Ömer Kudüs'e hareket etti. Halife Kudüs'e yaklaşınca Ebu Ubeyde ve ordunun diğer subayları Emir-ül Mü'minin'i karşılamaya geldiler. Hz. Ömer ile yanındakilerin eski püskü giysilerinden utanan Müslümanlar, Devlet Başkanlarını gören Hristiyanların neler düşünebileceklerini zihinlerinden geçirince izzeti nefisleri rencide oldu ve Hz. Ömer'e muhteşem bir Türk atı ile kıymetli kumaşlardan dikilmiş bir elbise getirdiler.Fakat Ömer bu teklifi reddederek Allah'ın kendisine bahşettiği şerefin İslam'a ait olduğunu ve bunun da kendisine yettiğini söyledi. Kudüs'e üstündeki mütevazı kıyafetle girdi.
Halid Bin Velid'in bazı aşırı hareketleri uzun zamandan beri Halife Ömer'i rahatsız ediyordu. Halid Halifeye ordunun harcamaları ve artan mal varlığı hakkında hesap verme alışkanlığında olmadığından, ikaz edilerek, kendisinden gelecekte daha dikkatli hesap tutması istendi. Halid yazdığı cevapta Hz. Ebubekir zamanından beri aynı usulle çalıştığını bundan böyle başka usuller tatbik edemeyeceğini ifade etti. Hz. Ömer Halid'i tekrar uyararak, Başkumandanlık görevine ancak, ordunun harcamalarını düzenli şekilde takdim etmek kaydıyla devam edebileceğini bildirdi. Bu şartı kabul etmeyen Halid görevinden alınarak, Ebu Ubeyde'nin altında daha düşük rütbeli bir göreve atandı. İlerleyen zamanda Halid bir şaire on bin dirhem ihsanda bulundu. Kurduğu mükemmel haber alma teşkilatı sayesinde durumu öğrenen Hz. Ömer Ebu Ubeyde'ye yazdığı mektupta; Halid'in bu parayı kendi mülkünden vermişse, israfta bulunmuş olacağını, devlet malından vermişse, emanete hıyanet etmiş olacağını her iki halde de azlinin gerektiğini bildirdi. Azil emrini getiren haberci herkesin önünde bu parayı hangi kaynaktan verdiği hususunda Halid'i sorguya çekti. Hz. Ömer Halid'in kabahatini itiraf etmesi halinde affedilmesini emretmişti. Fakat Halid böyle bir itirafta bulunmadı. Bunun üzerine haberci Halid'i görevinden azletti. Heybetli kılıcıyla Irak ve Suriye'yi fetheden ve bütün İslam dünyasında eşi bulunmayan bir general olan Halid'in, bütün bu gurur kırıcı hallere ağzından bir mırıltı bile çıkmadan katlanması hayret vericidir.
Medine'ye yolculuk sırasında Humus'ta Emir-ül Mü'minin Hz. Ömer'in kendisini Suriye'ye baş tayin ettiğini, fakat bu ülkeyi tamamen zapt ettikten sonra kendisini azlettiğini söylemesi üzerine askerin biri ayağa kalkarak:
"Dilini tut Reis! Bu gibi sözler fesat doğurabilir." dedi.
"Evet" dedi Halid, "Fakat Hz. Ömer yaşadıkça fesat gelişemez."
Halid Medine'ye gelip Hz. Ömer'i ziyaret ederken;
"Ya Ömer, Vallahi bana haksızlık ediyorsun!" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer:
"Bu kadar serveti nasıl biriktirebildin?" diye sordu. Halid:
"Harp ganimetlerinden" diye cevapladı. Sonra da elindeki altmış bin dirhemin dışında kalan bütün parayı, devlete devretmeye razı olduğunu söyledi. Yapılan hesap sonucu yirmi bin dirhemi devlete verdi. Sonuçta, Hz. Ömer eski Başkumandana "Vallahi seni severim ve hürmet ederim." dedi. Sonra da bütün valilere mektup yazarak onlara Halid'i ona gücendiği veya onu emanete hıyanetten suçlu bulduğu için vazifesine son vermediğini, ancak halk ın ona gittikçe daha çok bağlandığını, binaenaleyh hayranlarının her şeyin Allah tarafından takdir edildiğini anlaması için onu vazifeden almanın yerinde bir hareket olduğunu düşündüğü bildirdi.
Hicretin 17. yılında Kuzistan'ın fethi kapsamında, Shustar kuşatması sırasında kaleye kapanan İran komutanı Hürmüzan, kararın Ömer'e bırakılması halinde teslim olacağını söyledi. Alınıp Medine'ye getirilen Hürmüzan, Emir-ül Mü'minin'in nerede olduğunu sordu. Ona cami avlusunda toprak kanepe üstüne uzanmış olan Hz. Ömer gösterildiği zaman şaşkınlığa uğradı. Hürmüzan cami avlusuna girdiğinde onun göz kamaştırıcı elbiselerini hayretle süzen halktan yüzlerce kişi tarafından takip edildi. Hz. Ömer yaklaşan ayak seslerini duyarak gözlerini açtığı zaman karşısında İran ihtişamının timsalini buldu. Bu mücevherat ve ipek yığınını baştan aşağı süzdükten sonra kenarda duran halka hitap ederek: "Bunlar aşağılık dünyanın aldatıcı cazibeleridir." dedi.
3. HZ. ÖMER’İN DEVLET ADAMLIĞI
Ömer (R.A.) önünde bir örnek olmadığı halde, demokratik bir devletin temellerini attı. Devrin kendine özgü şartlarından dolayı tüm yönleriyle demokratik bir rejim geliştirilememiş olsa bile, bu dönemde demokratik hükumet şekli için gerekli esaslar vücuda getirildi.
Halife Ömer, ne zaman önemli bir sorun hakkında karar verecek olsa, İstişari (Danışma) Meclisi toplar, serbest tartışma ve çoğunluğun rızası olmadan hiçbir mesele hakkında karar vermezdi. Şura Meclisini topladıktan sonra onlara: "Devlet idare etme hususunda bana hamledilen yükü paylaşmaya iştirak etmeniz için size burada toplanma zahmeti vermiş bulunuyorum. Çünkü ben sadece içinizden biriyim ve benim isteklerime tabi olmanızı arzu etmiyorum" derdi. Ömer (RA), meşveretsiz hilafeti meşru saymazdı.
Demokratik bir hükumet rejiminin en büyük özelliği, şahsi haklar bağlamında yöneticinin halk kitleleriyle tamamen eşit seviyede tutulması, hiçbir imtiyaz iddia edememesi ya da hiçbir kanun mükellefiyetinden muaf tutulmaması, devlet gelirinden ancak geçimi için gerektiği kadar maaş alması, yönetici olmak hasebiyle günlük hayatta kendisine hiçbir üstünlük atfedilmemesi, yetkilerinin tahdit edilmesi ve her vatandaşın onu tenkit etme hakkını haiz olmasıdır. Bu umdeler Ömer (RA)'in hilafeti sırasında en yüksek dereceye kadar geliştirildi. Bir konuşmasında kendi yetki ve sorumluluklarını açıklarken: "Benim sizin paranız, devlet hazinesi üzerindeki hakkım, bir kişinin vesayeti altında bulunan bir yetimin malı üzerindeki hakkından daha fazla değildir. Zenginsem hiçbir şey almam. Muhtaçsam, adet üzere geçimime yetecek kadar alırım. Üzerimde sizlerin benden talep etmesi gereken çok haklar ınız vardır. Bu haklardan bir tanesi benim gayri meşru olarak gelir ve ganimet toplamamamdır. İkincisi elime geçen gelir ve ganimeti gayri meşru bir tarzda harcamamamdır. Bir diğeri de maaşlarınızı artırmak, hudutlarınızı muhafaza etmek ve sizi gereksiz tehlikelere atmamamdır." demiştir.
Ömer (RA), devlet memurlarının vazifeleri hakkında halkın bilgilenmesine özel önem verirdi. Bir defasında halkın huzurunda memurlara hitap ederken şöyle demişti: "Biliniz ki sizi halka tahakküm ve zulmetmek için tayin etmedim. Sizi halka örnek olacak önderler olarak gönderdim. Müslümanlara haklarını veriniz ve onlara şiddet uygulayarak küçük düşürmeyiniz. Gurura kapılma hatasına düşmemeleri için onları fazla övmeyiniz. Kapılarınızı onların yüzüne kapatmayınız ki içlerinde kuvvetli olanlar zayıfları yemesin. Ve onlardan üstünmüşsünüz gibi hareket etmeyin, çünkü bu onlara tahakküm etmek demektir."
Onun döneminde memur olabilmek için adaylar; "Türk atına binmeyeceğine, (Türk atı o dönemde bugün bazı otomobillerin olduğu gibi zenginliğin, ihtişamın sembolüydü) ince ve zarif elbiseler giymeyeceğine, kapısında kapıcı bulundurmayacağına, muhtaç olanlara kapısını her zaman ardına kadar açık tutacağına" dair söz vermek zorundaydı. Bir şahıs bir memurluk vazifesine atandığı zaman ayrıntılı mal beyanında bulunur ve bu beyan kayıtlarda saklanırdı. Mali durumunda fevkalade bir artış fark edilirse bunu açıklaması istenirdi.
Hac mevsiminde bütün memurların Mekke'ye gelmesi mecburiydi. Burada yapılan toplantıda Halife halkı herhangi bir memur hakkında şikâyeti varsa açıklamaya davet ederdi. Hastaları ziyaret etmeyen ve makamlarına fakirlerin kolaylıkla giremediği memurlar tereddütsüz vazifeden uzaklaştırılırdı. Rüşvetle mücadele kapsamında, memur maaşları ek gelire ihtiyaç duyurmayacak kadar yüksek tutulmuş; zengin ve nüfuz sahibi olmayanın hâkimliğe tayin edilmemesi kaidesi konulmuştu. Ayrıca hâkimlerin ticaret yapmalarına, çarşılarda alım ve satım yapmalarına izin verilmezdi. Halife Ömer (RA) her sene vergiler başşehre ulaşınca Kûfe ve Basra'dan onar dürüst adam çağırtarak onlara yemin verdirdikten sonra vergi tahsili sırasında herhangi bir Müslüman veya Zımmiye (Müslüman olmayan kitabi din mensupları; Yahudi, Hristiyan vd.) cefa verilip verilmediğini sorardı.
İdare memurlarına bir hitabında: "Parayı temiz tutmanın üç yolunu görüyorum. Birincisi, meşru vasıtalarla kazanılmasıdır. İkincisi, meşru şeylere harcanmalarıdır. Üçüncüsü ise gayri meşru şeylere sarf edilmesinin önlenmesidir.
Müslümanları uyardığı başka bir nutkunda ise: Siz Allah'ın yeryüzündeki halifelerisiniz ve ahalinin üzerinde iktidardasınız. Allah dininize nusret vermiştir. Binaenaleyh dininizin iki zümreden başka düşmanı olmayacaktır. Birincisi, İslam'a boyun eğmiş olanlardır, bunlar çalışıp ticaret yaparlarken siz onların kârlarından alırsınız. İkincisi, bir ihtilal için fırsat kollayanlardır, Allah onların kalbine korku salmıştır. Allah'ın orduları onları mağlup etmiştir.
Ömer(RA) her nutkunu şu cümlelerle bitirirdi: "Ey Allah'ım, benim ne bir hataya düşmeme, ne gaflet içinde hesap vermeye çağrılmama, ne de ihmale düşememe müsaade et!"
Ebu Musa el Eş'ari'ye yazdığı bir mektupta şöyle der: "Allah'ın hududu hususunda dikkatli ol, kendini kötü insanlardan koru ve onların birlik olmalarına müsaade etme. Eğer herhangi bir kabilenin İslam Devletinden intikam almaya meylettiğini görürsen, bu şeytani bir temayüldür ve bu anlar Allah'ın emrine boyun eğip iyi yola girinceye kadar kılıçla bastırılmalıdır."
Hz. Ömer'in devlet idaresine getirdiği yenilikler şunlardır:
1. Beytülmal veya devlet hazinesinin tesisi
2. Adil mahkemelerin tesisi
3. Hicri takvimin tayini
4. Emir-ül Mü'minin unvanını kullanması
5. Harp dairesinin teşkilatlandırılması
6. Maaşlı askeri ihtiyat birlikleri tesis etmesi
7. Arazi Gelir Dairesinin tesisi
8. Arazi keşfi ölçme ve büyüklük takdiri,
9. Nüfus sayımı
10. Kanallar inşa ettirmesi (Nil-Kı-zıldeniz-Akdeniz)
11. Kûfe, Basra, Cizre, Fustat(bugünkü Kahire) ve Musul gibi şehirlerin kurulması
12. Fethedilen ülkelerin vilayet bazında taksimata tabi tutulması
13. Gümrük vergilerinin konulması
14. Deniz mahsullerinin vergilendirilmesi
15. Yabancı tüccarlara İslam memleketinde ticaret yapma izni verilmesi
16. Hapishanelerin tesisi
17. Halkın durumunu yakından görebilmek için gece devriye gezilmesi
18. Emniyet şubesinin teşkilatlandırılması
19. Önemli noktalarda askeri merkezlerin tesis edilmesi
20. Şecereli ve şeceresiz atların tefriki
21. İstihbarat teşkilatının kurulması
22. Kimsesiz çocukların bakımı için tedbir alınması
23. Şehirlerde ve yollarda yolcular için misafirhanelerin tesisi
24. Yahudi ve Hristiyanlar dâhil fakir olanları maaşa bağlanması
25. Okulların tesis edilmesi
26. Hz. Ebubekir'i Kur'an'ı toplamaya ikna ederek kendi sorumluluğunda bu görevin yerine getirilmesi
27. "Es-Salatu Hayrun Minennevm" ibaresinin sabah ezanına eklenmesi
28. Teravih namazlarının cemaatle kılınması
29. Sarhoş olanların 80 kamçı ile cezalandırılması
30. Vakıf hukukunu tesis etmesi
31. Camilerde vaazların tanzimi
32. İmam ve müezzinlere maaş bağlanması
33. Hiciv yazan şairlerin cezalandırılması
HAZRETİ ÖMER - I
Reviewed by Habersizim
on
11:03:00
Rating:

Hiç yorum yok: